Ana Sayfa » Kıbrıs » Özgürgün, Tbmm Dışişleri Komisyonu'nda Konuştu

Özgürgün, Tbmm Dışişleri Komisyonu'nda Konuştu

"müzakereler Kesin Takvim İçermeli".

 
 
 Özgürgün, Tbmm Dışişleri Komisyonu'nda Konuştu
"ÇOK TARAFLI BİR TOPLANTIYLA ÇIKACAK ANLAŞMA İKİ TARAFIN REFERANDUMUNA SUNULMALI... AKSİ HALDE YENİ BİR HAYALKIRIKLIĞI KAÇINILMAZ OLUR"


"ÇÖZÜM İSTEĞİMİZİ BİRÇOK DEFA KANITLADIK""ANASTASİADES'TEN İVME KAZANDIRMASINI BEKLEMEK İRONİDEN İBARET"


"SU PROJESİ BAĞLARI PEKİŞTİRDİ, RUMLARA MESAJ VERDİ"


Lefkoşa, 19 Aralık 12 (T.A.K.): Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulunması için müzakerelerin sonuç odaklı olması ve kesin takvim içermesi gerektiğini söyledi. Özgürgün, yeni dönemde müzakerelerin başarılı olması için takvim çerçevesinde ve çok taraflı bir toplantıyla çıkacak anlaşmanın referanduma sunulması hedefiyle yürütülmesini istediklerini ifade etti.


Adada kapsamlı bir çözümün önünü açacak tek gerçekçi gelişmenin uluslararası toplumun Kıbrıs Türk ve Türk taraflarının uzun süredir ortaya koyduğu gerçekler ışığında irade belirtmesi ve bunun uygulanması yönünde Rum tarafını ikna etmesi olacağını ifade eden Özgürgün, şubat ayında yapılacak Rum başkanlık seçimlerinde seçilmesi muhtemel Nikos Anastasiades'in sürece yeni ivme kazandırmasını beklemenin ironiden ibaret olduğunu kaydetti.


Dışişleri Bakanı Özgürgün, Kıbrıs Türk ve Türk tarafının çözüm kararlılığını birçok kez kanıtladığını belirterek, "Önümüzdeki dönemde de iki halkın siyasi eşitliği, iki kurucu devletin eşit statüsü, sulandırılmamış iki kesimlilik ve Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin devamı çerçevesinde yeni bir ortaklık devleti kurulmasını sağlayacak kapsamlı bir anlaşmaya varmak için elimizden gelen tüm çabayı samimiyetle ortaya koymaya devam edeceğiz" dedi.


ÖZGÜRGÜN TBMM DIŞİŞLERİ KOMİSYONU'NDA KONUŞTU


Ankara'da bulunan Dışişleri Bakanı Özgürgün, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dışişleri Komisyonu'nda konuştu.


Özgürgün, Kıbrıs konusundaki siyasi gelişmelerle ilgili güncel bilgiler verdiği konuşmasında, 2004 yılında gerçekleştirilen eş zamanlı referandumlarda BM Genel Sekreteri'nin kapsamlı çözüm planının Rum tarafının ezici hayır oyuyla reddedilmesinin ardından beklenenin aksine Kıbrıs sorununda bir dönüm noktasına gelinmediğini söyledi.


"FİİLİ DURUM RUM TARAFININ KATILAŞMASINA HİZMET ETTİ"


Uluslararası camianın ilk şokun etkisiyle tabiri caizse Rum liderliğini yerden yere vurduğunu, ancak ilerleyen dönemde ortaya çıkan fiili durumun Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu daha da katılaştırmasına hizmet ettiğini belirten Özgürgün, şöyle dedi:


"Rum tarafının gayrıyasal ve tek taraflı ab üyeliği gerçekleşmiş, Kıbrıs Türk tarafı üzerindeki haksız kısıtlama ve izolasyonların kaldırılması yönündeki adımlar güney Kıbrıs Rum Yönetimi engeline takılarak, sonuç vermemiştir. Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelerin canlandırılması yönündeki çabalar ise, ancak dört yıl aradan sonra, Kıbrıs Türk tarafının ısrarlı girişimleri sonucunda amacına ulaşmıştır.


Bu çerçevede, 2008 eylül ayında BM gözetiminde Ada'da kapsamlı bir çözüme ulaşmak üzere başlatılan yeni müzakere süreci üç yılı aşkın bir süre 6 ana başlık altında yürütülmüştür. Bunlar: 1.Yönetim ve güç paylaşımı; 2. Avrupa Birliği; 3. Ekonomi; 4. Güvenlik ve garantiler; 5. Mülkiyet ve 6. Toprak."


TIKANIKLIK KONULARI


Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, bu başlıklardaki müzakerelerde ortaya çıkan tıkanıklık konuları hakkında da bilgi verdi.


Yönetim ve güç paylaşımı başlığında temel sorunların, federal yürütmenin seçim sistemi ve egemenlik esas olmak üzere, vatandaşlık ve dış ilişkilerin yürütülmesi konularında yaşandığını kaydeden Bakan Özgürgün, "Kıbrıs Türk tarafının özellikle yürütmenin seçimi ve egemenlik konularında masaya getirdiği alternatif öneriler Rum tarafınca gereken iyi niyetle değerlendirilmemiş ve nihayetinde sonuçsuz kalmıştır" dedi.


Avrupa Birliği başlığı altında çözümün AB'nin birincil hukuku haline gelmesi ve çözümden sonra AB müktesebatından kalıcı derogasyonların sağlanması konuları etrafında gelişen görüş ayrılıkları öne çıktığını ifade eden Özgürgün, "ekonomi" başlığında, merkez bankası dahil bazı organlarda temsiliyet ve karar alma mekanizması ile Kıbrıs Türk ekonomisinin AB müktesebatına uyumu için gerekli geçiş süresinin uzunluğu gibi konular üzerinde görüş ayrılıkları yaşandığını anlattı.


Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün; mülkiyet başlığında, Rum tarafının 1974 öncesi mal sahiplerinin mülke ilişkin son kararı vermesi yönündeki katı tutumunun, ilerlemeyi engellediğini; Kıbrıs Türk tarafının iki kesimlilik başta olmak üzere yerleşmiş BM parametreleri çerçevesinde bazı kriterler belirlenerek, mülkiyet hakkının tazminat, takas, iade veya alternatif mülk seçeneklerinden biri yoluyla karşılanması yönündeki yapıcı önerilerinin ise üçüncü çevrelerce destek bulmakla beraber, Rum tarafınca benimsenmediğini ifade etti.


Toprak başlığında, harita ve ilgili rakamların müzakere sürecinin en sonunda görüşülmesi konusunda taraflar arasında görüş birliğine varıldığını kaydeden Özgürgün, ancak sürecin son aşamalarında süreci tıkanma noktasına getiren menfi girişimlerinin bir parçası olarak Rum tarafının toprak ve mülkiyet başlıklarını ilişkilendirmeye çalıştığını belirtti.


Özgürgün, "Toprak başlığı altında tarafların bilinen en temel ayrılığı, Rum tarafının en az 100 bin Rum göçmenin geri dönmesine imkan sağlayacak büyüklükte bir toprak parçası talebine karşılık, Kıbrıs Türk tarafının toprak ayarlamalarının sulandırılamaz iki kesimlilik ve mümkün olan en az sayıda insanı göçmen durumuna düşürecek bir yaklaşımla yapılması gerektiği görüşüdür" dedi.


Hüseyin Özgürgün, "güvenlik ve garantiler" başlığındaki temel ayrılık noktasının, Rum tarafının garanti anlaşmasının bertaraf edilmesi yönündeki yaklaşımı karşısında, Kıbrıs Türk tarafının garanti anlaşmasının Anavatan Türkiye'nin etkin ve fiili garantisini güvence altına alacak şekilde devamı görüşü olduğunun herkesçe bilindiğini söyledi. 


"ANA HEDEF AB DÖNEM BAŞKANLIĞI ÖNCESİ KAPSAMLI ÇÖZÜMDÜ ANCAK..."


Garantiler konusunun, doğası gereği, sürecin sonunda garantör ülkelerin de katılacağı çok taraflı bir toplantıda ele alınması öngörüldüğünü ifade eden Bakan Özgürgün, açıkça ifade edilmese de müzakere sürecinin ana hedefinin Rum Yönetimi'nin AB dönem başkanlığı öncesinde kapsamlı bir çözüme ulaşmak olduğunu ancak bu hedefi hiçbir zaman benimsemeyen Rum tarafının oyalama taktikleri ve buna paralel sergilediği uzlaşmaz tutum sonucunda, Kıbrıs Türk tarafının tüm iyi niyetli çaba ve önerilerine rağmen, 2010 yılının son çeyreğinde müzakerelerde sonuca yönelik gerekli ilerleme sağlanamadığı açıkça ortaya çıktığını kaydetti.


Özgürgün, bu durumun farkında olan BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un son dönemde üçlü zirvelere ağırlık verdiğini Kasım 2010'dan bu yana himayelerinde iki liderin katılımıyla 5 kez üçlü görüşme gerçekleştirildiğini hatırlatarak bu çerçevede, 18 Kasım 2010'da New York'ta, 26 Ocak 2011'de Greentree'de, 7 Temmuz 2011'de Cenevre'de, 30-31 Ekim 2011'da Greentree New York'ta ve 22-24 Ocak 2012'de New York'ta üçlü görüşmeler yapıldığını anlattı.


30-31 Ekim 2011'deki dördüncü üçlü görüşmenin ardından Ban'ın açıklamasının, esasen zirvenin verimsizliğinin açık bir göstergesi olduğunu belirten Bakan Özgürgün, şöyle devam etti:


"Genel sekreter, iki taraf arasında ekonomi, Avrupa Birliği meseleleri ve iç güvenlik konularında kayda değer ilerleme sağlandığını, ancak yönetim, mülkiyet, toprak ve vatandaşlık gibi önemli konularda daha az ilerleme olduğunu ifadeyle, liderlerin Ocak 2012'ye kadar müzakerelerde 'son oyun'a (end game) geçilebilmesi için daha fazla çaba harcanması gerektiği konusunda hemfikir olduklarını ve liderleri Ocak 2012'de benzer bir formatta kendisiyle buluşmak için davet ettiğini açıklamıştı. Genel Sekreter o zamana kadar çok taraflı bir konferansa geçilebilecek ilerlemenin kaydedilmesi yönündeki beklentisini de vurgulamıştı."


Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, Genel Sekreter Ban'ın 6 Ocak 2012 tarihli mektubunda çok taraflı konferans gerektiğini ifade ettiğini, Kıbrıs Türk tarafının bunu olumlu değerlendirdiğini; New York'taki son üçlü görüşmede Ban'ın yoğun görüş alışverişi yaptığı yürütmenin seçimi, mülkiyet ve vatandaşlık konularında Kıbrıs Türk tarafının yapıcı önerilerle masaya gittiğini ancak Rum tarafının reddetmekle kalmadığını, herhangi bir çözüm önerisi de ortaya koymadığını belirtti.


BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un sınırlı ilerleme sağlanan zirveden sonra liderlere kararlı adımlar atması çağrısında bulunduğunu, özel danışmanı Alexander Downer'dan alacağı rapor çerçevesinde çok taraflı toplantı çağrısı yapabileceğini belirttiğini ancak Downer'ın 27 Nisan 2012'deki basın toplantısıyla çok taraflı toplantı için gerekli şartların oluşmadığını, mekik diplomasisine devam edeceğini söylediğini anlatan Özgürgün, şöyle konuştu:


"BELİRSİZLİĞE İTİLDİ"


"Nihai tahlilde, varılacak çıkmaz hususundaki tüm uyarılarımız; takvim ve çok taraflı toplantı yönündeki çağrılarımız; ve bu yöndeki yapıcı önerilerimize rağmen Rum tarafının uzlaşmaz yaklaşımı ve uluslararası camianın sürece yönelik ilgisizliği sonucunda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülen müzakere süreci belirsizliğe itilmiştir.


Kıbrıs Türk tarafı olarak, görüşme sürecinde yaşanan tıkanıklığı aşmak üzere bir kez daha adım atarak, esaslı müzakerelerde girilen durağan dönemde teknik komitelerin çalışmaları canlandırılarak, güven artırıcı önlemlerin ele alınmasını önerdik. Bu önerimiz BM yetkilileri tarafından olumlu karşılanmış ve son dönemde teknik komite toplantılarına ağırlık verilmiştir."


Bakan Özgürgün, 2008 yılında iki taraf arasında "suç ve suça ilişkin konular; Ekonomik ve ticari konular; Kültürel miras; Kriz yönetimi; İnsani konular; Sağlık ve çevre konularında günlük sorunların tartışılması amacıyla yedi teknik komite oluşturulduğunu", bununla birlikte AB'nin Güney Kıbrıs'ın tek yanlı ve gayrı yasal üyelik başvurusunu kabul ettiği günden başlayan tarihi hatalar zincirine son halkayı ekleyerek 1 Temmuz 2012'de dönem başkanlığını Güney Kıbrıs'ın üstlendiğini anlattı.


"TEKNİK KOMİTELERİ DE OLUMSUZ ETKİLEDİ"


Özgürgün, dönem başkanlığı ve Şubat 2013'te yapılacak başkanlık seçimlerinin, kapsamlı müzakerelerin geleceğini belirsiz kılmak yanında yeniden canlandırılan teknik komite çalışmalarını da olumsuz etkilediğini; kültürel miras dışındaki komitelerin kayda değer ilerleme sağlayamadığını söyledi.


PETROL VE DOĞALGAZ GERGİNLİĞİ


Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, tüm bu olumsuz gelişmeler yanında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tek taraflı yürüttüğü petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin yarattığı gerginlik ortamının da devam ettiğini ifade ederek, 2011'de aramalara hız veren Rum Yönetimi'ne karşı Kıbrıs Türk tarafının Anavatan Türkiye ile süratle gerekli adımları attığını kaydetti.Bu çerçevede, 21 Eylül 2011'de KKTC-TC arasında Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşması imzalandığını, 22 Eylül'de de KKTC Bakanlar Kurulu'nun Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı'na (TPAO) Ada etrafında belirlenen parsellerde, petrol ve doğal gaz arama ve çıkarma ruhsatı verdiğini hatırlattı.


Özgürgün, Piri Reis araştırma gemisinin 26 Eylül 2011'de başlattığı sismik araştırmaların, 1 Kasım 2011'de tamamlandığını; 2 Kasım 2011'de Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ile TPAO arasında "Petrol Sahası Hizmetleri ve Üretim Paylaşımı Sözleşmesi" imzalandığını ifade etti. Bu anlaşma uyarınca TPAO'nun 26 Nisan 2012'de İskele'ye bağlı Sınırüstü köyünde Türkyurdu-1 sondaj kuyusunda karada sondaj çalışmaları başlattığını anlattı.


Rum Yönetimi'nin de 11 Şubat 2012'de sözde münhasır ekonomik bölgesinde yeni parseller için ikinci bir uluslararası hidrokarbon arama ruhsat ihalesine çıktığını belirten Özgürgün, "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bu ihaledeki sözde ruhsat sahalarının bir bölümünün Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı alanlarıyla, bir kısmının ise KKTC tarafından TPAO'ya verilen ruhsat alanlarıyla çakışması bölgede tansiyonu daha da arttırmıştır" dedi.


"Rum tarafının Ada'da ve bölgedeki güven ve istikrarı tehdit eden bu pervasız girişimi karşısında gerçekleştirilen yazışmalar ve yapılan açıklamalarla, Kıbrıs Türk halkının ada üstündeki eşit ve ayrılmaz haklarının korunması yönündeki kararlılığımız BM başta olmak üzere tüm ilgili taraflar nezdinde kayda geçirilmiştir" diyen Özgürgün, ruhsat alanlarında Türkiye'nin de tam desteğiyle hidrokarbon arama ve çıkarma faaliyetlerine devam kararlılığının vurgulandığını belirtti.


Özgürgün ayrıca, ihaleye katılan şirketlere Ada'daki hidrokarbon kaynakları konusunda iki taraf arasında bir mutabakata varılıncaya kadar Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile işbirliğinden kaçınmaları yönünde çağrı yapıldığını kaydetti.


Kıbrıs Türk tarafının haklarını korumak ve bölgede tansiyonu artıran bu soruna adil çözüm için çabalarını sürdürdüğünü vurgulayan Bakan Özgürgün, 24 Eylğül 2011'de BM Genel Sekreteri'ne sunulan adadaki doğal kaynakların hakça paylaşımı için yapıcı önerilerinin daha da geliştirilerek Rum tarafına iletildiğini anlattı.


HİDROKARBON İÇİN ÜÇLÜ KOMİTE ÖNERİSİ


29 Eylül 2012'de iletilen bu öneride, iki halkın eşit haklara sahip olduğu ada ve çevresindeki hidrokarbon rezervlerinin adil paylaşımı için Kıbrıslı Türk, Rum ve BM temsilcilerinden oluşacak üçlü bir komite kurulması önerisinin tekrarlandığını; oluşturulacak komite ve mutabık kalınacak şartlar çerçevesinde çıkarılacak hidrokarbonun Türkiye üzerinden inşa edilecek boru hattıyla Avrupa'ya taşınmasının yeni bir unsur olarak yer aldığını belirten Bakan Özgürgün, şunları söyledi:


"Bu konuda umudumuz, yaptığımız tüm girişimlerde defaten vurguladığımız üzere, bölgede tansiyonun düşürülmesine yönelik göstermekte olduğumuz çabalara Rum tarafının da aynı iyi niyetle olumlu karşılık vermesidir. Bu takdirde, olayın boyutları daha fazla büyümeden kontrol altına alınacağı ve Ada'da ihtiyaç duyulan güven ortamının tesis edilmesine katkı sağlayacağına inancımız tamdır."


İZOLASYONLAR


Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, TBMM Dışişleri Komisyonu'nda yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonlar konusundaki gelişmelere de değindi. 2004 referandumunun ardından uluslararası camianın izolasyonların kaldırılmasına yönelik girişimlerinin sonuç vermediğini kaydeden Özgürgün, "Avrupa Birliği Konseyi'nin mali yardım tüzüğü ve doğrudan ticaret tüzüğü ve dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın  28 Mayıs 2004 tarihli raporunda Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonun sona erdirilmesi çağrısı gibi adımlar Rum tarafının engellemeleri karşısında etkisiz kalmıştır" diye konuştu.


AB Komisyonu'nun Mali Yardım Tüzüğü'nün iki yıl askıda kaldıktan sonra Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılarak onaylandığını hatırlatan Özgürgün, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ise Rum tarafının engellemeleri sonucunda halen onaylanamadığına işaret etti.


"Bu şartlar altında mali yardım tüzüğünün izolasyonların kaldırılması anlamında herhangi bir amaca hizmet etmemiştir" diyen Özgürgün, 2004 sonrası AB bağlamında en önemli kazanımın, 2 Kıbrıslı Türk parlamenterin AKPM çalışmalarına oy hakkı dışında tüm haklarla katılması olduğunu, bu iki üyeden birinin de kendisi olduğunu söyledi.


Bakan Özgürgün, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın izolasyonun kaldırılması yönünde aldığı kararların daha etkin şekilde uygulandığını ve teşkilatın kurumları ve üye ülkeleriyle temas ve ilişkilerinin ilerletildiğini anlatarak, birçok etkinliğe katıldıklarını ve ev sahipliği de yaptıklarını; 2013'te de benzer etkinlikler planlandığını anlattı.


EN ÖNEMLİ ADIM EİT GÖZLEMCİ ÜYELİĞİ


2013'te bakanlığı ile İslam Ticareti Geliştirme Merkezi ortak organizasyonuyla "Küreselleşme Bağlamında İhracat Teşviki ve Yatırım Stratejileri" konulu çalıştay ve "Su Konferansı" düzenleme çalışmalarının sürdüğünü bildiren Bakan Hüseyin Özgürgün, Kıbrıs Türk halkının bu dönemde attığı en önemli adımların başında 16 Ekim 2012'de Bakü'deki Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 12. Zirve Toplantısı'nda KKTC'nin, teşkilata gözlemci üye olarak kabul edilmesi olduğunu vurguladı.


Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, 1993'ten beri teknik toplantılarına katıldıkları örgüte gözlemci üye olmalarının üye ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi, karşılıklı işbirliği ve teşkilat nezdinde seslerinin daha güçlü duyulmasına kaktı sağlayacağına inandıklarını dile getirdi.


"2013'TE EİT ÜNİVERSİTELERARASI SPOR TURNUVASI KKTC'DE.."


Bu bağlamda, 2013'te Türkiye'nin koordinatörlüğünde KKTC'de düzenlenmesi öngörülen "Ekonomik İşbirliği Teşkilati (EİT) üye ülkeleri Üniversitelerarası Spor Turnuvası" etkinliğinin önem taşıdığı vurgulayan Özgürgün, olumsuz gelişmeler de yaşandığını; en çarpıcı örneğin de Fenerbahçe ile AEL Limasol takımının UEFA Avrupa Ligi kapsamında Güney Lekoşa'da maç yapması olduğunu söyledi.


İZOLASYONUN VEHAMETİ


"Hatırlanacağı üzere UEFA kuralları uyarınca Anavatan Türkiyemizin Fenerbahçe futbol takımı Ada'da oynayacağı bu maç için Güney'e KKTC'den geçmek yerine, daha uzun bir yolculuk yaparak Atina üzerinden gitmek zorunda kalmıştır. Ayrıca, Güney'deki maçı müteakip KKTC'yi de ziyaret etmeleri Rum tarafinca engellenmiştir" diyen Özgürgün, şunları dile getirdi:


"Anavatan Türkiye'nin spor takımları bile Güney Kıbrıs Rum takımlarıyla karşılaşma yapmak durumunda kalırken, Kıbrıs Türk takımlarıyla dostluk maçı dahil her türlü sportif müsabakada bulunmalarının engellenmesi izolasyonun vehametini ve boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.


Öte yandan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Avusturyalı öğrencilerin gelenekselleşmiş tatil ve eğlence organizasyonu olan x-jam etkinliğinin iptali için KKTC aleyhine yürüttüğü propagandaların geçtiğimiz yıl sonuç verdiğini ve organizasyonun ertelendiğini; bu yıl etkinliğin haziran ayında Acapulco Otel'de gerçekleştiğini hatırlatan Özgürgün, "Rum tarafının halkımıza ve ülkemize yönelik olumsuz girişimleri devam ettiği sürece izolasyonların etkisiz kılınmasına yönelik çabalarımız Anavatan Türkiye'nin de desteğiyle devam edecektir. Rum tarafının KKTC'nin her alanda çöküşünü sağlamaya yönelik bu politikalarının amacına ulaşmayacağına inancımız ise tamdır" dedi.


"İZOLASYONLARIN KALKMASI RUM TARAFINI ÇÖZÜME MOTİVE EDECEK EN ETKİN ADIM OLUR"


Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, uluslararası camia izolasyonların devamına göz yumduğu sürece Rum tarafının olumsuz politikalarının peşinde koşmaya devam ederek çözüm yününde gerekli iyi niyeti  göstermeyeceğine dikkat çekerek, "Bu bağlamda, Kıbrıs Türk halkı ve Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonun kalkması Rum tarafını kapsamlı bir çözüm yönünde motive edecek en etkin ve yapıcı bir adım olacaktır" diye konuştu.


GELECEK


Özgürgün, önümüzdeki sürece ilişkin değerlendirmesinde, şubat ayında Güney Kıbrıs'ta yapılacak başkanlık seçimini DİSİ lideri Anastasiades'in kazanmasının beklendiğini; BM ve Kıbrıs sorunuyla ilgili diplomatik çevrelerin son zamanlardaki söylemlerinin, yaşanması muhtemel bu gelişmenin müzakereler bağlamında yeni bir fırsat penceresi açacağına inandıklarının gözlemlendiğini söyledi.


"Bu bağlamda, 'tarih tekerrürden ibarettir' tespitinin çok anlamlı olduğu inancındayım" diyen Bakan Özgürgün, referandumda hayır çağrısı yapan Papadopulos'un ardından umut ışığı olduğu düşünülen Hristofyas'ın da karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm yönünde isteksizlik ortaya koyduğunu; şubat ayındaki seçimin de geçmiş deneyimlerin tekrarı bir gelişme olacağını belirtti.


"ANASTASİADES'TEN İVME KAZANDIRMASINI BEKLEMEK İRONİDEN İBARET"


Özgürgün, "Geçmiş deneyimin sadece bir tekrarı olan bu gelişmeler ışığında Kıbrıs sorununun yaratıcısı olan EOKA'cıların partisi DİSİ'nin lideri Anastasiades'in BM parametreleri uyarınca Ada'da bir çözümün önünü açması ve bu yönde sürece yeni bir ivme kazandırmasını beklemek esasen bir ironiden ibarettir" ifadelerini kullandı.


TEK GERÇEKÇİ GELİŞME


Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, önümüzdeki dönemde kapsamlı bir çözümün önünü açacak tek gerçekçi gelişmenin "uluslararası toplumun Kıbrıs Türk ve Türk tarafı olarak uzun bir süredir ortaya koydukları gerçekler ışığında irade belirtmesi ve bunun uygulanması yönünde Rum tarafını ikna etmesi olacağını" söyledi.


"BM OBJEKTİF DEĞERLENDİRME YAPSIN"


"BM'den beklentilerinin, görüşmelerin 50 yılı aşkın bir süredir devam ettiği bu zeminde neden çözüme ulaşılamadığına ilişkin tarafsız ve objektif bir değerlendirme yapması" olduğunu ifade eden Bakan Özgürgün, Kıbrıs Türk tarafının çözüm arzusunu korumaya devam ettiğini vurguladı. Özgürgün şöyle devam etti:


TAKVİM ÇERÇEVESİNDE VE ÇOK TARAFLI TOPLANTIYLA...


"Ancak, müzakerelerin sonuç odaklı olması ve kesin bir takvim içermesi gerekmektedir. Ucu açık bir şekilde müzakere etmek sadece Rum tarafının çıkarlarına hizmet edecektir.  Kısacası,  yeni dönemde olası bir müzakere sürecinin başarılı olabilmesi için belirli bir takvim çerçevesinde ve nihayetinde gerçekleşecek çok taraflı bir toplantı sonucunda ortaya çıkacak anlaşmanın iki tarafın referandumlarına sunulması hedefiyle yürütülmesi gerekmektedir. Aksi takdirde yeni bir hayal kırıklığı kaçınılmaz olacaktır.


Kıbrıs Türk ve Türk tarafı olarak bizler çözüme yönelik kararlılığımızı birçok kez kanıtlamış bulunuyoruz.


Önümüzdeki dönemde de iki halkın siyasi eşitliği, iki kurucu devletin eşit statüsü, sulandırılmamış iki kesimlilik ve Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin devamı çerçevesinde yeni bir ortaklık devleti kurulmasını sağlayacak kapsamlı bir anlaşmaya varmak için elimizden gelen tüm çabayı samimiyetle ortaya koymaya devam edeceğiz."


Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, çözümsüzlüğün ve Rum tarafının uzlaşmazlığının devamı durumunda KKTC ve Kıbrıs Türk halkının uluslararası platformda hak ettiği yeri almasına yönelik çalışmalarının devam edeceğini belirterek, Türkiye'nin desteğiyle atacakları kararlı adımların, Rum tarafını siyasi bir çözüme cesaretlendireceğine inandıklarını ifade etti.


"SU PROJESİ BAĞLARI PEKİŞTİRDİ, RUMLARA MESAJ VERDİ"


Bu bağlamda, ekim ayında temelleri atılan Türkiye'den KKTC'ye su taşınması projesinin iki ülke arasındaki bağları pekiştirdiğini ve Kıbrıslı Rumlara da önemli mesaj verdiğini kaydeden Bakan Özgürgün, "Ekonomik sıkıntılarla boğuşmakta olan Kıbrıs Rum Yönetimi'nin barışçıl bir çözümün faydalarını görmesinin zamanı gelmiştir" dedi.


"ÇÖZÜME KADAR GÖREVİMİZ KKTC'Yİ GÜÇLENDİRMEK"


Barışın hakim olmasıyla Kıbrıs'taki herkesin Türkiye'den taşınacak sudan, ada etrafındaki doğalgaz ve petrolden etkin şekilde faydalanacağını belirten Hüseyin Özgürgün, "Kıbrıs sorununun yeni bir ortaklık kurulması veya tarafların yollarına devam etmesi temelinde ama her hal ve karda kazan-kazan yaklaşımı çerçevesinde çözümleneceği güne kadar öncelikli görevimiz, KKTC'yi güçlendirmek ve halkımızın refah seviyesini yükseltmektir" diye konuştu.


Özgürgün, KKTC'nin yurt dışı temsiliyeti ve görüşlerinin duyurulmasının önemine işaret ederek toplam 21 yurt dışı birimin faaliyet gösterdiğini, yeni temsilcilikler açmanın da öncelikleri arasında yer aldığını ifade etti.Bakan Özgürgün konuşmasını, Türkiye'nin devam eden yardımlarıyla KKTC'nin çok daha iyi yerlere geleceğine inandığını belirterek tamamladı.


(GÜL/SEL)


 
19 Aralık 2012 Çarşamba 13:26
Okunma: 540
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)