Ana Sayfa » Kıbrıs » Arif Albayrak Anlatıyor....

Arif Albayrak Anlatıyor....

Albayrak ile anılarda soluklana soluklana geçmişe, ta çocukluk yıllarına gidiyoruz

 
 
Arif Albayrak Anlatıyor....
Yurdagül BEYOĞLU / Haberdar Meclis’in sanatçı vekili olmasının yanı sıra muzipliği ile de tanınan Arif Albayrak bu haftaki konuğumuz. Resim, müzik, karikatür başta olmak üzere sanatın her dalında başarılı eserler ortaya çıkaran Albayrak’ın kuşkusuz en önemli eserleri dünyaya gelmelerine aracılık ettiği çocuklar. Dr. Arif Albayrak ile anılarda soluklana soluklana geçmişe, ta çocukluk yıllarına gidiyoruz.

Ve yine görüyoruz ki hayat acı ve mutluluk bölüştürmekte herkese eşit davranmış.

 

Soru: Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben 1956 yılında Baf’ta doğdum. Babam nalbant ve imamdı. Babam 3, annem 6 biz ise 5 kardeştik. En küçükleri benim. Annem 14 yaşında evlendi ve 29 yaşında tüm çocuklarını tamamlamıştı. En büyük kardeşim hariç hepimiz doktoruz. Şu an 7 tane Albayrak soyadlı doktor var adada. Çok yaramazdım. Ele avuca sığmazdım. Hiçbir zaman kendini çalışmaya veren bir çocuk olmadım ama başarılıydım. Planlı programlı olduğum ve dersleri iyi takip ettiğim için sınav zamanı çok çalışmama gerek olmazdı.

“Lingiri, pirilli oynardık”

En önemli özelliğim sosyalliğimdi. Derslerimin yanında sosyal yönümle de dikkat çekerdim. O dönem münazaralar olurdu. Münazaralara, şiir etkinliklerine katılırdım. Değerli hocam Ali Atakan sayesinde resmimde çok iyiydi. Voleybol, atletizm gibi spor dallarında da başarılıydım. Yüksek atlamada Kıbrıs ikincisiydim çünkü Mustafa Siyami diye bir çocuk vardı. Siyami çok iyiydi yüksek atlamada. Onu geçememiştim.

Bizim zamanımızda şimdiki gibi imkânlar yoktu ama çok mutluyduk. Okuldan çıktıktan sonra lingiri oynardık. Lingiri tahta oyunuydu. Uzun bir tahtayla küçük bir tahtaya vurulan bir oyun. Topaç, Pirilli oynardık.

Soru: Çocukluğunuzdan unutamadığınız anınız var mı?

Bir gün beyaz çorap giymiştim. Okulumuz sarp kayalıkların olduğu bir yerde olduğu için bir yerden bir yere atlıyordum. Bir baktım çorabın bir kırmızı biri beyaz. Ben yanlış çorap giydim zannettim meğer o kırmızı kanmış. Kayalıklardan atlarken bacağıma cam saplanmış ve ben fark etmemişim. Acı filanda duymadığım için bacağımın parçalandığını ancak kanı görünce anladım. Oraya dikiş atılamadığı için hâlâ izi durur.

“Müdürle atışmıştım”

Bir de ilkokuldayken okul müdürüyle atışmıştım. Başkasının suçu üzerime atılmıştı. Bu yüzden müdür beni çağırıp azarladı. Ben çok kızdım ama o an sesimi çıkarmadım. Müdürün okulda bizimle yaşıt bir oğlu vardı. Okuldan ayrılırken müdüre, “Siz bana bunu yaptınız ama bir gün sizin oğlunuz da bizim mahalleden geçecek elbet” dedim. Suçlu olsam ses etmezdim, ama suçsuz olunca çok dokunmuştu.

 

“Elini tutunca üç gün elimi yıkamadım”

İlk aşkımı da lise dönemimde yaşadım. Sınıf arkadaşım bir kıza aşık olmuştum. Atletizme gidiyorduk birlikte. Platonik bir sevgiydi. Bir etkinlik dönüşü birkaç saniye elini tutunca üç gün elimi yıkamamıştım. Daha sonra ben İzmir’e gittim, o İstanbul’a.

 

 

“Silah sesleri hâlâ kulağımda”

 

İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Baf’ta okudum. Baf Kurtuluş Lisesi’nden 1974 yılında mezun oldum. Lisenin son mezunlarındandım. Sonra harekât oldu. Harekât sonrası 3 ay Baf’ta esir kaldım. Baf iki günde teslim olmuştu. Biz Ekim’e kadar esir kaldık. Daha sonra öğrenci mübadelesiyle bırakıldım. Üniversite eğitimi için İzmir’e gittim. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne… İlk kez dışarı çıkıyordum. Yüreğimde umut yok, cebimde para… Küçücük bir ülkeden dev bir ülkeye… Üstelik öğrenci olaylarının başladığı dönemdi. Silah sesleri hâlâ kulağımdadır. Bizim okulda da vardı olaylar. İzmir’de değil ama Ankara İstanbul ve Adana’da 6 Kıbrıslı arkadaşımız öldürülmüştü. Biz o dönem KÖGEF’in bir alt kolu olan İZKÖD’ü kurmuştuk. Haliyle biz de kendimizi siyasi olayların içinde bulduk ama bizim okulda sağ sol çekişmesinden öte sol fraksiyon çekişmesi vardı.

“Pol-Der üyesi polis bizi bıraktı”

Bir gün okulda miting gibi bir şey vardı. Polis geldi, bizim Kıbrıslı kız öğrencilerden 10 kadarını polis aracına koydu, kapıyı kapattı. Ben polise işaret ettim. “Aç kapıyı bende gireceğim. Ben bu kızların arkadaşıyım” dedim. Polis “eylemde seni görmedik” deyince ben “Ben de eylemdeydim. Kendimi ihbar ediyorum” diyerek arabaya bindim. O zaman polisler de örgütlüydü. Pol-Der ilerici polislerin birliği. Bereket versin bizi götürdükleri polis Pol-Der üyesiydi de, arkadaşlarımızı yalnız bırakmamamızı anlamlı bularak bir sorgudan sonra hepimizi bıraktı.

“Sanat müziği anlamsız gelirdi”

O dönem okulumuzda Türk Sanat Müziği korosu vardı. Biz eve giderken korodaki arkadaşlar koroda çalışırdı. Benim hiç ilgimi çekmezdi Sanat Müziği. “Toplanırlar, eski şarkıları söylerler” diye düşünürdüm. Kim derdi ki yıllar sonra ben de Sanat Müziği Korosu kuracağım! Askerlik dönemimizde radyo yasaktı; o yüzden gizli gizli dinlerdik. Askerliğin getirdiği psikolojiyle olsa gerek radyoda dinlediğim Türk Müziği’ni sevmeye başladım. 1995 yılında koroyu kurdum, daha sonra şan dersi almaya başladım.

 

“Çöpteki kemikleri kaynattık…”

Üniversite yıllarımız hiç kolay geçmedi. Evde ne televizyon vardı, ne buzdolabı. Şu olayı hiç unutamam. Bir yeğenimle aynı evi paylaşıyorduk. Kurban bayramında komşular et getirdi. O gün kızarttık yedik. Kemikleri çöpe attık. Ertesi gün ekmek alacağız, kimde para var diye ceplerimizi yokluyoruz. Kimsede para yok! O çöpe attığımız kemikleri geri aldık, kaynattık, çorba yaptık içtik. O günleri gören insanlar bazı şeylerin kıymetini daha da biliyor. Şimdi çocukların her istedikleri elinin altında. Böyle olunca da mutsuzluk, umutsuzluk başlıyor.

“Daha konuşmam bitmeden ‘evet’ dedi”

Soru: Eşinizle nasıl tanıştınız?

Öğrenciliğimin ikinci yılında tanıştım Alev’le. Alev 1975’te İzmir’e geldi. Biz üç-dört yıl dost arkadaş grubu içinde görüştük. Okulun son yılına doğru, “bu kızın duruşu, mantığı farklı. Bununla güzel bir birliktelik olabilir” diye düşündüm. Alev staj için Kıbrıs’a gelmişti. Yanına gittim. Yarım saatlik bir konuşma yaptım. Daha benim konuşmam bitmeden “evet” dedi Alev… Uzun bir konuşmaydı. Sonunda “bu yolculuğa benimle var mısın” diyordum ki Alev’den yanıt geldi. Meğer sözümü kesmek istememiş. Daha sonra ben evlerine gittim. “Biz anlaştık, uygun görürseniz evlenmek istiyoruz” dedim.

“İzmir Devlet Hastanesi’ndeki ilk bebek”

Aynı yıl evlendik. Alev’le. Daha sonra ihtisas için yeniden İzmir’e gittik. 5 yıl kaldık İzmir’de. 1981’de Umut doğdu. İzmir Devlet Hastanesi yeni binasına geçtiğinden sonra doğan ilk bebekti Umut. 1985’te de Ürün dünyaya geldi. Askerliğin ardından serbest hekim olarak Gazimağusa’da çalışmaya başladım. 1994 yılında yeni bir ameliyat yöntemi için Amerika’ya gittim. Sonra sosyal yaşamın içine girdik. Baflılar Kültür ve Dayanışma Derneği’ni kurduk. Mağusa’da, Hekim ve Diş Hekimleri Dayanışma Derneği’ni kurduk. Doktorlar Sitesi’nin yapım fikri benden çıktı. Bu tip organizasyonlar içinde bulundum. Uzun süre Belediye Meclis Üyeliği yaptım. Mağusa Festivali’nin hayata geçirilmesinde katkılarımız oldu. Bunların yanında resme de tutkundum. Birçok karma sergiye katıldım. 1989’dan itibaren de karikatür çizmeye de başladım.

“Sizi alkışlayanlar gün gelir söver”

Soru: Siyasete ne zaman atıldınız?

Hekim olarak da, sosyal yönden de popüler bir kişiydim ama siyaset aklımda yoktu. 2003 döneminde değişen Kıbrıs koşulları vs derken mesleki açıdan kendimi sıkıntıya sokarak siyasete de atıldım. Ülkede yaşanan sancılı sürece katkı koyma adına sorumluluk bilinci içinde girdim siyasete. Kayıplarım da oldu, kazançlarım da. Dolayısıyla siyasete girdiğim için pişman değilim. Toplumun ihtiyacı olduğu dönemde üstüne düşeni yapmazsan, daha sonra yaptıklarının bir kıymeti yok. O yüzden vurduk kendimizi ateşlere.

“Eskiden kimse bana sövmezdi”

Ateş diyorum; hekimken kimse bana sövmezdi. Herkes saygıyla bakardı ama politika başka şey. Altın olsanız dahi önce sizi alkışlayanlar gün gelir söver size. Politikanın kuralı bu. Ben hayat koşulları içinde yaşadığı her şeyden zevk almasını bilen bir kişiyim. Koşulları hoş olmasa da politikaya alıştım. Daha genç, daha dinamik, tutucu olmayan arkadaşlar geldiğinde yerimizi onlara devredebiliriz.

“Tarlamı satar, sizi okuturum”

Soru: Babam imamdı demiştiniz. Babanızın dini konularda size telkinleri olmaz mıydı?

Şimdi dini suistimal etmeye çalışanlar babamı örnek almalı. Babam içki içmezdi, eve de içki almazdı ama yanında içki içmemize kızmazdı. İstanbul’a geldiğinde Florya plajında mayoyla denize girerdi benim babam. Dinin yobazlık noktasında ele alınmasına şiddetle karşıydı. Hayatı boyunca tek bir kişiyle bile kavga etmemiştir. Anneme de bu konuda hiç baskı yapmamıştır. Annemin belli bir yıla kadar çarşaf taktığını hatırlarım. Daha sonra o çarşaf yerini bir örtüye bıraktı.

 

“Babam her çocuğunun okumasını istedi”

Babam o günün kıt koşullarında dahi her çocuğunun okumasını isterdi. Sıkıştığında “tarla satalım” derdi. Ancak şunu da söylemeden geçmeyeceğim; Annemler 6 kardeşti ve dışarıdaki kardeşlerinin (dayılarımın) bize maddi manevi her yönden çok katkıları oldu. Dört kardeşin birden tıp eğitimi alıp doktor oluşu büyük ölçüde dayılarıma bağlıdır. O yüzden dayılarımın ölümü beni çok yaralamıştır.

“Aynı günde iki şok birden”

Soru: Unutamadığınız anılar var mı?

2000’li yıllara doğru Güney’deki doktor arkadaşlarda Doctor’s for Cyprus adında bir oluşum kurduk, ortak çalışmalar yaptık. Bunların arasında Baf’tan bir kadın doğum doktoru vardı. Bana “İster misin Baf’a gidelim” dedi. O zaman 2003 öncesi, Güney’e geçmek yasak. “Nasıl geçeceğiz, yasak” dedim. “Yasak masak ben götürürüm” dedi. Ben de Baf’ı özlemişim, riski göze aldım atladık arabaya gittik. Çok güzel bir liman var, balık yiyoruz. “Bir doktor arkadaşım daha var çağırayım” diyerek bir arkadaşını daha çağırdı arkadaşım. Anılarımı anlatıyorum masada; “Baf’ta biz esir düştük. Bir sahaya topladılar. Toplu katliam yapacaklar diye bekliyoruz. Silahları doğrulttular, ölüm çok yakınımızda. Olay bitti derken arkamızda Rumca konuşmalar ve bir hareket oluyor, nasıl olduğunu anlamadan biz kurtuluyoruz” dedim. Ben bunu anlatırken sonradan gelen doktor ağlamaya başladı. Meğer o doktor esir düştüğümüz gün hemen arkamda olup bizi öldürmeye çalışan Rum askerlerinin alnına silah dayayarak bizi kurtaran kişiymiş. Bu arkadaş Atina’da eğitim görmüş bir solcu. Bizi öldürecek olan ise Atina’da eğitim görmüş sağcı. Rastlantıya bakın ki beni kurtaran adamla yıllar sonra karşılaşıyoruz. Sarıldık, ağlaştık. RİK televizyonu bunu belgesel çekti. O gün büyük bir şok yaşamıştım.

“O şok bitmedi tabii…”

O şok bitmedi tabi. Beni götüren arkadaş “Çada’ya gidelim” dedi. Baf yakınlarında bir köy Çada. Babam oraya hayvan çakmaya gider, kimi zamanda kalırdı. Arkadaşın annesi babası bizi çok iyi karşıladı. Onlara “siz tanımazsınız belki ama babam buraya nal çakmaya gelirdi. Bazen hayvanları hadım ederdi” deyince arkadaşın babası “Alimu” diyerek sarıldı bana. “Baban geldiğinde bende kalırdı. EOKA’cılardan onu korurdum” dedi. Aynı gün ikinci şoku yaşamıştım. Adam ağlar, ben ağlarım… Halen düşündükçe duygulanırım. Oğlu şimdi Güney’deki en iyi dostlarımdan biridir.

“Doğurttuğum çocuğun doğumuna girmek çok güzel”

Soru: Bunca yıllık meslek hayatınızda da vardır unutamadığınız anılar…

İzmir Valisi’nin kızı 8 aylık hamileyken banyoda düşüyor. Kız 20 yaşında. Eş yerinden ayrılıyor, karnındaki çocuk ölüyor. Hastaneye getirdiklerinde ben nöbetteyim. Acilen ameliyata aldık, çocuğu çıkardık. Geç kalındığı için rahim toplanamıyor, kanama durmuyor. Tansiyon git gide düşüyor. Ben şefe “rahmi alıp kızı kurtaralım” diyorum. Şef de Vali’den çekiniyor. Düşünün 20 yaşında bir kız ve rahmi alınacak. Ben dayanamayıp, “Valiye rahimli ölü bir kız vereceğimize, rahmi olmayan canlı bir kız verelim” diyorum. Şef sesini çıkarmıyor. Bu arada tansiyon gittikçe düşüyor. 4, 3,2… Ben apar topar rahmi alıyorum. Çıkışta durumu anlatıyorum Valiye. Vali bizi tebrik edip, yemeğe götürüyor. Bunu hiç unutmuyorum.

Ayrıca doğurttuğum çocuğun doğumuna girmek çok güzel bir duygu. Ben bunu yaşadım. Sualtı doğum yaptırdığım dönemde doğan çocuklar şimdi 20-22 yaşlarında. Bazen mesaj atarlar, duygulanırım.

 

 
22 Nisan 2012 Pazar 13:37
Okunma: 1742
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)