Ana Sayfa » Kıbrıs » Cumhurbaşkanı Eroğlu, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi'nde "Kıbrıs Müzakerelerinin Dünü, Bugünü" Konulu Konferans Verdi

Cumhurbaşkanı Eroğlu, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi'nde "Kıbrıs Müzakerelerinin Dünü, Bugünü" Konulu Konferans Verdi

"1 Temmuz'a Kadar Bir Anlaşma Olmalı... 1 Temmuz'a Kadar Başarısız Olmamız Durumunda, Kıbrıs Sorununun Bugünkü Müzakereler Temelinde Çözümlenemeyeceği Kanıtlanmış Olacaktır".

 
 
Cumhurbaşkanı Eroğlu, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi'nde

"SORUNUN 2012'NİN İLK ÇEYREĞİNDE ÇÖZÜLMESİNİ, RUM LİDERLE BİR ANLAŞMA İMZALAMAYI VE BUNU REFERANDUMA GÖTÜRMEYİ İSTİYORUZ"

"RUMLARIN TEMMUZ'DA AB BAŞKANI OLMAMASI GEREKİR. BU SORUNU DAHA DA ÇIKMAZA SOKACAK"

İstanbul, 18 Şubat 12 (T.A.K/Tuğçe Ülkü): Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, 1 Temmuz'a kadar Kıbrıs'ta bir anlaşma olması gerektiğine dikkat çekerek, "Bana göre 1 Temmuz'a kadar başarısız olmamız durumunda, Kıbrıs sorununun bugünkü müzakereler temelinde çözümlenemeyeceği kanıtlanmış olacaktır" dedi.

"Bizim Kıbrıs Türk tarafı olarak bu müzakereci süreci konusundaki taahhütlerimiz hala geçerlidir ve çabamız başarılı olma yönündedir. Ancak bir noktada biz de kendi geleceğimizi düşünmek ve bu belirsizlik ortamında daha fazla sürüklenmek istemiyoruz" şeklinde konuşan Cumhurbaşkanı Eroğlu, sorunun 2012'nin ilk çeyreğinde çözülmesini, Rum liderle bir anlaşma imzalamayı ve bunu referanduma götürmeyi istediklerini kaydetti.

Eroğlu, Rum tarafının tüm Kıbrıs adına Temmuz ayından itibaren Avrupa Birliği dönem başkanı olmaması gerektiğini de vurgulayarak, bunun yapılmasının sorunu daha da çıkmaza sokacağına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi'nin 15 haftalık sertifika programı olan Siyaset Okulu'nda "Kıbrıs Müzakerelerinin Dünü, Bugünü" konulu konferans verdi.

Bahçeşehir Üniversitesi'nde yer alan konferansta Cumhurbaşkanı Eroğlu, Kıbrıs konusunun başlangıcı, gelişmeleri ve bugün gelinen nokta hakkında ayrıntılı bilgi verdi. KÜNTAY

Konferansın açılış konuşmasını yapan Bahçeşehir Üniversitesi Hükümet, Liderlik Okulu ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Başkanı Yrd. Doç Burak Küntay, üniversitelerinin kuruluş sürecinde KKTC'nin çok önemli olduğuna işaret ederek, üniversitenin açılışının dönemin TC Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından yapıldığını anımsattı.

Üniversitenin ilk rektörü olan Prof. Dr. Halil Güven'in de Kıbrıslı olduğunu anlatan Küntay, "Onun için Kıbrıs bizim için çok önemli" dedi.

Küntay, bugün dış politikayı ve müzakereleri sürdüren kişi olarak Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nu Siyaset Okulu'nda ağırlamaktan mutluluk duyduklarını sözlerine ekledi.

EROĞLU

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu konferansın başında, Bahçeşehir Üniversitesi'nde bulunmaktan ötürü duyduğu mutluluğu dile getirdi.

"Kıbrıs Müzakerelerinin Dünü, Bugünü, Yarını" denilince ortaya 1958 - 1959 Londra ve Zürih müzakerelerine uzanan nerdeyse 53 - 54 yıllık bir tarihçe çıktığını ancak, Kıbrıs sorununun asıl köklerine bakıldığında ise bunun Osmanlı'nın adayı İngilizlere kiralamasına kadar dayandığını söyledi.

Konuyu 1974 sonrasından başlayarak anlatacağını belirten Cumhurbaşkanı Eroğlu, "Bilindiği üzere Rum-Yunan ikilisinin Ada'yı bir oldu bitti ile Yunanistan'a bağlamak için 15 Temmuz 1974'te gerçekleştirdikleri darbe sonrasında, Anavatan Türkiye, Garanti Antlaşmaları'ndan doğan hakkını kullanarak Kıbrıs Türkü'nün daveti üzerine 20 Temmuz Barış Harekatı'na başlamış ve 16 Ağustos 1974 itibarıyla bugünkü sınırlarımız çizilmiştir" dedi.

Barış Harekâtı'nın Kıbrıs Türkleri için yeniden doğuş veya yaşama dönüş anlamı taşıdığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Eroğlu, Barış Harekatı'nın 20 Temmuz'da başlayan ilk aşaması ile 14 Ağustos'ta başlayan ikinci aşamasında Cenevre görüşmelerinin yapıldığını anlattı.

Türk tarafının buralarda oldukça yapıcı davranarak kantonal çözümü masaya koyduğunu ancak, anlayış görmediğini vurgulayan Eroğlu, "Tam tersine bir taraftan görüşmelerle bizi oyalarken diğer yandan Ada'nın her yanındaki Türkleri esir kamplarına toplamaya başladılar. Yani rahmetli Bülent Ecevit'in Türkiye Başbakanı olarak, yine rahmetli olan dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş'ten gelen 'Ayşe tatile çıkabilir' mesajı ile Başbakan olarak Barış Harekatı'nın ikinci aşamasına geçilmesi kararı vermesinin ardında da yine Rum uzlaşmazlığı yatmaktadır" dedi. "1974'TEN SONRA MÜZAKERE MASASINA OTURULDU"

1974'ten sonra da müzakere masasına oturulduğunu, 1975'te Nüfus Mübadelesi Anlaşması imzalandığını, 1977 yılında Denktaş - Makarios, 1979'da da Denktaş - Kiprianu Doruk Antlaşmaları!nın imzalandığını anlatan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, şöyle konuştu:

"Papandreu, 1981 Ekim'inde Yunanistan'daki seçimleri kazandıktan hemen sonra, Şubat 1982'de Kıbrıs'a gitti ve buradaki konuşmasında 'Kıbrıs'ın Helenizmin bir parçası' olduğunu söyleyerek, Kıbrıs sorunu ile ilgili bütün tarafların katılacağı bir 'uluslararası konferans' toplanması gerektiğini ekledi. Kiprianu da, Papandreu'dan cesaret alarak tutumunu sertleştirdi ve üniter bir Devlet istediğini ortaya koydu.

BM Genel Kurulu, Rum tarafının başvurusu üzerine Ada'daki 'işgal ordusu'nun derhal çekilmesini ve mültecilerin 'isteğe bağlı olarak' geri dönmelerini tavsiye eden kararını aldı. Bunun üzerine KTFD Meclisi, 17 Haziran'da radikal bir adım atarak 'Kıbrıs toplumunun self - determinasyon hakkı'na ilişkin bir karar aldı".         1983 yılında KKTC'nin ilan edilmesinden sonra, Türk tarafının özellikle görüşme masasında oturmaya devam edeceğini ilan etmesi sebebiyle tanınma konusunu ileri götüremediklerini vurgulayan Derviş Eroğlu, 29 Mart 1986'da dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez de Cuellar'ın adını taşıyan bir plan ortaya konulduğunu söyledi.

"Ben o dönemde yeni Başbakan idim ve bazı önemli tavizler içermesine rağmen o dönemdeki Cumhurbaşkanımız rahmetli Sayın Rauf Denktaş'a  'siz kabul ediniz, eğer Rumlar kabul etmezse devletinizin tanınması gündeme gelecek' denildiği için planın gerek partimizde gerekse Cumhuriyet Meclisi'nde benimsenmesini sağladık. Ama olmadı" dedi.

"VERİLEN SÖZLER YERİNE GETİRİLMEDİ"

Rumların planı reddetmesine rağmen, verilen sözlerin yerine getirilmediğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Eroğlu, şöyle devam etti:

"Bir süre durgunluk yaşandıktan sonra Rumlar, 1990 yılında tek yanlı olarak Avrupa Birliği üyeliği için müracaatta bulundu ve aynı yıl iki taraf arasındaki görüşmelere yeniden başlandı. 18 Haziran 1992'de de dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Butros Gali'nin adını taşıyan 'Fikirler Demeti' masaya konuldu. Buna bir de harita eklendi. Bu haritaya göre çok sayıda yerleşim birimimizi Rumlara geri vermemiz gerekiyordu. Harita ve egemenlikle ilgili itirazlarımıza rağmen Fikirler Dizisi'nin büyük bölümünü kabul ettiğimizi ortaya koyduk. 100 paragraftan 91'ini kabul ettik, 9'unu görüşmeye hazır olduğumuzu bildirdik. Rumlar ise, federe birim olarak kalsa dahi Kıbrıs Türk tarafını kendine ait bir idaresi olması, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin devamı dahil Fikirler Dizisi'nin önemli birçok yönüne itiraz etti ve bu görüşmeler de neticesiz kaldı. Daha sonra Annan Planı ortaya çıkarıldı. Buna rağmen sonuçta biz uzlaşmaz olarak suçlandık."  Rum tarafında 1993 Şubat ayında yapılan Başkanlık seçimlerini "Fikirler  Dizisi"ne karşı çıkarak kazanan Klerides'in  iş  başına gelir gelmez Fikirler Dizisi'ni müzakere etmeyeceğini, esas tercihlerinin Avrupa Birliği üyeliği yönündeki çabalarını yoğunlaştırmak olduğunu açıkladığını anlatan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, "Nitekim bundan sonra, Rumların AB üyeliği yönündeki gayretlerini, Yunanistan'ın da yardımıyla geliştirmeye başladıkları tarihsel bir vaka olarak karşımıza çıkar" dedi.

"2002'DE KAPSAMLI GÖRÜŞMELER BAŞLADI"

1993 Mayıs ayından itibaren ise müzakereler BM Genel Sekreteri'nin önerdiği Güven Arttırıcı    Önlemler (GAÖ) paketi üzerinde odakladığını ifade eden Eroğlu, şöyle devam etti:

"1995'de Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gümrük birliğine gidilirken Rum tarafına da Avrupa Birliği'ne adaylık statüsü vermesiyle birlikte Rumlar tamamen Avrupa Birliği üyeliğine odaklanmaya başladı. 1999 yılının sonunda görüşmeler yeniden başladı. Aynı yıl Aralık ayında Rum tarafı ile Avrupa Birliği arasında üyelik görüşmelerinin başlatılmasına, Türkiye'ye ise Avrupa Birliği'ne aday ülke sıfatı verilmesine karar verildi. Bu tarihten sonra aracılı görüşmeler başladı. 2002 Ocak ayı ortalarında ise tüm konuların masada olacağı, herşey kabul edilene kadar hiçbir şeyin kabul edilmeyeceği anlayışıyla kapsamlı bir çözüme ulaşılana kadar görüşmelere devam edilmesi kararlaştırıldı".

Bu çerçevede 16 Ocak 2002'de doğrudan görüşmeler başladığını ve 26 Eylül 2002'ye kadar devam ettiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Eroğlu, şunları söyledi:

"Bundan yine bir sonuç alınamadı, çünkü Rum tarafı 1960 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hala devam ettiği iddiasından hareketle Türk tarafını, bir anayasa değişikliği egzersizi vasıtasıyla bu 'cumhuriyete' dahil etmeye yönelik anlayışını sürdürdü. Sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafları New York'a çağırdı ve orada görüşmeler yapıldı.

11 Kasım 2002 tarihinde ise dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ile dönemin Rum lideri Glafkos Klerides'e 'Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli' adlı (sonradan Annan Planı olarak anılan) belge sunuldu. Biz o dönemde hükümette idik ve tümünü görüşmeye hazırız dedik ancak Birleşmiş Milletler ufak tefek değişiklikler dışında değişiklik olmaz deyince sıkıntılar başladı."

Şubat 2003'te Rum lider Kleridesin seçimi kaybetti ve yerine Tasos Papadopulos'un seçildiğini anlatan Cumhurbaşkanı Eroğlu, bu arada kendi Başbakanlığı döneminde Bakanlar Kurulu'nun 23 Nisan 2003'de KKTC'den Güney'e, Güney'den de KKTC'Ye geçişlerin serbestleştirilmesine yönelik bir dizi düzenleme yaptığını anlattı.

REFERANDUM

2003 yılı sonunda yapılan seçimlerde partisi UBP'nin iktidardan ayrılarak, yerine CTP - DP Hükümeti kurulduğunu, Türkiye ve KKTC'nin 2003 yılının sonunda Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözümün bulunabilmesi amacıyla yeni bir inisiyatif üstlendiğini anlatan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, şöyle devam etti:

"Taraflar Şubat 2004'te ortaya konulacak bir planı referandumlara sunma konusunda söz vermeleri kaydıyla New York'a davet edildiler

Müzakereler neticesinde nihai hale getirilen çözüm planı 24 Nisan 2004 tarihinde GKRY ve KKTC'de ayrı ayrı fakat eşzamanlı olarak düzenlenen referandumlarla Kıbrıs'taki iki halkın onayına sunuldu. Rum halkının %76'sı Planı reddederken, Kıbrıs Türk tarafı kendileri için getireceği pek çok zorluğa rağmen %65'i verilen vaatlere güvenerek Plan'a 'evet' dedi".

Avrupa Birliği'nin referandumların hemen ardından Yeşil Hat Tüzüğü'nü kabul ettiğini, bu tüzüğün belirli bir miktara kadar Güney ve Kuzey'den alışveriş yapılabilmesini düzenlediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Eroğlu, Avrupa Birliği'nin aynı süreçte Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyonun bir ölçüde giderilebilmesi amacıyla Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü de gündemine aldığını, ama Rum tarafının vetosu nedeniyle geçiremediğini kaydetti.

"2006'DAN SONRA YOĞUN BİR GÖRÜŞME SÜRECİ BAŞLADI"

Kıbrıs konusunda 2004 Annan Planı referandumunun ardından 8 Temmuz 2006 tarihinden itibaren yeni bir görüşme süreci başladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, bu sürecin 2008 yılı Mart ayına kadar o dönemdeki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile o dönemdeki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında devam ettiğini söyledi.

2008'in Şubat ayında Papadopulos'un seçimleri kaybettiğine ve yerine AKEL lideri Dimitris Hristofyas'ın seçildiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Eroğlu, 3 Eylül 2008'de ise o dönemdeki Cumhurbaşkanı Talat ve Rum lideri Hristofyas arasında görüşmelerin başladığını belirtti.

Görüşmelerin Nisan 2010'a kadar sürdürüldüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı Eroğlu şöyle devam etti:

 "19 Nisan seçimlerinde benim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilmemin ardından ise şu anda benimle Sayın Hristofyas arasında görüşmeler devam ediyor.

Ben göreve geldikten sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban ki Moon'a bir mektup yazarak görüşmelere devam etmek ve bir an önce bir anlaşmaya varılmasını sağlamak istediğimi bildirdim. Görüşmelere Mayıs 2010'da başladık ve teklifim üzerine 18 Kasım'da New York'ta ilk üçlü toplantıyı gerçekleştirdik. Bir sonraki Üçlü Görüşme 26 Ocak 2011'de gerçekleştirildi. 7 Temmuz'da ise Üçüncü Üçlü Görüşme Cenevre'de yapıldı. 4'üncü Üçlü Zirve görüşmesini 30-31 Ekim 2011 tarihlerinde New York yakınlarındaki Greentree'de yaptık. Son olarak ise 22-24 Ocak 2012 tarihlerinde 5'inci zirve için New York yakınlarındaki Greentree'de buluştuk."

GREENTREE ZİRVESİNDE NELER OLDU

Greentree zirvesinde BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Türk ve Rum tarafından üç konuyu çözmesini istediğini belirten Cumhurbaşkanı Eroğlu, bunların Vatandaşlık, Mülkiyet ve Yürütmenin Seçimi olduğunu söyledi.

"İstenilenleri yapmak mümkündü, ama Rum tarafının tutumu nedeniyle yapamadık" diyen Cumhurbaşkanı Eroğlu şöyle devam etti:

"Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak ilerleme sağlanması için Greentree'de bazı öneriler sunduk. Ancak New York'a gelmeden önce Rum Ulusal Konseyi'ni toplayan Hristofyas bilerek kendi elini kolunu bağladığı için bir netice elde edemedik.  4 hayır kararı aldırarak. Peki bundan sonra ne olacak? Şimdi Kıbrıs'ta görüşmelere devam ediyoruz ve Sayın Downer Mart ayı sonunda Sayın Ban ki Moon'a gelinen nokta ile ilgili bir rapor sunacak.  Genel Sekreter de bu raporu değerlendirecek ve,  ya çok taraflı bir toplantı çağrısında bulunacak veya kendi raporunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne iletecek.

Anımsanacağı üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bana ve Sayın Hristofyas'a bu senenin başında birer mektup göndermişti. Sayın Genel Sekreter bu mektubunda 1 Temmuz 2012 tarihinden sonra, Kıbrıs sorununun çözümünün güçlülüğüne dikkat çekiyordu.

"ANLAŞMAYA VARMAK İÇİN ORTADA DOĞAL BİR TAKVİM VAR"

Diğer yandan Sayın Hristofyas'ın bizzat kendisi 1 Temmuz 2012'de Kıbrıslı Rumların AB Dönem Başkanlığı başladığı zaman, müzakerelere devam edecek durumda olmayacağını, zaten açıklamış bulunuyor. Dolayısı ile bir anlaşmaya varmak için ortada doğal bir takvim var."

Unutulmaması gereken başka bir önemli konunun ise, Rumların AB Dönem Başkanlıkları dışında 2013 yılı Şubat ayında Başkanlık seçimleri oluğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, "1 Temmuz'dan sonra artık Kıbrıs Rum tarafında gündem dönem başkanlığı ve başkanlık seçimleri ile ilgili yarış olacaktır.  Aslında bu yarış ve kapışma daha şimdiden başlamıştır, bu çok açık" dedi.

"1 TEMMUZ'DAN SONRA MÜZAKERELER ANLAMINI YİTİRECEK"

Böyle bir dönemde hiç kimsenin Kıbrıs Rum tarafının müzakerelerde çeşitli açılımlar yapmasını bekleyemeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Eroğlu, "Üstelik şunu hatırlatayım ki Sayın Hristofyas yeniden aday olmak ve seçilmek için Kıbrıs konusundaki katı tutumları ile bilinen EDEK ve DİKO'nun desteğini almak zorundadır. Bu yüzden 1 Temmuz tarihinden sonra müzakerelerin anlamını yitireceğini düşünüyorum. Şimdi bazıları bu noktada müzakerelerin dondurulmasından söz ediyor. Burada ben şunu soruyorum; Kıbrıs Türk tarafı böyle bir şeyi neden kabul etsin? Neden Dünya bizi hala Rum tarafına endeksli olarak değerlendiriyor?

Neden haksız ambargolara, izolasyonlara devam edilirken ve hala ortada Rum tarafının iyi niyeti, yapıcılığı yokken biz Rum tarafının haksız bir şekilde üstleneceği Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı içimize sindirelim? Bu toplumun, bu ülkenin siyasi geleceği neden bir Kıbrıslı Rum siyasinin seçilmesine bağlı olsun? Bu kadar önemli toplumsal, siyasi ve ekonomik sorunla karşı karşıyayken, neden hala belirsizlik durumunda neden kalalım? Peki Kıbrıs sorununa bir biçimde bir çözüm bulunmazsa bölgede bir sorun yaşanabilir mi? Öyle görünüyor ki Rum tahrikkarlığı dolayısı ile evet yaşanabilir".

"PETROL KONUSUNDAKİ GELİŞMELERLE YENİ BİR UYUŞMAZLIK OLABİLİR"

Belirsizliğin devam etmesi durumunda, doğalgaz ve petrol araştırmaları alanındaki gelişmelerle yeni bir uyuşmazlığın ortaya çıkarabileceğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, bunun da gerginliği körükleyecek nitelikte olduğunu vurguladı.

Bunun alınmamsı gereken ciddi bir risk olduğuna işaret eden Eroğlu şöyle devam etti:

"Dolayısı ile belirsizlik ortadan kalkmalı. 1 Temmuz'a kadar bir antlaşma olmalı.

Kıbrıs sorunu 1 Temmuz tarihine kadar çözülmezse Kıbrıs sorununun bu şekilde bir çözümünün Rum tarafının tutumu ile mümkün olmadığının kabul edilmesi gerektiği inancındayım.

44 yıldır tüm yöntemleri denedik. Şimdi, Hristofyas'ın da tercih ettiği Kıbrıslı çözüm yöntemini deniyoruz, bu yöntemle de olmuyorsa bunun cesurca söylenmesi ve görülmesi gerekir.

Sosyal buluşma dediler yaptık, esneklik gösteriniz dediler halkımızın kabul edebileceği kadar esnedik. Yine de olmazsa bunu görmek ve çıkıp söylemek gerekir. Üstelik bunu söylemek bizim değil öncelikle uluslararası toplumun sorumluluğudur.

Bana göre 1 Temmuz'a kadar başarısız olmamız durumunda, Kıbrıs sorununun bugünkü müzakereler temelinde çözümlenemeyeceği kanıtlanmış olacaktır. Bunları söylüyorum diye kimse yanlış anlamasın, bizim Kıbrıs Türk tarafı olarak bu müzakereci süreci konusundaki taahhütlerimiz hala geçerlidir ve çabamız başarılı olma yönündedir. Ancak bir noktada biz de kendi geleceğimizi düşünmek ve bu belirsizlik ortamında daha fazla sürüklenmek istemiyoruz.

Sayın Downer'ın da vurguladığı gibi, başarısızlık durumunda federasyon modeli konusunda büyük bir soru işareti ortaya çıkacaktır."

Kıbrıs Türk tarafının, sorunun 2012 yılının ilk çeyreğinde çözülmesini, Rum liderle bir antlaşma imzalamayı ve bunu referanduma götürmeyi istediğini anlatan Derviş Eroğlu, Rum tarafının tüm Kıbrıs adına 2012 Temmuz ayından itibaren Avrupa Birliği dönem başkanı olmaması gerektiğini vurguladı.

Bunun yapılmasının sorunu daha da çıkmaza sokacağını kaydeden Eroğlu, bu durumdan AB - Türkiye ilişkilerinin de olumsuz etkileneceğini söyledi.

"GÖRÜŞÜLMEMİŞ HİÇBİR NOKTA KALMADI"

Bugün masada artık konuşulmamış, görüşülmemiş hiçbir nokta kalmadığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Eroğlu, tarafların birbirlerinin ne dediklerini ezbere bildiklerini, artık Kıbrıs sorununu çözmenin zamanının geldiğini vurguladı.

Çözümün adil ve kalıcı bir anlaşma ile olacağına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Eroğlu, "Anlaşma; Kıbrıs Türkleri'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin haklarını korur nitelikte olacaktır. Çözüm, yeni bir ortaklık devleti ile olacaktır. İşte bu amaçla Türk tarafı olarak iyi niyetle müzakere etmekteyiz" dedi.

"TC DEVLETİ VE HÜKÜMET YETKİLİLERİYLE UYUM İÇİNDEYİZ"

Kıbrıs konusunun ulusal bir dava olduğunu ve Anavatan Türkiye Cumhuriyeti devlet ve hükümet yetkilileri ile birlikte konunun takip edildiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Eroğlu, tam bir uyum içinde olunduğunu vurguladı.

Rumların adımlarına karşı, gereken adımları atmakta da kararlı olduklarını söyleyen Derviş Eroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Nitekim geçen yılın ikinci yarısında Rumların tek yanlı eylemlerine karşı biz de dikkatli bazı tedbirler almak mecburiyetinde kaldık ve gerekli adımları attık.

Bunların en önemlisi ve en günceli, 21 Eylül tarihinde New York'ta Anavatan Türkiye Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile imzaladığım "Kıta Sahanlığı Sınırlandırma" anlaşmasıdır.  Bu antlaşma ile Dünyaya bir kez daha hem de New York gibi Birleşmiş Milletler'in merkezinde Kıbrıs'ta bir de Türk devleti olduğu mesajını birlikte verdik.

Bu antlaşma ile Rumlara ve diğer muhataplarımıza Kıbrıs'ta yaratmak istedikleri oldu - bittilere dün olduğu gibi, bugün de, yarın da karşı çıkacağımızı göstermiş olduk. Ben çok memnunum."

Anavatan Türkiye'nin halihazırda, Rum tarafının 1 Temmuz'da haksız bir şekilde Avrupa Birliği dönem başkanı yapılmasıyla ortaya çıkacak durumu kabul etmeyeceğini, Rum tarafını Avrupa Birliği Dönem Başkanı olarak muhatap kabul etmeyeceğini yetkili ağızlardan ilan etmiş bulunduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Eroğlu, bu konuda rahat olduklarını söyledi.

"Güçlü Anavatan bizimledir ve tüm Anadolu Kıbrıs Davası'nın öneminin farkındadır" diyen Derviş Eroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Her ne gelişme olursa olsun, Kıbrıs Türkleri olarak biz politik ve ekonomik yapımızı güçlü tutmak, Anavatan Türkiye ile ilişkilerimizi hep kardeşlik ve karşılıklı anlayış çerçevesinde en iyi seviyede tutmak zorundayız ve bunu zaten arzu ediyoruz.

Bunlara eğer Kıbrıs'ta bir anlaşma olacaksa çok ihtiyacımız vardır. Eğer bir anlaşma olmayacaksa da çok güçlü olmak zorundayız. Çok şükür aç ve açıkta değiliz. Devletimiz her geçen gün daha da güçlenmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bütün Müslüman dünyanın anavatan Türkiye ile birlikte en demokratik iki ülkesinden biridir.

Demokratik yapımız, en büyük gurur kaynaklarımızdan biridir. Biz, Kıbrıs Türklerinin demokratik bir devlete sahip olmasını anlaşmanın önünde bir engel olarak görmüyoruz.

Bilakis; demokratik yapımız olası bir anlaşmanın sürdürülebilirliği açısından da büyük önem taşımaktadır."

"KIBRIS SORUNU SADECE KIBRIS'TAN İBARET DEĞİL"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak Kıbrıs sorununun sadece Kıbrıs'tan ibaret olmadığının, dünyadaki gelişmelerin Kıbrıs sorununu derinden etkilediğinin gayet bilincinde olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, "Nitekim; uluslararası ilişkiler disiplini açısından Doğu Akdeniz'de yaşanan son gelişmeleri Türkiye - İsrail ilişkileri, Filistin'in bağımsızlık süreci ve hatta Rusya'nın Avrupa üzerinde artan etkinliği ve gücünü dengeleme sürecinden bağımsız görmek pek mümkün değildir. Kıbrıs'ın Türkiye Cumhuriyeti'nin son yıllarda Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül, Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Sn. Ahmet Davutoğlu tarafından formüle edilen 'Stratejik Derinlik' konsepti içinde de ne kadar önemli bir yeri olduğunun farkındayız" dedi.

Kıbrıs'ın, Türkiye açısından yakın deniz havzasının anahtarı durumunda olduğunu vurgulayan Eroğlu, "zaten pek çok jeo-strateji uzmanı, Kıbrıs üzerinden hâkimiyet kuramları geliştirmiştir. Bu nedenle Kıbrıs müzakere sürecini küresel dengelerden ve politik değişim süreçlerinden ayrı değerlendirmek doğru olmaz" şeklinde konuştu. 

Avrupa Birliği'nin 2004 yılında Kıbrıs Rum Kesimi'ni tek taraflı olarak üyeliğe kabul etmiş olmasının yaratmış olduğu sıkıntıların ortada olduğunu söyleyen Eroğlu, Kıbrıs meselesinin, Avrupa - NATO ilişkilerini kilitleyen, Batı ittifakı içinde kırılmalar yaratan bir noktaya getirilmemesi gerektiğini vurguladı.

"Kıbrıs, Doğu Akdeniz'de liberal demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, barış, huzur ve refahın Adası olmalıdır" diyen Cumhurbaşkanı Eroğlu, Kıbrıs Türk tarafının bu hedeflerle hareket ettiğini söyledi. 

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu konuşmasını şöyle tamamladı:

"Bölgemiz çok hızlı gelişmelere sahne olmaktadır. Arap Baharı'nı, Suriye - İran'la ilgili gelişmeleri, Filistin meselesinin içinden geçmekte olduğu hassas süreci yakından izlemekteyiz.

Bana göre Anavatan Türkiye için Kıbrıs konusu en yaşamsal meselelerden biri olmayı sürdürmektedir.

Kıbrıs'ta Kıbrıs Türkü ile kendi haklarını gözetemeyen, perçinleyemeyen bir Türkiye'nin diğer meseleleri ile baş edebilmesi oldukça güç olur. Kıbrıs Türk halkı, Türkiye'nin önemini ve değerini iyi biliyor, eminim ki Türkiye'deki kardeşlerimiz ve Anavatan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Devleti de Kıbrıs Türkleri'nin değerini, önemini biliyor. Bundan en küçük bir kuşkumuz yoktur ve Anavatan Türkiye ile tam bir uyum içinde çalışıyoruz. İnşallah başaracağız... Başaracağız çünkü haklı bir davanın savunucusuyuz ve her geçen gün büyüyen, güçlenen, uluslararası önemli bir güç haline gelen Anavatan Türkiye bir bütün olarak bizimledir."

SORULAR

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nu konuşmasının ardından soruları da yanıtladı.

Önümüzdeki dönemde Rumların AB başkanı olmasıyla, Türkiye Cumhuriyeti ve AB ilişkilerinin nasıl olacağının sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Eroğlu, kendilerinin bunu AB yetkilileriyle birçok kez görüştüklerini, onların da bu durumdan rahatsızlık duyduklarını, ancak bunu açıkça dile getirmediklerini söyledi.

AB'nin Rumları tek taraflı olarak AB'ye almakla hata yaptıklarının farkında olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, 1 Temmuz'da Rumların dönem başkanı olmasıyla görüşmelerin devam etmesinin anlamsız olacağını vurguladı.

"Bunu BM Genel Sekreteri de söyledi. Son durumun belirlenmesi için Mart veya Nisan ayında Genel Sekreter'in Güvenlik Konseyi'ne yazacağı yazıyı bekliyoruz. Son kararı o verecek" diyen Cumhurbaşkanı Eroğlu, Türkiye'nin ise bu konudaki tavrının açık olduğuna dikkat çekti.

Yunanistan'daki ekonomik krizin Kıbrıs konusuna olumlu veya olumsuz bir etkisi olup olmadığının sorulması üzerine ise Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, durumun Kıbrıs konusuna hiçbir fayda sağlamadığını söyledi.

KKTC'nin son ihtimal olarak Türkiye Cumhuriyeti'ne katılması halinde bunun Türkiye'ye bir zarar verip vermeyeceğinin sorulması üzerine ise Derviş Eroğlu, bugünkü koşullarda böyle bir durumun Türkiye'ye zarar vereceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Eroğlu, Kıbrıs konusunda çözüm aranan bir dönemde böyle bir durumdan hiç bahsedilmediğine dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Eroğlu şöyle devam etti:

"TC'nin destek ve askeri varlığı bizim vazgeçemeyeceğimiz unsurlar. Anavatansız Kıbrıs Türkü olamaz, TC'nin sevinci, acısı, bizim sevincimiz acımızdır. Bu şartlarda ilhaktan ziyade anlaşmayı düşünüyoruz. Kıbrıs konusu artık kronikleşti, Türk tarafı ve Türkiye anlaşmadan yana. Rumlar bunu kabul ettiğinde sorun çözülecek."

"Türkiye'nin AB'ye girmesi gerekli mi ve AB Türkiye'yi kabul eder mi" sorusuna karşılık da Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Türkiye'nin AB'ye girmesinin biraz zor gibi göründüğünü söyledi.

Türkiye'nin 75 milyon nüfusu, özellikle de genç nüfusunun AB'yi korkuttuğunu ifade eden Eroğlu, ancak Türkiye'nin AB'ye katılımın AB'nin yararına olacağını kaydetti.

Türkiye'nin güçlü ekonomisi ve NATO bağlantısının da AB'nin yararına olacağına işaret eden Eroğlu, ancak Fransa, Almanya gibi ülkelerin yönetimleri değişmediği sürece Türkiye'nin AB üyeliğinin zor olduğuna dikkat çekti.

Görüldüğü kadarıyla Türkiye'nin de AB için eskisi kadar isteği bulunmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Türkiye'nin AB'ye muhtaç olmadığının altını çizdi.

(TUĞ/SEL) FOTOĞRAFLI

 
18 Şubat 2012 Cumartesi 18:19
Okunma: 412
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)