Ana Sayfa » Kıbrıs » Eroğlu Antep'te Kıbrıs sorununu anlattı

Eroğlu Antep'te Kıbrıs sorununu anlattı

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, bütün başlıkların görüşülmesinin tamamlandığı ve bir al-ver süreci başlatılma noktasına gelinen müzakere sürecinin sonunu, Ocak’taki New York görüşmesinden sonra görebilme beklentisi içinde olduklarını söyledi.

 
 
Eroğlu Antep'te Kıbrıs sorununu anlattı
EROĞLU, ZİRVE ÜNİVERSİTESİ’NDE “KIBRIS MÜZAKERELERİNİN DÜNÜ, BUGÜNܔ KONFERANSI VERDİ

EROĞLU “OCAK’TAKİ NEW YORK GÖRÜŞMESİNDEN SONRA SÜRECİN ARTIK SONUNU GÖREBİLMEMİZ GEREKİR”

“RUM TARAFININ  AB DÖNEM BAŞKANI OLMAMASI GEREKİR”

Eroğlu, “Bugün masada artık konuşulmamış, görüşülmemiş hiçbir nokta kalmamıştır. Taraflar birbirlerinin ne dediklerini ezbere bilmektedirler. Artık Kıbrıs sorununu çözmenin zamanı gelmiştir. Elbette bu çözüm, adil ve kalıcı bir anlaşma ile olacaktır. Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye Cumhuriyetinin haklarını korur nitelikte olacaktır. Çözüm, yeni bir ortaklık devleti ile olacaktır. İşte bu amaçla Türk tarafı olarak iyi niyetle müzakere etmekteyiz” dedi.

Rum tarafının tüm Kıbrıs adına 2012 Temmuz ayından itibaren Avrupa Birliği dönem başkanı olmaması gerektiğini kaydeden Eroğlu, bunun yapılması halinde sorunun daha da çıkmaza gireceğini ve AB-Türkiye ilişkilerinin olumsuz etkileneceğini söyledi.

Gaziantep’de temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu bugün Zirve Üniversitesi’nin Düzenlediği “Kıbrıs Müzakerelerinin Dünü, Bugünü” konulu konferansta konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Eroğlu, verdiği kurtuluş mücadelesiyle Kıbrıs Türkü’ne ilham kaynağı olan Gaziantep’te konuşmanın, kendisi için her zaman heyecan verici olduğunu söyledi. Eroğlu, Zirve Üniversitesi’nin Türk ulusunun ortak davası olan Kıbrıs konusuna gösterdiği hassasiyetten dolayı da teşekkür etti.

“Kıbrıs Müzakereleri’nin Dünü, Bugünü, Yarını” denilince ortaya 1958-1959 Londra Zürih müzakerelerine uzanan nerdeyse 45 yıllık bir tarihçe çıktığına işaret eden Eroğlu, Kıbrıs sorununun köklerine inildiği zaman ise bu sürenin 1878’lere, 1900’lü yılların başına dayandığını söyledi.

“BARIŞ HAREKATI, YENİDEN DOĞUŞ ANLAMI TAŞIYOR”

Cumhurbaşkanı Eroğlu, Barış Harekatı’nın, Rum-Yunan ikilisinin Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için 15 Temmuz 1974’te gerçekleştirdiği darbe sonrasında Anavatan Türkiye garanti antlaşmalarından doğan hakkını kullanarak Kıbrıs Türkü’nün daveti üzerine gerçekleştiğini belirtti.

16 Ağustos 1974 itibarıyla bugünkü sınırların çizildiğini kaydeden Eroğlu, “Barış Harekâtı, biz Kıbrıs Türkleri için yeniden doğuş veya yaşama dönüş anlamı taşımaktadır. Barış Harekâtı, soydaşlarının haklarını her ne pahasına olursa olsun çiğnetmeyen, haklıların ve mazlumların hamisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Anadolu’daki kardeşlerimiz için bir onur ve gurur kaynağıdır” dedi.

“SELF DETERMİNASYON HAKKI”

Eroğlu, Barış Harekâtı’nın ikinci aşaması sırasında yapılan Cenevre görüşmelerinde Türk tarafının oldukça yapıcı davranarak, kantonal çözümü masaya koyduğunu ancak karşı tarafın bir yandan görüşmeleri oyalarken, diğer yandan adanın her yanındaki Türkleri esir kamplarına toplamaya başladığını belirtti.

1974’ten sonra da müzakere masasına oturulduğunu ve 1975’te Nüfus Mübadelesi anlaşması imzalandığını kaydeden Eroğlu, 1977’de Denktaş-Makarios, 1979’da de Denktaş-Kiprianu Doruk Antlaşmaları’nın imzalandığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Eroğlu, BM Genel Kurulu’nun, Rum tarafının başvurusu üzerine Ada’daki “işgal ordusu”nun derhal çekilmesini ve mültecilerin “isteğe bağlı olarak” geri dönmelerini tavsiye eden kararının ardından KTFD Meclisi’nin 17 Haziran’da radikal bir adım atarak “Kıbrıs toplumunun self-determinasyon hakkı”na ilişkin bir karar aldığını kaydetti.

“KKTC KURULURKEN FEDERAL ÇÖZÜM KAPISI AÇIK BIRAKILDI”

Cumhurbaşkanı Eroğlu, Kıbrıs Türkleri’nin 1983’de kendi devletini kurduğunu ancak BM Güvenlik Konseyi tarafından bu devletin tanınmaması yönünde karar üretildiğini söyledi.

Eroğlu, “Oysa biz KKTC’yi ilan ederken federal çözüm kapısını açık bırakmıştık. 1963 Aralığından itibaren Türkleri silah zoruyla birlikten kovan Rumların ortaklık devletini ele geçirerek, bu devletin bütün imkânlarını Türkleri yok etmek için kullanmasına göz yuman büyük devletler, ne haldir ki Kıbrıs Türklerinin self determinasyon, yani kendi geleceklerini tayin etme haklarını büyük ölçüde inkâr eden bir tutum sergilemektedirler” dedi.

CUELLAR PLANI VE GALİ FİKİRLER DEMETİ

KKTC’yi yok sayarak, Rumlarla bir ortaklık devleti kurmaya zorlayan uluslar arası camianın 29 Mart 1986’da dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın adını taşıyan bir plan ortaya koyduğunu kaydeden Eroğlu, şöyle devam etti:

“Ben o dönemde yeni Başbakan idim ve bizim için ciddi zorluklar da içermesine rağmen o dönemdeki Cumhurbaşkanımız Sayın Rauf Denktaş’a  “siz kabul ediniz, eğer Rumlar kabul etmezse Devletinizin tanınması gündeme gelecek” denildiği için Plan’ın gerek partimizde gerekse Cumhuriyet Meclisi’nde benimsenmesini sağladık. Ama olmadı… Rumlar Planı reddetmesine rağmen verilen sözler yerine getirilmedi”

Cumhurbaşkanı Eroğlu, 18 Haziran 1992’de de dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Butros Gali’nin adını taşıyan “Fikirler Demeti” masaya konulduğunu söyledi. Eroğlu, “100 paragraftan 91’ini kabul ettik 9’unu görüşmeye hazır olduğumuzu bildirdik. Rumlar ise Kıbrıs Türk tarafını kendine ait bir idaresi olması, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamı dâhil Fikirler Dizisi’nin önemli birçok yönüne itiraz etti ve bu görüşmeler de neticesiz kaldı” dedi.

RUMLAR’IN AB’A ADAYLIĞI VE ANNAN PLANI

Müzakerelerin, 1993 Mayıs ayından itibaren BM Genel Sekreteri'nin önerdiği Güven Arttırıcı Önlemler (GAÖ) paketi üzerinde odaklandığını ancak aynı dönemde Avrupa Birliği’ne adaylık statüsü verilen Rum tarafı, müzakerelerden çok Avrupa Birliği üyeliğine odaklandı.

Eroğlu, “2002 Ocak ayı ortalarında ise tüm konuların masada olacağı, herşey kabul edilene kadar hiçbir şeyin kabul edilmeyeceği anlayışıyla kapsamlı bir çözüme ulaşılana kadar görüşmelere devam edilmesi kararlaştırıldı” dedi.

11 Kasım 2002 tarihinde dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile dönemin Rum lideri Glafkos Klerides’e, sonradan Annan Planı olarak anılan, “Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli” belgesi sunulduğunu kaydeden Eroğlu, aynı dönemde tarihi bir karar alarak KKTC’nden Güney’e, Güney’den de KKTC’ye geçişlerin serbestleştirilmesine yönelik bir dizi düzenleme yaptıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Eroğlu, müzakereler neticesinde nihai hale getirilen çözüm planının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile KKTC’de ayrı ayrı fakat eşzamanlı olarak düzenlenen referandumlarla iki halkın onayına sunulduğunu ve Kıbrıs Türk halkı planı kabul ederken, Rumlar’ın planı yüzde 76 ile reddettiğini belirtti. Eroğlu, “Aslında böylece barış ve çözümün önündeki engelin kim olduğu da açıkça ortaya çıkmış oldu…” dedi.

YENİ GÖRÜŞME SÜRECİ VE “END GAME”

Cumhurbaşkanı Eroğlu, Kıbrıs konusunda 2004 Annan Planı referandumunun ardından 8 Temmuz 2006 tarihinden itibaren yeni bir görüşme sürecine başlandığını ve Türk tarafının tek egemenliği kabul ettiği çerçevenin çizildiğini söyledi.

Eroğlu, Nisan 2009’dan itibaren KKTC Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Türk tarafı adına kendisinin yürüttüğü müzakereler çerçevesinde BM Genel Sekreteri Ban ki Moon’a bir mektup yazarak görüşmelere devam etmek ve bir an önce bir anlaşmaya varılmasını sağlamak istediğini bildirdiğini belirtti.

Kasım ayında New York’ta gerçekleştirdikleri ilk toplantının ardından 3 tane daha üçlü toplantı daha yaptıklarını ve 22-24 Ocak 2012’de 5’inci zirve için New York’a gitmeye hazırlandıklarını kaydeden Eroğlu, 4’üncü New York üçlü zirvesinden sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bir “end game” yani son oyundan söz etmesinin Türk tarafı için son derece önemli olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, “Kıbrıs sorununun 2012 yılının ilk çeyreğinde çözülmesini ve Rum liderle bir antlaşma imzalamayı ve bunu referanduma götürmeyi istiyoruz” dedi.

“AL-VER SÜRECİ BAŞLATILMA NOKTASINDA GELİNDİ”

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, müzakere sürecinde geline aşamada bütün başlıkların görüşülmesinin tamamlandığını ve bir al-ver süreci başlatılma noktasına gelindiğini söyledi.

Eroğlu, “Avrupa Birliği” ve “Ekonomi” başlıklarında ciddi yakınlaşmalar sağladıklarını ve “Yönetim ve Güç Paylaşımı” ve “Mülkiyet” konusunda Türk tarafı olarak yapıcı, uluslar arası camianın da desteğini kazanan öneriler sunduklarını belirtti.

“Toprak” konusunda haritalar ve rakamlar dışında görüşmeler gerçekleştirdiklerini kaydeden Eroğlu, “Güvenlik ve Garantiler” başlığının ise Türkiye ve diğer garantör devletlerin de katılacağı daha geniş kapsamlı bir uluslar arası toplantıda ele alınabileceğini söyledi.

Eroğlu, şöyle devam etti:

“Türk tarafı olarak bizim beklentimiz, Ocak’taki New York görüşmesinden sonra sürecin artık sonunu görebilmemizdir. Tüm bunları söylerken Rum tarafının bir takım provokatif eylemlerinin yarattığı hayal kırıklığını vurgulamak mecburiyetindeyim. Özellikle sizlerin de gayet yakından takip etmekte olduğu Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon sondajı müzakere sürecine olumsuz etkide bulunmaktadır. Rum tarafında iç siyasi gelişmelerden kaynaklanan nedenlerle bu tip bir çaba içerine girilmiş olabilir. Nitekim muhatabım Rum Lider Hristofyas yakın geçmişte kabinesini feshetmiştir. Kendisi de son haftalarda istifanın eşiğine kadar gelmiştir. Elbette bunlar Rumların kendi iç işleridir. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, Kıbrıs müzakere sürecinin iç siyasi çekişmelere kurban edilmemesidir”

“BAŞARISIZLIĞA UĞRAMA İHTİMALİNİ GÖZ ARDI EDEMEYİZ”

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, New York zirvesinden de istenilen ve gereken oranda somut ilerleme sağlanamaması halinde ne olacağının temel sorun olduğunu söyledi. Eroğlu, “Türk tarafı olarak son ana kadar iyi niyetle müzakere etmekteyiz. Ancak müzakerelerin başarısızlığa uğrama ihtimalini de göz ardı edemeyiz” dedi.

Eroğlu, şöyle devam etti:

“Biz Türkiyemiz’in de desteği ile egemen irademizi masaya ‘çözüm” olarak yansıtıyoruz. Ancak bu istek, Türk tarafının çözüm iradesi tek başına yeterli olamaz. Üzülerek vurgulamak mecburiyetindeyim ki Kıbrıs Rumlarının demokratik iradesi çözüme karşıdır. Rumların yüzde 76’sı çözüme karşı çıkmıştır; bu her dört Rum seçmenden üçünün barışa, çözüme karşı oy kullandığı anlamındadır. İşte bu gerçek üzerine, yani Rum halkının çözüm istemediği gerçeği üzerine müzakereleri yürüttüğümüzü lütfen dikkatten kaçırmayınız. Halkı çözüm istemeyen Rum liderliğinin son zamanlarda masaya sıklıkla yansıttığı kaprislerin temel nedeni de budur”

“AMBARGOLAR KALDIRILMALI”

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, bütün kısıtlama ve zorluklara rağmen KKTC olarak 100 milyon doları aşan bir ihracat rakamına ulaştıklarını ancak bunun yeterli olmadığını söyledi. Eroğlu, “Çözüm için güçlü olmak zorundayız; bunu da ekonomik olarak güçlenerek gerçekleştireceğiz” şeklinde devam etti.

Eroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Her hal ve karda Kıbrıs Türkleri olarak politik ve ekonomik yapımızı güçlü tutmak zorundayız. Buna eğer bir anlaşma olacaksa çok ihtiyacımız vardır. Eğer bir anlaşma olmayacaksa da çok güçlü olmak zorundayız. Çok şükür aç-açıkta değiliz. Devletimiz her geçen gün daha da güçlenmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bütün Müslüman dünyanın anavatan Türkiye ile birlikte en demokratik iki ülkesinden biridir. Demokratik yapımız, en büyük gurur kaynaklarımızdan biridir. Biz, Kıbrıs Türklerinin demokratik bir devlete sahip olmasını anlaşmanın önünde bir engel olarak görmüyoruz. Bilakis; demokratik yapımız olası bir anlaşmanın sürdürülebilirliği açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda hiçbir vicdani ve hukuki temeli olmayan ambargoların derhal kaldırılması konusunda sürekli yaptığım çağrıyı buradan yenilemek isterim”

TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Anavatan Türkiye için Kıbrıs konusunun en yaşamsal mesele olduğunu söyledi.

Eroğlu “Kıbrıs’ta Kıbrıs Türkü ile kendi haklarını gözetemeyen, perçinleyemeyen bir Türkiye’nin diğer meseleleri ile baş edebilmesi oldukça güç olur. Uluslar arası ilişkilerde “prestij” gücü oluşturan en önemli öğelerden biridir ve güç, devletlerarası ilişkilerin temel kavramıdır.  Bize güçlü olmadan halkı olamayacağımızı zorla kabul ettirmeye çalışıyorlar” dedi.

Cumhurbaşkanı Eroğlu, şöyle devam etti:

“Ama biz, hem haklıyız, hem de güçlüyüz. Gücümüzü önce haklı olmamızdan –Hak, haklıdan yanadır- sonra halkımızın demokratik iradesinden ve anavatandaki kardeşlerimizin bitmek bilmeyen yüce desteğinden alıyoruz. Kıbrıs Türk Halkı Türkiye’nin kendisine verdiği önemi ve değerini iyi biliyor, eminim ki Türkiye’deki kardeşlerimiz ve Anavatan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Devleti de Kıbrıs Türkleri’nin değerini, önemini biliyor. Bundan en küçük bir kuşkumuz yoktur ve Anavatan Türkiye ile tam bir uyum içinde çalışıyoruz. Başaracağız çünkü haklı bir davanın savunucusuyuz ve her geçen gün büyüyen, güçlenen, uluslararası önemli bir güç haline gelen Anavatan Türkiye bir bütün olarak bizimledir”

VE BÖLGEDEKİ GELİŞMELER

Cumhurbaşkanı Eroğlu konuşmasında bölgedeki uluslar arası gelişmelere de değinerek, dünyadaki gelişmelerin Kıbrıs sorununu derinden etkilediğini söyledi.

Eroğlu, şöyle devam etti:

“Uluslararası ilişkiler disiplini açısından Doğu Akdeniz’de yaşanan son gelişmeleri Türkiye-İsrail ilişkileri, Filistin’in bağımsızlık süreci ve hatta Amerika Birleşik Devletleri’nin Nobuko projesine alternatif yaratma veya Rusya’nın Avrupa üzerinde artan etkinliği ve gücünü dengeleme sürecinden bağımsız görmek pek mümkün değildir. Kıbrıs’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin son yıllarda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından formüle edilen “Stratejik Derinlik” konsepti içinde de ne kadar önemli bir yeri olduğunun farkındayız.

Gerçekten de Kıbrıs, Türkiye açısından yakın deniz havzasının anahtarı durumundadır. Zaten pek çok jeo-strateji uzmanı, Kıbrıs üzerinden hâkimiyet kuramları geliştirmiştir. Bu nedenle Kıbrıs müzakere sürecini küresel dengelerden ve politik değişim süreçlerinden ayrı değerlendirmek doğru olmaz. Bu bağlamda Avrupa Birliği’nin 2004 yılında Kıbrıs Rum Kesimi’ni tek taraflı olarak üyeliğe kabul etmiş olmasının yaratmış olduğu sıkıntılar ortadadır. Sonuçta Kıbrıs meselesi, Avrupa-NATO ilişkilerini kilitleyen, Batı ittifakı içinde kırılmalar yaratan bir noktaya getirilmemelidir. Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de liberal demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, barış, huzur ve refahın Adası olmalıdır. Kıbrıs Türk tarafı olarak biz, işte bu hedeflerle hareket etmekteyiz”

Arap ülkelerinde yaşanan derin dönüşüm sürecinin hem Türkiye’yi, hem de Kıbrıslı Türkleri çok yakından ilgilendirdiğini kaydeden Eroğlu, “Biz de Kıbrıs Türkleri olarak gücümüzü demokratik yapımızdan alıyoruz. Devletimizi inkâr edenler dahi demokrasimizi inkâr edemiyorlar! Kıbrıs Türk halkının egemen iradesi müzakere masasına da yansıyor. Ben, seçilmiş üçüncü KKTC Cumhurbaşkanı olarak görev yapmanın onurunu taşıyorum. Seçimi kazanır kazanmaz, Birleşmiş Milletler beni “yeni müzakereci” olarak kabul etmiştir. Bu tanıma, Kıbrıs Türk halkının milli iradesinin ve demokrasimizin bir zaferidir” dedi.

 
26 Aralık 2011 Pazartesi 15:40
Okunma: 650
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)