Ana Sayfa » Kıbrıs » Cumhurbaşkanı Halka Seslendi

Cumhurbaşkanı Halka Seslendi

Görevinde İkinci Yılını Tamamlayan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Yaptıklarını, Yapmayı Planladıklarını Ve Düşüncelerini Halkla Paylaştı. .

 
 
Cumhurbaşkanı Halka Seslendi
"Halkı bilgilendirmek açıklık politikamızın gereğidir" diyen Cumhurbaşkanı Eroğlu "Halka Sesleniş Programı"nda kamera karşısına geçti ve iç ve dış konularda değerlendirmelerde bulundu.


Cumhurbaşkanı Eroğlu'nun Halka Sesleniş konuşması şöyle:


"Sevgili vatandaşlarım, Cumhurbaşkanlığı görevine sizlerin oyları ile başlamanın ikinci yıldönümünde ne yaptığımızı, neler planladığımızı ve düşündüğümüzü anlatmak üzere yeniden bir Halka Sesleniş Programı ile karşınızdayım.


Söz verdiğimiz gibi açıklık politikamızın bir gereği olarak bir anlamda sizlere bilgi vermek istiyorum. Sizlere farklı olacağım sözünü vermiştim. Sizin için, sizin beklentilerinizi gözeterek hareket edeceğim, sadece Kıbrıs konusu ile değil tüm sorunlarınızla ilgilenmeye çalışacağım sözünü vererek seçimleri kazanmış, göreve başlamıştım. Anayasamız ve yasaların dışına çıkmadan bu sözüm doğrultusunda çalışmaya devam ediyorum.


Değerli kardeşlerim, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, sizin çalışmalarınız ve anavatan Türkiye'nin büyük katkıları ile her geçen gün daha sağlam temeller üzerinde ilerlemektedir.


Elbette çok daha iyisi olabilirdi ama yine de 1976'dan beri parlamentoda görev yapan, 1983'te Cumhuriyetimizin ilanına büyük bir heyecan ile destek veren, 1985'ten itibaren çeşitli dönemlerde olmak üzere 2010 yılına kadar 19 yıla yakın bir süre başbakanlık görevinde bulunan birisi olarak ülkemizin geldiği nokta, beni gururlandırmaktadır.


İnancım odur ki edindiğimiz tecrübeler, sizlerin azimli yapısı ve girişimci ruhu ile Anavatan Türkiye'nin artan gücünü birleştirerek çok hızlı bir gelişim sürecine girmemiz mümkündür.


Yeter ki hükümetimiz, meclisimiz siyasi partilerimiz, sivil toplum örgütlerimiz yani kısacası halk olarak biz yeni bir atılım sürecine ve yeni bazı düzenlemelere ihtiyacımız olduğu ortak saptaması ile kararlılıkla doğru adımlar atmaya başlayalım.


2012 yılının ilk üç ayında Kıbrıs Türkleri olarak yaşantımıza çok olumlu katkıları olacak büyük projeleri hayata geçirecek adımları attık. Mart ayının sonunda anavatan Türkiye'den, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne su taşıyacak olan boru hattı projesinin ikinci etabının temelini attık. Geçitköy göletinin yapımına başladık.


Bir yıl önce 7 Mart 2011'de projenin ilk ve en önemli basamağı olan Alaköprü Barajı'nın temelini Mersin, Anamur'da atmıştık. Su, Türkiye'de bu barajdan alınacak, Güzelyalı Terfi Merkezi vasıtasıyla 3 km uzunluğundaki terfi hattı ile Geçitköy Barajı'na getirilecektir.


Su, hayattır. Bir kez daha anavatan, Kıbrıs Türküne hayat vermek için harekete geçmiştir.


Şanlı Urfa ziyaretim sırasında muazzam bir mühendislik harikası olan Atatürk Barajı'nı ziyaret etme fırsatım oldu.
Türk mühendislerinin gurur kaynağı olan bu olağanüstü projeye şahit olunca yüreğim gururla kabardı.
Suya hâkim olanların yüzyılında, böylesine büyük bir projeyi hayata geçiren Türkiye, her türlü takdirin ötesinde bir başarıya imza atmıştır.
Çok kısa bir süre içinde tamamlanacak bu proje ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin elli yıllık su ihtiyacı giderilmiş olacaktır. Kıbrıs'ta su sorununun çözülmesi muhakkak ki barışa da katkıda bulunacak çok önemli bir etken olacaktır. Türkiye'den gelen su, Kıbrıs'a refah, barış ve mutluluk getirecektir. Türkiye'den gelen su, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin temellerini güçlendirecektir. Bu su aynı zamanda adil ve kalıcı bir barışın çimentosunun karılması için kullanılacaktır. İnşallah Rum komşularımız doğru düşünmeye başlarlar ve barış fidanlarını bu su ile büyütürüz.


Dileğimiz, beklentimiz ve temaslarımız buna elektrik enerjisinin de eklenmesi yönündedir. Su ve enerjide Anavatan Türkiye ile sağlayacağımız bu köprü hem bize, hem de Anavatanımız Türkiye'ye yepyeni ufuklar açacak büyük güç kazandıracaktır.


Nisan ayı sonlarında ise tarihi bir gün daha yaşadık.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından verilen izinle Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından hidrokarbon rezervleri araştırılması amacıyla sondaja başlanmıştır.
"Türkyurdu-1 " kuyusu bizim için büyük moral kaynağı olmuş çok önemli bir adımdır. Anavatan Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile imzalamış olduğumuz ve Meclisimiz tarafından da onaylanan Kıta Sahanlığı Sınırlandırma anlaşmasının ardından bu somut adımla Kıbrıs Türklerinin egemen yetkilerinin oldubittilere kurban edilmesine müsaade etmeyeceğimizi ortaya koymuş olduk.


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti alt yapısı her gün gelişmektedir. Bugün Gazi Mağusa'dan Güzelyurt'a kadar bölünmüş yol üzerinden ulaşılabilmektedir. Keza Lefkoşa-Girne arası da bölünmüş yoldur ve bu yol aynı zamanda ışıklandırılmıştır. Bütün güzergâhlarda yol güvenliğini arttıracak tedbirler hızla alınmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda yapılan yatırımlar sayesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti elektrik üretimi konusunda dış bağımlılıktan kurtulmuştur. Bu konuda geçmişte tam bağımlı olduğumuz Kıbrıs Rum Yönetimi'ne elim bir kaza sonucu içine düştükleri buhran döneminde insani sebeplerle elektrik enerjisi konusunda yardımcı olduk. Bu noktada bir kez daha gelmiş geçmiş ve bugünkü Anavatan Türkiye hükümetlerine alt yapı yatırımları için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne vermiş oldukları büyük destek için teşekkür etmek isterim.


Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti Başbakan Sn. Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ekonomik kalkınmamıza ve milli davamıza her türlü desteği vermektedir. Anadolu insanın Kıbrıs'a sevgisi ve ilgisi AK Parti icraatlarına da yansımaktadır.


Şanlı Urfa'da, Gazi Antep'te, Çanakkale'de, Antalya'da, Kayseri'de, ziyaret ettiğimiz her yerde Anadolu halkının coşkusu anavatan Türkiyemiz'in Kıbrıs'ta milli davaya olan büyük ve canlı desteğinin tezahürüdür. Türkiye'de ziyaret ettiğimiz her yerde halkın bizlere gösterdiği sevgi ve tezahürat Kıbrıs Türkleri olarak bizleri gururlandırmakta ve büyük mutluluk duymamıza vesile olmaktadır. Bu beni son derece mutlu ediyor. Çünkü bizim en büyük gücümüz siz halkımız ve Anavatan Türkiye'deki kardeşlerimizin ulusal davamıza Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne olan içten, kardeşçe, dostça desteğidir. Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi eğer doğruları yaparsak, geç kalmadan atılması gereken adımları atar Anavatan Türkiye ile ilişkilerimizi geliştirirsek geleceğimizin aydınlık olduğundan eminim.


Anayasal görevimin bilincindeyim. Siyaset yaşamımda gelinebilecek tüm makamlara siz halkım sayesinde gelmiş bulunuyorum. Amacım Kıbrıs Türk Halkı'nın güven, refah ve mutluluk içinde yaşamasıdır. Hükümete yardımcı olmaya, tecrübelerimi onlara aktarmaya hazır olduğumu defalarca basın yolu ile veya bizzat hükümete açıkladım. Ama daha fazlası benim niyetimden çok hükümetin takdirine kalmıştır. Sadece iyi çalışan, düzgün işler yapan bir iktidara değil, bilinçli, sorumluluk duygusu ile çalışan muhalefet partilerine de ihtiyacımız olduğunun idraki içinde muhalefet partileri ile iyi ilişkiler içinde olmaya özen gösteriyorum. Gerçek anlamda iyi bir muhalefet ülkenin sorularının aşılmasına, iktidarın doğruları yapmasına büyük katkı sağlar.


Çağdaş demokrasilerin en önemli unsurlarından biri de kurum, kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve sendikalarla diyalog içinde olmayı gerektirir. Cumhurbaşkanlığı'nın kapısı tüm sivil toplum örgütlerimize açıktır ve onlardan gelen öneriler ve görüşler tarafımızdan dikkatle not edilmekte, çalışmalarımızda bize ışık tutmaktadır.


Sevgili vatandaşlarım, geçtiğimiz Aralık ayı içinde gerçekleştirdiğimiz nüfus sayımı önemliydi. Sayım, Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin de katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Sonuçta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde nüfusun 294 bin 906 kişi olduğu saptanmıştır. Sayım, gereksiz polemiklere son vermesi açısından da önemlidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin nüfusu ortaya çıktıktan sonra dışarıdan emek ihtiyacının boyutları da netlik kazanmıştır. Bu veriler görüşme masasına da konulmuş ve Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilmiştir. Bu veriler sadece siyasi anlamda değil ekonomik ve sosyal planlamalar için de önemli katkılar sağlayacaktır inancındayım.


Anavatan Türkiye ile imzalanacak olan yeni işbirliği protokolünde ülkemizin gelecekle ilgili vizyonu iyi ve doğru bir şekilde ortaya konulmalı ve bunu sağlayacak bir program ortaya çıkarılabilmelidir. Burada sadece hükümete değil ilgili tüm örgütlere, kurum-kuruluşlara görev düşmektedir. Hükümet onlarla diyaloga girmeyi kesinlikle ihmal etmemeli, onlar da katkı sağlamaktan asla geri durmamalıdır.


Aziz vatandaşlarım, İçeride ve dışarıda yoğun bir mesai ile haklarımızı korumak için yoğun gayret gösteriyoruz. Büyük oranda başarılı olduğumuzu da sevinçle ifade etmek isterim.
Ancak özellikle bazı iç meselelerde kendimize dikkat etmeliyiz. Geçtiğimiz dönemde Elektrik ve Telekomünikasyon iş kollarında grevler gerçekleştirilmiştir.


Son olarak Lefkoşa Belediyesi çalışanlarının grevine şahit olduk. Bu grevlerin ağır toplumsal maliyetleri olmuştur. İnsanımız kışın en soğuk günlerinde elektriksizliğin yarattığı sorunlarla boğuşmuştur. Çöplerin toplanamaması sonucu kamu sağlığını tehdit edecek bir noktaya gelinmiştir. Bir mağduriyet durumu ortaya çıkmıştır. Çalışanların haklarını korumak için mücadele etmeleri demokrasinin bir gereğidir. Ancak aynı zamanda halkın mağduriyeti de dikkate alınmalı, çalışanların çıkarları ile genel kamu menfaati çatışma noktasına getirilmemelidir. Diyalog ve iyi niyet esastır. Ortak noktalarda birleşilmeli ve herkes sorumluluk bilinci ile uzlaşma yönünde çaba göstermelidir.


Genel uzlaşı gerektiren bir diğer husus da, kamuoyunda geniş tartışmalar yaratan Petrol Dolum Tesisi projesidir. Günümüz dünyasında sürdürülebilir bir çevre, en az sürdürülebilir bir ekonomi kadar önem taşımaktadır.


Değerli vatandaşlarım, Üzerinde düşünmek ve çözüm bulmak zorunda olduğumuz bir diğer konu da işlenen suçlardır. Geçtiğimiz günlerde işlenen tüyler ürpertici çocuk cinayeti olayı toplumda infial yaratmıştır. Aynı zamanda bazı eksikliklerimizin de gün yüzüne çıkmasına sebep olmuştur. Çocuk istismarı kabul edilemeyecek bir suçtur. Bunun için Hükümete ve Meclis'e büyük görevler düşmektedir. Suçlardaki artışın önüne geçilmesi toplumsal huzurun korunması en başta gelen görevimizdir ve muhakkak etkin hükümet kararları, yasal, adli, polisiye, ekonomik, sosyal tedbirlerle önlenmelidir. Demokrasimiz ve gelişmemiz için vazgeçilmez olan değerli medyamıza da bu bağlamda önemli rol ve görevler düşmektedir. Haber ve yorumlarda yol gösterici, kışkırtıcı değil önleyici, doğru yolu gösterici olunmalı, ön yargılarla değil objektif hareket edilebilmelidir. Hiç kimse aksi mahkemece karar verilmedikçe suçlu değildir. Buna mutlaka özen gösterilmeli yaralar açılmasına izin verilmemelidir. İntihar olaylarının haberleri verilirken etik kurallar gözetilmeli özendirici etki yaratmaktan kaçınılmalıdır.


Değerli kardeşlerim, yeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Bunun çalışmaları başlamalı ve ilk seçimlerde anayasal değişiklikler referanduma sunulmalıdır diye düşünüyorum.
Seçim ve Halk Oylaması yasamıza, Siyasi Partiler Yasamıza ortaya çıkan ihtiyaçlar ve çağdaş gelişmeler ışığında yeni bir şekil verilmesinin yararlı olacağı düşüncesini de taşıyorum. Bir kamu reformu yapılması zamanı da gelmiştir hatta geçmektedir.


Avrupa Birliği'ne uyum yasaları konusunda daha hızlı davranılmasının ülkemize yarar sağlayacağı açıktır.


Kadının siyasetteki rolünün ve sayısının artmasına gayret göstermeliyiz. Toplumun çekirdeği olan aile yapısının korunmasına, gençlerimizin doğruyu bulmalarına ve sağlıklı olarak geleceğe hazırlanmalarına özel önem vermeli buna yönelik projeleri yaşama geçirmeliyiz.


Engelli vatandaşlarımızı toplumsal yaşantının daha fazla içinde tutabilmeli onlara daha fazla destek çıkabilmeliyiz.


Biz Cumhurbaşkanlığı olarak birçok sosyal sorumluluk projesinin içinde yer aldık ve almaya devam edeceğiz. Sanata, kültüre, sanatçıya verdiğimiz değeri daha yukarı çekmeliyiz. Cumhurbaşkanlığı olarak bir senfoni orkestrası kurma çalışması başlatmış durumdayız. Ayrıca gelecek yıldan itibaren sanat ödüllerini vermeye başlayacağız. Sivil toplum örgütlerimize, meslek kuruluşlarımıza, odalarımıza kapılarımızı açtık, açık tutmaya devam edeceğiz. Vatandaşlarımızla düzenlenen toplantılarda bir araya geliyoruz ve bu toplantıları önümüzdeki süreçte daha da sıklaştıracağız.


Cumhurbaşkanlığı olarak Meclisimizi, hükümetimizi, Danışma Kurulu ve halk konseylerimizi bilgilendirmeye, onların görüşlerini almaya özel bir önem gösterdik, göstermeye devam edeceğiz.


Değerli Vatandaşlarım, sizlere hitap ettiğim son Halka Sesleniş konuşmamdan bu yana Kıbrıs konusundaki temaslar açısından da yoğun bir dönem geçirdik. Göreve geldiğim Nisan 2010 tarihinden bu yana New York, Cenevre, Brüksel gibi merkezlere yaptığımız ziyaretlerde önemli temaslar gerçekleştirdik. Avrupa Birliği üyesi olan Almanya, İtalya, İsveç gibi ülkelerde çalışmalarda bulundum, yetkililerle temaslar yaptım. Bütün bu dış ziyaretlerin her biri elbette ayrı ayrı çok önemlidir, çok yararlıdır.


Almanya ziyaretim sırasında Dışişleri Bakanı Westervelle ve diğer Alman yetkililer ile son derece faydalı temaslarım oldu. Bu görüşmelerim sonucunda Rum tarafınca çeşitli bahanelere dayalı hakkımızda oluşturulmaya çalışılan ön yargıların önemli ölçüde kırıldığını bizzat gözlemlediğimi vurgulamak istiyorum. Almanya temaslarım ertesinde Özel Temsilcimin bu ülke yetkilileriyle Berlin'de birkaç kez görüşmüş olması, attığımız tohumların yeşermeye başladığının bir göstergesidir diye düşünüyorum. Avrupa Birliği'nin lokomotif gücü olarak tanımlanan Almanya ile temaslarımızı daha da geliştirmemiz gerektiği aşikârdır zira bu devlet Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin de geçici üyesi durumundadır.


İsveç'te bu ülkenin dünya sorunlarıyla çok yakından ilgilenen aktif Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile yaptığım görüşmenin göreve geldiğim süre içerisinde yaptığım temaslar arasında özel bir önemi olduğunu vurgulamak istiyorum. Yine Almanya örneğinde olduğu üzere İsveç gibi önemli bir ülke ile tohumlarını attığımız bu diyalog, Özel Temsilcimin sonradan bu ülke Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle başkent Stockholm'de yaptığı düzenli temaslarla daha da ileriye taşınmıştır.


Avrupa Birliğine yönelik hayal kırıklıklarımıza ve bize verilen sözlerin tutulmamasına rağmen bu örgütün merkezi olan Brüksel'e çeşitli seviyelerde ziyaretlerimizi geçen süre zarfında sürdürdük. AB Komisyonu Başkanı Barroso ile görüşmemde siyasi düzeyde Avrupa Birliğinden beklediklerimizin altını tekrar tekrar çizdim ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda düşüncelerimizi anlatma imkânı buldum. Bulunacak olası bir çözüm hükümlerinin, özellikle de Kıbrıslı Türklerin haklarının uzun vadede AB hukuku içerisinde mahkemeler önünde eriyip kaybolmaması için yapılması gerekenlere dikkat çektim. Öte yandan Genişlemeden sorumlu Komiser Füle ile yaptığım görüşmelerde AB tarafından finanse edilen bazı projelerin hayata geçirilmesi konusunda yaşanmakta olan gecikmeleri ve sıkıntıları ele aldım. Bize verilen sözlerin tutulmamasından duyduğumuz rahatsızlığı çeşitli örnekler vererek dile getirdim. Benzer şekilde, şimdilerde Avrupa Parlamentosunun Başkanı olmuş olan Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz ile de görüşmeler yaptım. Kendisiyle samimi bir diyalog içerisinde olduğumuzu ve bunu somut sonuçlara dönüştürmek için çaba harcadığımızı özellikle vurgulamak isterim.


Geçtiğimiz ay içinde Suudi Arabistan'ın Cidde şehrinde İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Sn. Ekmelettin İhsanoğlu'nun konuğu olarak gerçekleştirdiğimiz ziyareti özellikle çok önemsemekteyim.


Sn. İhsanoğlu çok değerli bir dostumuzdur. Kıbrıs Türklerinin haklı davasına destek vermektedir. Cidde ziyaretim esnasında İslam Kalkınma Bankası yetkilileri ile de temas etme fırsatım oldu. Cidde ziyaretimin hemen ertesinde bu defa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bir çalıştayda bir araya geldik. Önümüzdeki günlerde İslam İşbirliği Teşkilatı ile ilişkilerimizi daha da ileriye götürecek somut adımlar atmak için görüş birliği içindeyiz. Elbette bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül'ün şahsi gayretleri bizlere büyük yararlar sağlamaktadır. Bölge ülkelerine yaptığı her ziyarette Cumhurbaşkanı Gül'ün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin haklı davasını gündeme getirdiğini ve destek sağladığını mutlulukla vurgulamak isterim. Kendisine gayretleri ve yardımları için huzurlarınızda teşekkür ederim.


Çok önemsediğimiz bir başka konu yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızdır. Askerlik ve tapu devri gibi konular başta olmak üzere yurtdışında yaşayan Kıbrıs Türklerinin özlük haklarını koruyucu, vatanlarını ziyaret ederken sorun yaşamamalarını sağlayıcı bir dizi tedbiri hâlihazırda hayata geçirdik. Ancak yapılanlar hala yeterli değildir. Yakın bir gelecekte Londra'ya gerçekleştireceğim ziyaret sırasında bu konularla yakından ilgilenme fırsatı bulacağım. Kıbrıs Türklerinin dışarıdaki güçlerini en iyi şekilde değerlendirecek projeler ortaya koymalıyız. Çabamız bu yöndedir.
Değerli vatandaşlarım, Konuşmamın bu kısmında sizlerle müzakere sürecinde geldiğimiz nokta hakkında bazı düşüncelerimi paylaşmak arzusundayım. Türk tarafı olarak müzakere sürecinde hep yapıcı davrandık. Masaya somut öneriler götüren taraf hep biz olduk. Sorun yaratıcı değil, sorunları giderici bir yaklaşım sergiledik. Ne yazık ki Rum tarafı, bu yaklaşımımıza gereken olumlu yanıtları vermemiştir ve olumlu tutumumuz karşılık bulmamıştır. Rum tarafı herhangi bir başlıkta yakınlaşma sağladığımız her anda geri adım atma çabasına girmiştir. Polis konusunu çözümleyene dek bize çektirdiklerini, sürekli olarak anlaştığımız hususlardan bir hafta içerisinde vazgeçip anlaştığımızı bozan başka kâğıtlarla masaya gelmişlerdir. Buna rağmen zorlamalarımız ve iyi niyetle çaba sarf etmemiz sonucunda güvenliğin iç boyutu, yani polis konuları bağlanabilmiştir. Tabii ki ana ilke "tüm konularda anlaşmadan hiçbir konuda anlaşılmış sayılmamasıdır".


Rum tarafının olumsuz yaklaşımının Kıbrıs müzakerelerini ucu açık şekilde sürdürmeyi hedeflediği ve aslında sonuca ulaşmak değil mevcut statükoyu sürdürmek için çaba sarf ettiği şeklindeki gözlemimizin Birleşmiş Milletler yetkilileri ve uluslararası kamuoyu tarafından da paylaşıldığına dair güçlü bir inancımız bulunmaktaydı.


Nitekim Birleşmiş Milletler görevlileri, en yetkili ağızlar da dâhil, özel görüşmelerimizde Rum tarafının olumsuz tavrı ile ilgili sıkıntılarını bizlere hep aktarmışlardır. Hatta Rum tarafının müzakerelerdeki tavırlarıyla ilgili olarak şikâyette bulunmuşlardır. Ancak bu gerçek ne yazık ki kamuoyu ile paylaşılmamıştır. belki de paylaşılmayacaktır. Bunun sebepleri siz değerli vatandaşlarımın da malumudur. Sizler, yıllar süren müzakere sürecinde Rumların olumsuz tavırlarından kaynaklanan tıkanmalara hep şahit oldunuz.


Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla Birleşmiş Milletler gözetiminde müzakereler 1968 yılında başlatılmıştır. Birleşmiş Milletler Barış Gücü ise Kıbrıs'a 1964 yılı içinde gelmiştir.


Sevgili Kardeşlerim, Dikkatinizi çekerim; bu tarihler Kıbrıs Türklerinin topraklarından zorla kovulmaları, can ve mal güvenliklerinin bulunmadığı bir döneme tekabül etmektedir.
Dolayısıyla bir takım çevrelerin iddialarının aksine Kıbrıs meselesi 1974'te başlamamıştır. Özü de toprak ve mülkiyet meseleleri değildir. Bunlar büyük mağduriyetlere sebep olmuş önemli konulardır. Ancak Kıbrıs meselesinin özü, egemenlik konusudur. 1968 yılında başlayan müzakere sürecinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterleri tarafından değişik zamanlarda kapsamlı çözüm önerileri, paketler ve hatta planlar sunulmuştur.


İşte De Cuellar belgesi...


Gali Fikirler Dizisi...


Ve en son Annan Planı...


Türk tarafı, Birleşmiş Milletler tarafından sunulan bütün bu planlara olumlu yaklaşmıştır.


De Cuellar belgesini Meclis'ten dönemin başbakanı olarak geçirdiğimde bize verilen sözler vardı. Aradan çeyrek yüzyıl geçmiştir. Sözler havada kalmıştır. Annan Planı'nın Rumlar tarafından reddinin üstünden bugüne kadar ise tam sekiz yıl geçmiştir. 2004'te verilen sözler de havada kalmıştır. Biz Kıbrıslı Türkler olarak Avrupa Birliği'nin yaklaşımları açısından bir aldatılmışlık hissiyatı içerisindeyiz. Aslında Brüksel'de görüştüğüm bazı üst düzey yetkililer de kapalı kapılar ardında 2004'te çözüm olmadan Rum tarafının tek yanlı olarak AB'ye alınmasında yaşanan gelişmeleri ve Rum tarafının dünyayı kandırmasını "yüzyılın sahtekârlığı" şeklinde tanımlamışlardır ve bunu bizzat benimle paylaşmışlardır.


Sevgili kardeşlerim, Annan Planı'nda öngörülen federal çözüm, Rumlar tarafından %76 gibi ezici bir çoğunlukla reddedilmiştir. Bu gerçeklere rağmen Türk tarafı yapıcı tavrını sürdürmüştür. Mart 2008'de yeniden müzakerelere başlandı. Sizlerin oyları ile KKTC Cumhurbaşkanı seçildiğim Nisan 2010'dan itibaren müzakere sürecini devraldım. Sizlerle paylaşmak mecburiyetinde olduğum bir gerçek vardır:


Müzakereleri devraldığımda masada Rum tarafını tatmin etmeye yönelik pozisyonlar buldum. Selefim tarafından Türk tarafının önerileri olarak masaya sunulan pek çok önerinin sizlerin, Kıbrıs Türk halkının çoğunluğunun desteğini alıp alamayacağı konusunda ciddi kuşkularım vardı. Bunların başında 4 Ocak 2010 tarihli öneri paketi gelmekteydi. Yine de bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını ve kalıcı çözüme ulaşılmasını sağlamak için tüm iyi niyetimle müzakerelere kaldığı yerden devam ettim. Kıbrıs'ta adil ve kalıcı barışın sağlanması çabasına katkı koyabilmek için büyük bir sorumluluk aldım. Ancak Sn. Talat tarafından masaya götürülen bu öneri paketi, Türk tarafı ciddi esneklik göstermiş olmasına rağmen Rum tarafınca kabul edilmemiştir. Müzakereler boyunca muhatabıma, "Rum tarafı olarak siz, 4 Ocak 2010 paketini kabul ediyor musunuz?" diye defalarca sordum. Cevap hep olumsuz, hep "hayır" oldu. "Hayır, etmiyoruz" dediler. Paketin içinden sadece kendi beğendikleri yerleri çekip ceplerine atmak istediler. Kendi beğendikleri çapraz oyu paket içerisinden alarak bizim lehimize olabilecek şeyleri reddetmeye ya da sulandırmaya çalıştılar. Merkezi hükümetin, yani yürütmenin nasıl seçileceğine dair yöntem ile ilgili teknik bir konu olan "çapraz oy" meselesinin hem Rum tarafınca hem de bizim tarafta bazı muhalif çevrelerce nasıl istismar edildiğini üzülerek takip ettim. Beni daha da üzen, geçmişte mesuliyet sahibi makamlarda görev yapmış, Kıbrıs Türk müzakerecilerin konu ile ilgili tavırları olmuştur. Üzülerek söylemeliyim ki sıradan iç politika ve popülizm uğruna gerçeklerin saptırıldığına şahit olduk.


Çapraz oy konusunda hem Rum hem de Türk tarafında birkaç parti dışında kalan siyasi partilerin çoğunun ciddi itirazları bulunmaktadır.


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde en büyük parti olan Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti'nin bu konuda olumsuz tavırları olduğu yaptığımız toplantılarda bize iletilmiştir.


Güneyde ise AKEL dışındaki partilerin ciddi itirazları olduğu kendi basınlarına yansımaktadır.


Dolayısıyla Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir barışın temini ve sürdürülebilirliği açısında büyük önem arz eden yürütmenin seçimi konusunda geniş desteğe sahip olmayan ve dünyada henüz tam olarak denenmemiş böyle bir yöntem hakkında tereddüt göstermemiz doğaldır.


İşte bu nedenle yürütmenin seçimi konusunda yapıcı bir öneri ile ve çapraz oy meselesini halkların oylarına sunacak demokratik tercih temeline dayalı bir plan sunduk.


Konunun Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halkları tarafından onaylanmasını istedik. Bir süre kuracağımız yeni ortaklık çalıştıktan sonra, ortaklığı sürdürebildiğimizi gördükten ve birlikte yönetme kültürü geliştikten sonra bu seçim yöntemini halklara soralım dedik.


Böyle hassas bir konunun halklara dayatılan emrivakiler ile çözülemeyeceği inancımızı ortaya koyduk.


Dahası bu konu ile ilgili yine de müzakere edebileceğimizi ifade ettik.


Al-ver sürecine gidebileceğimiz Garantör devletlerin de katılacağı dörtlü veya beşli bir çok-taraflı toplantı yapılması durumunda bunu da müzakere edebileceğimizi açıkça ortaya koyduk.


Bildiğiniz üzere biz Kıbrıs Türk tarafı olarak üzerinde henüz uzlaşılamamış olan tüm konuların masaya konulacağı ve Garantörlerin de katılacağı çok-taraflı toplantıda her zaman ısrarcı olduk. Zira ancak böyle bir toplantı yapılabilirse tarafların siyasi iradelerinin sınanabileceğini, konular arasında bir pazarlık, bir al-ver yapılabileceğini ve 44 yıldır devam eden bu sürecin artık bir sonuca ulaştırılabileceğini düşünmekteyiz. Aslında herkes bunun doğru bir yaklaşım olduğunun ve bu yapılmadan bu süreçlerin yıllarca ucu açık şekilde devam edebileceğinin farkındadır. Bunu cesaretle söyleyen ve talep eden taraf Kıbrıs Türk tarafı olmuştur.



Çok-taraflı toplantı sırasında yürütmenin seçimi-çapraz oy ve mülkiyet rejimi gibi tıkanıklık yaşandığı ifade edilen başlıkların yanı sıra Toprak ile Güvenlik ve Garantiler konularının da gündeme geleceğini vurgulayarak, gelinen aşamada böyle bir toplantıya ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyduk.


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu çağrıda bulunamamıştır.


Türk tarafı olarak bu konudaki memnuniyetsizliğimizi açıkça ifade etmek istiyorum.


Geçmişte Annan Planı'nın reddedilmesinin gerçek nedeninin Rum uzlaşmazlığı olduğunu ortaya koyan ve bizzat Annan tarafından kaleme alınan Rapor'da olduğu gibi uluslararası çıkar dengesi, böyle bir çok-taraflı toplantının toplanması amacıyla çağrıda bulunulmasını mümkün kılmamıştır. Birleşmiş Milletlerin bu kararının Rum tarafının isteksizliğinden kaynaklandığını artık bilmeyen yoktur. Yapılacak olası bir çok-taraflı toplantı davetini kabul etmeme ihtimalleri ya da kabul etseler bile bu toplantıyı başarısız kılma olasılıkları Genel Sekreteri bu daveti yapmamaya yöneltmiştir diye düşünüyorum.


Özetle söylemek gerekirse bu toplantının yapılamamasının ve bu nedenle sürecin başarılı bir sonuca ulaştırılamamasının Rum tarafının isteksizliğidir, ayak diretmesidir.


Müzakere sürecinde bir tıkanıklık noktasına geldiğimizi samimiyetle ortaya koymak zorundayız.


Ancak bu tıkanıklığın sebebi kesinlikle Türk tarafı değildir.
Bu konuda yapılan suçlamaların samimiyetsiz ve gerçekleri saptırmaya yönelik olduğunu net bir şekilde ifade etmek isterim.


Yaşadığımız bu tıkanıklığın kökeninde Rum tarafının statükodan memnun olması ve bugünkü mevcut durumu müzakere ederek ama ucu açık müzakere ederek devam ettirmek istemesi vardır. Çözümsüzlüğün devamı halinde Rum tarafının ne kaybedeceği sorusuna yanıt vermek çok kolay değildir. Bir başka ifadeyle müzakere eden taraflar arasında ciddi bir eşitsizlik söz konusudur.



Özellikle AB tam üyeliğini garanti etmesi ertesinde Rum tarafının Kıbrıs sorununun üzerinde uzlaşılan parametrelerde yeni bir ortaklık devleti şeklinde kurulması konusundaki olumsuz tavrı artık herkes tarafından bilinmektedir.


Bu gerçek, bu sürecin başarısızlıkla sonuçlanması halinde ortaya konulmalıdır. Aslında bu türden bir saptama sadece ve sadece malumun ilanı olacaktır.


Müzakerelerde sonuca ulaşılmasını sağlayacak gerçek bir al-verin yapılamamasının mesuliyeti Rum tarafının omuzlarındadır.


Rum tarafı neden çok taraflı toplantı istememektedir?


Bunun sebepleri de gerek kamuoyumuz tarafından bilinmeli, gerekse Birleşmiş Milletler ve konuyla ilgili diğer tüm aktörler tarafından doğru ve dürüst bir şekilde ortaya konulmalıdır.


çok-taraflı toplantı sonucunda ortaya çıkacak bir metnin, Rum tarafında halk tarafından onaylanması şansı ne olacaktır?


Kıbrıs Rumları, iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözümü daha önce pek çok kez reddetmiştir.


Bugün acaba Rumlar federal çözüme gerçekten ne kadar destek vermektedir? Bu tür bir çözümü hazmedebilmişler midir? Bunlar yanıtlanması gereken haklı sorulardır.


Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm bulunması için uğraş veren tarafların bu soruyu ve cevabını dikkatle tahlil etmelerinde büyük fayda vardır.


Aziz vatandaşlarım,


Kıbrıs Türk tarafı olarak müzakere sürecine büyük katkı koyduk.


Bizim yapmış olduğumuz öneriyi benimseyen Genel Sekreter tam beş kez Üçlü Zirve toplantısı tertiplemiştir. 2010 yılı sonunda başlayan bu toplantılar bu yılın başına değin sürmüştür. İlk Üçlü Görüşme Kasım 2010'da New York'ta yapılmıştı. Biz orada masaya bir yol haritası koyduk, yani somut bir öneride bulunduk. Müzakere sürecini yoğunlaştırarak son aşamaya kadar taşıyalım, çözülebiliyorsa çözerek, çözülemiyorsa da çözülmeyeceğini göstererek bu işe artık bir son verelim dedik. Maalesef muhatabım bu önerimizi kabul etmedi ve Kıbrıs'ta söylediği şeyleri nokta-virgül eklemeden New York'ta da tekrar etti.


Genel Sekreter Ban ile yaptığımız ikinci Üçlü Görüşme bildiğiniz üzere geçirmiş olduğum önemli bir kalp ameliyatının hemen ertesinde 2011 yılı başında Cenevre'de yapılmıştı. Bu toplantıda Rum tarafının temelsiz iddiaları karşısında müzakerelerin zemini de dahil pek çok konuda Genel Sekreter önünde yapmış olduğumuz samimi ve kapsamlı açıklamalar, daha iyi anlaşılmamıza yardımcı olmuştu. Bu toplantıda ortaya koyduğumuz plan da Rum tarafınca kabul edilmemiştir. Oysa plansız şekilde devam eden müzakerelerin Rum tarafındaki seçimlere takılabileceği endişesini ortaya koyan taraf yine Türk tarafı olmuş ve maalesef günün sonunda da Kıbrıs Türk tarafı haklı çıkmıştır. Rum tarafındaki siyasi ortam nedeniyle görüşmelere bir süre ara verilmiştir.


Ardından Temmuz 2011'de Üçüncü Üçlü Görüşmeyi yine Cenevre'de gerçekleştirdik. Bu görüşmede süreç içerisinde bundan sonra atılacak adımlar konusunda önerilerimiz oldu ve sonuçta Birleşmiş Milletlerin sürece "güçlendirilmiş bir biçimde müdahil olması" ilkesi kabul edildi. Bu görüşmede kimse beklemiyor olmasına rağmen Kıbrıs Türk tarafı bir sürpriz yaptı ve harita ve rakam en sona kalmak kaydıyla toprak başlığını da tartışabileceğini açıkça ortaya koydu. Bir başka ifadeyle bu görüşmeye de somut önerilerle gittik ve muhatabımızı müzakere etmeye zorlamaya çalıştık.


Son yapılan iki Üçlü Görüşme, New York yakınlarındaki Greentree'de yer almıştır. Bu toplantılara farklı konularda birden fazla öneriyle katıldık. Ortada bulunan sıkıntıları aşmak için gerçekten samimiyetle çaba gösterdik. Toplantılar sırasında bu çabalar Genel Sekreter ve Yardımcısı tarafından da açıkça takdir edilmiştir. Greentree üçlü görüşmeleri öncesinde Genel Sekreter'in taraflara gönderdiği mektupla süreçte artık son aşamaya girildiğini ilan etmesi önemli bir dönüm noktası olmuştur. Farklı unsurlara sahip olan son aşamayı tanımlayan Genel Sekreter 1 Temmuz tarihine de bu mektupta özellikle vurgu yapmış ve tarafları bu süreci o tarihe dek tamamlamaya davet etmiştir.

Değerli kardeşlerim,


Biz müzakerelerin ilerlemesi ve nihai hedef olan Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir barışı getirecek anlaşmanın kaleme alınması beklentisi ve arzusu ile hareket ettik.


Ancak bahsetmiş olduğum nedenlerle şu an için bu beklentimiz ve arzumum yerine getirilememiştir.


Bugün geldiğimiz noktada müzakereler açısından durum özetle şudur: Rum tarafının özellikle çok sevdiği ve Birleşmiş Milletleri bu sürecin dışında tutmak için sürekli suiistimal ettiği Kıbrıslı Süreç denilen bir süreç devam etmektedir. Buna göre sadece içerik açısından değil aynı zamanda yöntem ve atılacak adımlar açısından da 2008'den bu yana her aşamada her iki tarafın da rızasına başvurulmuştur.


BM Genel Sekreteri tarafından çok-taraflı toplantının Nisan sonu, Mayıs başı yapılamayacağı kararının açıklanması ertesinde bu süreç açısından son aşama tamamlanamamıştır ve bundan sonra nereye gidileceği konusunda taraflar arasında bir irade uyuşması yoktur. Bundan sonra yapılacak olan şey Birleşmiş Milletlerin mekik diplomasisi yoluyla bundan sonraki adım ya da bir başka ifadeyle hangi şartlarda ve nasıl bir müzakere olabileceğiyle ilgili olarak tarafların ortak iradesini aramaktır.


Bu konuda bir anlaşma olmadıkça, müzakerelerin özüne ilişkin görüşmelerin eskiden olduğu şekilde devam etmesi söz konusu değildir. Önce ucu açık olmayan ve çözüm üretebilecek bir müzakere yapacak mıyız, bu konuda muhataplarımızla aynı amacı mı paylaşıyoruz buna bakacağız ve bu konuda BM de bize mekik diplomasisi yoluyla yardımcı olacaktır.


Her zaman vurguladım, bu sorunun çözümünde ilerleme, aynen çözüm gibi, taraflardan sadece birinin tek taraflı olarak bunu istemesiyle olabilecek birşey değildir.


Rum tarafının olumsuz tavrını besleyen temel neden, tanınmış ülke statüsü ile hareket edebilmeleri ve bunun yarattığı bütün faydaları, özellikle Kıbrıs Türklerinin aleyhine olacak şekilde kullanmalarıdır.


Rum tarafının "çözüm" ve "anlaşma" gibi bir acelesi olmadığını siz benden daha iyi biliyorsunuz çünkü ben bunu müzakere masasında sizler ise yaşamın her alanında bizzat gözlemlemektesiniz.


Mevcut durum olumsuz tutumlarını desteklemekte, mutlakıyetçi bir yaklaşım ile esneme göstermeyen bir tavır sergilemelerine neden olmaktadır.


Buna karşılık Kıbrıs Türk tarafı, izolasyonların mağdurudur.


Bu izolasyonların hiçbir hukuki, insani veya vicdani temeli olmadığını bir kez daha tekrarlamak isterim.


Dolayısıyla bu izolasyonların ortadan kaldırılması ve bu statüsüzlüğün sona erdirilmesi konusundaki gayretlerimiz elbette bütün yoğunluğu ile devam edecektir.


Önümüzdeki yaz aylarında Londra'da düzenlenecek Olimpiyat oyunlarında Kıbrıs Türk sporcuların neden müsabakalara katılamadıklarının izahatı yoktur.


Tiyatrocularımızın Avrupa ülkelerinde sanatlarını icra etmelerinin kimler ve niçin engellendiği açıklamaya muhtaç bir konudur.


Kıbrıs Türk insanının hangi mahkeme kararına göre, hangi Birleşmiş Milletler kararına göre cezalandırıldığı bir muammadır.


Çünkü -tekrar tekrar vurguluyorum- izolasyonların ne ahlaki ne de hukuki bir temeli vardır!


İçinde bırakılmış olduğumuz belirsizlik siyasi tercihler sonucunda sürdürülen bir durumdur.


Sportif ve sanatsal faaliyetlere dahi politika karıştıran bir zihniyeti bir kez daha insafa davet ediyorum.


Ancak bunun ötesinde bizler de somut şeyler başarmalıyız.


O zaman elbette biz de politik arenada haklarımızı daha yoğun şekilde arama hakkımızı saklı tutacağız.


Son zamanlarda Türk tarafının "B-Planı" hakkında spekülasyonlar yapılmaktadır.


Dünyadan örneklerden yola çıkarak "Tayvanlaşma", "Kosovalaşma" süreçlerinden bahsedilmektedir.


Çok şükür, barış ve huzur içinde yaşadığımız egemen bir devletimiz vardır.


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, varlık sebebini ve gücünü Kıbrıs Türk Halkından alan demokratik bir hukuk devletidir.


Demokratik kurumları ile dimdik ayakta olması için azimle çalışmamız gerekmektedir.


Zaten Cumhuriyetimizi yok sayanlar dahi demokrasimizi, demokratik yoldan seçilen temsilcilerimizi inkâr edememektedirler.


Devletimizin yirmiye yakın dış temsilciği bulunmaktadır.


Birleşmiş Milletlerin iki genel merkezinde, New York ve Cenevre'de...


Avrupa Birliği merkezi Brüksel'de...


Fransa'da Strasburg'ta...


Amerika Birleşik Devletleri başkenti Washington'da...


Londra'da...


İtalya ve İsviçre gibi Avrupa Birliği üyesi ülkelerde,


Azerbaycan, Pakistan, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri gibi kardeş Müslüman ülkelerde diplomatlarımız görev yapmaktadırlar.


İslam İşbirliği Teşkilatı'na gözlemci üyeyiz.


Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya gibi ülkeler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Konsolosluk hizmetleri sunmaktadırlar.


Avrupa Birliği'nin Ofisi bulunmaktadır.


Yakın zamanda İslam İşbirliği Teşkilatı'nın KKTC Ofisi'nin hizmete girmesi için çaba göstermekteyiz.


Amacımız, temsilciğimiz bulunan ülkelerin hepsinin KKTC'de ofis bulundurabilmesini sağlamaktır.


Hepsinden önemlisi güçlü Türkiye Cumhuriyeti'nin bize olan sarsılmaz güveni ve hayat verici desteğidir.


Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında devletimizin ilanından beri resmi ilişki vardır.


Türkiye Cumhuriyeti'nin herhangi bir hava veya deniz limanından KKTC'ye doğrudan uçuş yapılabilmektedir.


Anavatan'ın fiili desteği izolasyonlar konusunda karşılaştığımız bazı engellerin aşılması için bize önemli fırsatlar sunmaktadır.


Ciddi projelerle hareket etme amacındayız.


Anavatanın yetkili makamlarının desteği her zaman olduğu gibi arkamızdadır.


Bu konuda devlet birimleri kadar özel sektöre de önemli görevler düşmektedir.


Koordineli bir şekilde hareket ederek pek çok zorluğu aşabiliriz.


Önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı olarak devlet birimleri, özel sektör ve sivil toplum örgütleri arasında ihtiyaç duyulan koordinasyonu sağlayacak bir dizi tedbiri hayata geçireceğiz.


Ayrıca Rum tarafının 1 Temmuz 2012'den itibaren altı ay boyunca tek yanlı ve haksız şekilde Avrupa Birliği dönem başkanlığını sürdürmesi durumunda bu süre zarfında Kıbrıs Türk halkının haklı davasını dünyaya anlatacak önemli icraatlar gerçekleştireceğiz.


Elbette önceliğimiz bu dönem içinde Rumların Kıbrıs'ta nihai anlaşma ortamını daha da zora sokacak politikaları anavatan Türkiye ile koordineli bir şekilde engelleyebilecek politikalar üretmek ve bunları gerekli olduğu an ve koşullarda hayata geçirmektir.


Güçlü bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden kimsenin korkmaması gerekir!


Kıbrıs Türkleri ulu önder Atatürk'ün "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesine yürekten bağlıdırlar ve atacakları adımları Kıbrıs'taki durumu daha iyiye götürecek, uluslararası hukukla uyumlu şekilde tasarlama kararlılığındadırlar.


Sevgili kardeşlerim,


Müzakerelerle ilgili olarak hepimizin akılda tutması gerek şey bu süreçte ilerlemenin yalnız başımıza elde edilemeyeceğidir.


Ben Kıbrıs sorununu yalnız başıma çözemem, bunun için Rum tarafının da esneklik göstermesi elzemdir ama bugüne değin bu konuda pek de olumlu bir yanıt verdiklerini söyleyemem.


Ancak bilmenizi isterim ki Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm bulunması halinde bu çözüm ne olursa olsun, sizlere 1974 öncesinde yaşadıklarınızı yeniden yaşatmayacak, o günlere bizleri yeniden döndürmeyecek bir çözüm olacaktır.


Bu adada neredeyse yarım asırdır yaşanan gerçekler üzerine tesis edilecek bir çözüm olacaktır. Gerçekleri görmezden gelen ya da bizleri 1974 öncesine döndürecek bir çözüm benim için çözüm değildir ve Cumhurbaşkanınız olarak ben buna izin vermem. Bu nedenle içiniz rahat olsun.


Bizim için önemli olan şey, bulunacak olası bir çözümün kalıcı ve yaşayabilir olmasıdır.


Bir kez daha vurgulamak istiyorum: Bunun aksine bir duruma bu Devlet'in Cumhurbaşkanı olarak müsaade etmem.



Sözlerime son verirken, hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum."


 
14 Mayıs 2012 Pazartesi 13:46
Okunma: 705
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)