Ana Sayfa » Kıbrıs » Eroğlu: Meydanlara çıkıp da bir tavır içerisine girmem

Eroğlu: Meydanlara çıkıp da bir tavır içerisine girmem

Eroğlu'ndan kurultay öncesinde çok çarpıcı değerlendirme geldi; Şu anda meydanlara çıkıp da bir tavır içerisine girmem.

 
 
Eroğlu: Meydanlara çıkıp da bir tavır içerisine girmem

Erçin Şahmaran  / 


Eroğlu, çalışma ofisinde Erçin Şahmaran’la bir araya geldi. Kıbrıs sorunundaki son durum, ülke gündemi ve elbette Ulusal Birlik Partisinin Ekim ayındaki kurultayı görüşmede öne çıkan konular oldu.

Güney Kıbrıs’ın AB dönem Başkanlığını bahane ederek Türk tarafının görüşmelerden kaçtığı görüşü var. Gerçekten öyle mi?


“Rum yönetimi şu anda AB dönem başkanıdır. Ve önümüzdeki yıl bir başkanlık seçimleri vardır. Seçim kampanyaları yavaş yavaş başladı. Adaylar beyanatlar veriyorlar. Hristofyas çözüm yönünde ışık görmediğim için aday olmuyorum diyor. Bu noktada Sayın Hristofyas ile görüşmemizin hiçbir anlamı yok.

Hâlbuki o ışığı yaratacak olanlardan biriside kendisi. Yani Sayın Hristofyas’ın anlaşma yönünde istekli olması ve Türk tarafına da anlaşma isterim şeklinde samimi bir mesaj vermesi gerekli. Bunu yapması gerekirken sadece kendi isteklerini düşünen, Kıbrıs Cumhuriyetinden vazgeçmeden bizi yine azınlık pozisyonunda yöneteceğini düşünen bir anlayış içerisinde hareket ediyor. Bu durumda sadece Güven artırıcı önlemlerin görüşülmesi yönünde bir önerim oldu Sayın Downer’a bu konuda Türk ve Rumlardan oluşan bir komite var. Bu aşamada komite görüşüyor. Yeni Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ise onun pozisyonuna göre müzakereleri başlatma düşüncesindeyiz. Ama oluşacak yeni koşullarla müzakerelerin devam etmesi gerektiğini de sık sık tekrarlıyoruz.

Çünkü güney Kıbrıs Rum yönetimi ucu açık görüşmelerin devamından yana hâlbuki 1968 de başlayan müzakereler halen devam ediyor ve zaten ucu açık. Biz bir zaman limitinin konması düşüncesindeyiz. Bu görüşümüzü de BM Genel Sekreteri ve temsilcisi ile de paylaştık. Dolayısı ile çözüm masasından kaçma değil. Seçim kampanyası devam ederken herhangi bir anlaşmaya imza koyulamayacağı gerçeğinden hareket ederek, biz yeni Cumhurbaşkanı ile müzakereleri tekrar başlatma düşüncesi ile bir tavır ortaya koyduk bu tavırda Sayın Genel Sekreter tarafından kabul görmüştür.”

Hristofyas çözüm için sizi samimi görmüyor. Siz Sayın Hristofyas’ta çözüm için samimiyet gördünüz mü?

“Daha önceki dönemde Sayın Hristofyas Sayın Talat ile de görüşmüştü. Ayrıca Cumhurbaşkanı olmadan önce de görüşmüşlerdi. CTP-AKEL ilişkileri içerisinde de görüştüler. Bazı anlaşmalarla çözüm de aradılar. Hatta çözüm buldukları yönünde mesajlar da verdikleri dikkate alınırsa sonuç ortada. Hristofyas da bana göre samimi değil.

AKEL-CTP görüşmesi yıllarca devam etmiş olmasına rağmen, müzakere masasında karşılıklı Cumhurbaşkanı olarak görüşmüş olmalarına rağmen çözüm bulamamaları Sayın Hristofyas’ın anlaşma düşüncesinde olmadığını ortaya zaten koymaktadır. Ve son zamanlarda Sayın Talat da Hristofyas’ı eleştirmekte “benim anlaşma istememe rağmen Hristofyas anlaşma istemedi” şeklinde açıklamalar yapmaktadır. Hristofyas’ın da zaman zaman Sayın Talat için “Denktaşlaştı” şeklinde açıklamaları oldu. Dolayısıyla yıllarca görüştüler ve çözüm bulamadılar. Aslında Hristofyas sadece çözüm ister gibi göründü.”

Geçtiğimiz günlerde Sayın Downer’ın “Kıbrıs Türk tarafı bu aşamada bir şey yapmak istemiyor ve bir anlaşma olmazsa Türklerin güneye geçişi artacak” şeklinde bazı açıklamaları oldu. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Bir kere bunlar mantıklı düşünceler değil. Kıbrıslı Türkleri kendi devletlerinden vazgeçip Rum idaresinde yaşamak isteyecek gibi bir zafiyet içinde göstermesi bana göre Sayın Downer’ın işlediği büyük ayıplardan birisidir. Ve kendisiyle görüştüğümüzde de bunu mutlaka dile getireceğiz.

Kıbrıs Türk Halkı sadece bu safhada görüşmüyor. Yani Hristofyas’ın aday olmayacağı, dönem başkanı olunduğu, seçim kampanyalarının başladığı bir zamanda ve seçilme ihtimali olan adayların sözlerine bakıldığında ancak seçimden sonra bazı gerçekler ortaya çıkacak. Ve o zaman görüşmeye başlayacağız.”

Sizin bir söyleminiz var “çözüm olmazsa yolumuza gideriz” diye bizim için o yol nedir?

“Şimdi elbette bir anlaşma arayışı içerisindeyiz. Müzakere masasında otururken elim kolum bağlı ve alternatifsiz olmadığımı zaman zaman hatırlatmam lazım. Bir anlaşma olmazsa bir devletimiz olduğu gerçeğini ben her yerde söylüyorum. Açıkta değiliz bir devlet çatısı altındayız.

Rum tarafı bunu zaten biliyor ama bunu tekrarlamak gerek. Dünyaya bu mesajları verirken kuzeyde de ayrıca bir devlet vardır. Ve bu devletin temsilcileri, bir ortaklık için Rum temsilciler ile görüşüyor. Bir anlaşma olmazsa alternatifsiz değiliz ve günü geldiğinde bunları ortaya koyacağız. Bugün için bir çözüm şekli vardır.

Ve bu çözüm şeklini müzakere masasında formüle etmeye daha iyi bir noktaya getirmeye çalışıyoruz. Bu mümkün mü? Bugüne kadar mümkün olmadı. Neden olmadı? Rumların aşırı isteklerinden, Türklerinde bu topraklarda yaşama hakkı olduğunu kabul etmeyişlerinden bir ortaklık devleti olan Kıbrıs Cumhuriyetini kendi devletleri olarak gördükleri için anlaşma olmamıştır. Bu yaklaşımları devam ettiği sürece de olmayacaktır. O zaman ben tabi ki alternatifleri ortaya koyacağım. Müzakereler devam ettiği sürece bizi tanımak isteyen bir devlet olması zor. Müzakereler sonlanırsa bunu BM’de görürse KKTC tanımak isteyen devletlerin çıkabileceğini de düşünüyorum.”

Toplumda bir umutsuzluk var. Devletin her kademesinde görev yapmış bir siyasetçi olarak ülkenin durumunu nasıl görüyorsunuz?

“Evet, insanlarımızda büyük bir umutsuzluk var. 1974 öncesi de çok sıkıntılar çektik ama o dönemlerde umutsuzluk yoktu. Aksine umut vardı. Neydi o umut, bir gün Türkiye gelecek. En önemli sorun ekonomi. Bunu inkâr etmeye gerek yok çünkü hepimiz bunu yaşayarak görüyoruz. Rakamlarla ekonominin iyi olduğu yöneticiler tarafından söylense de vatandaş bu söylemlerin siyasi amaçlarla yapıldığı farkındadır. Dolayısı ile bu umutsuzluğu ortadan kaldırmak için yapılacak ilk şey ekonomik tedbirlerle ekonomiyi güçlendirmektir.

Eğer her gün üç beş esnaf işyerini kapatıyorsa, topladığı para ile kirasını dahi ödeyemiyorsa, insanlar faturalarını ödeyemiyorsa bu umutsuzluk elbette devam edecek. Bu noktada hükümete görevler düşmektedir. Hükümetin yapabileceği çok şeyler var. Ama maalesef ülkemizde daha çok kurultaya konsantre olmuş bir başbakan ve hükümet görüyorum. Bir kere kurultaylar siyasi partilerde hiç bitmez. Ben 1983 yılı sonunda olağanüstü kurultayla başkan olmuştum. 1984 yılından sonra her iki yılda bir kurultaya katıldım. Rakiplerimde oldu. Ama bunun parti içi bir yarış olduğu bilinci ile hareket edildiğinden hiçbir sıkıntı yaşanmadı. Ben siyasi parti başkanı olduğum sürece arkadaşlarıma şunu söyledim, kurultayda bir veya daha fazla aday çıkabilir. Kurultay delegelerinin aday sayısına göre alternatifleri olur.

İki aday çıkmışsa delegelerin iki alternatifi, üç aday çıkmışsa üç alternatifi var. Mutlaka bu adaylardan biri tercih edilecektir. Sonuçta seçilecek kişi de, kaybedecek kişi de aynı partidendir. Delege partilisine oy veriyor. Dolayısı ile burada başbakan olsun, parti başkanı olsun bir başka partili kurultayda aday oldu diye gücenme hakkı yoktur. Normal mekanizma budur. İki yılda bir parti başkanı kurultaya girecek çıkacak. Bir kurultay delegesi bana oy vermedi diye onu cezalandırmaya kalkmaya kimsenin hakkı yoktur. Önemli olan partidir. Bu gerçeği ben yıllarca hep söyledim. Ben kurultaydan sonra bana falan oy verdi, falan oy vermedi tartışmasına da hiç girmedim. Kurultay bitmişse, olay da bitmiştir. Gözden kaçırılmaması gereken kurultaydan çok siyasi partiler için genel seçimler önemlidir.

Kurultay biter ama parti yoluna devam eder. Bunu aday olanların, elinde güç bulunduranların hiç gözden kaçırmaması gerekir. Aksi takdirde parti bundan zarar görür. Partiye zarar vermeye kimsenin hakkı yoktur.”

UBP kurultayında iki aday var. Fakat kurultayın Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında geçeceği iddia ediliyor. Böyle anılmak sizi rahatsız ediyor mu?

“İki aday var. Buda gayet normal ve demokratik. Ben rahatsız olmuyorum çünkü alıştım. Eskiden de çok şey söylenirdi. Sorumluluğu başkasına atmak kolaydır. Kendinizi kurtardığınızı zannedersiniz. İrsen bey altı ay önce adaylığını açıklamıştır. O dönemde başka aday yoktu. Daha sonra bazı adayların ismi geçti. Mesela; Nazım Çavuşoğlu delegelere gitti, aday olacağını söyledi daha sonra adaylıktan vazgeçti. Daha sonra Ahmet Bey biraz geçte olsa adaylığını açıkladı. Bu aşamada bazı baskılara da maruz kaldığı biliniyor. Şimdi İrsen Bey tabi ki başbakan pozisyonundadır. Partinin genel başkanıdır. Başka bir aday çıkma ihtimalini her zaman düşünmesi lazımdır. Ve kendisine rakip çıkacak kişi yine kendi partisinin milletvekilidir. Dolayısı ile benim ismimi karıştırmakla bir yere varamaz. İrsen Beyi de desteklediğim zamanlar olmuştur. Ben şu anda meydanlara çıkıp da bir tavır içerisine girmem. Yani beni de zorla bu olayın içine çekmeye çalışıyorlar. Bazı gazetecilerde bu Ahmet, İrsen yarışı değil, İrsen, Eroğlu yarışı diye yazıyorlar. Ne münasebet. Kurultayda aday olan iki kişi vardır. Onlar yarışacak. Benimde bir oyum varsa ki kurultayda benim oyum yoktur. İkisinden birine oy verecektim. Dolayısı ile bu olayı bu şekilde büyütmenin bir anlamı yok. Herkes icraatları ile değerlendirilir. Bunu icraatın başında olanların unutmaması gerekir.”

Ahmet Kâşif’in aday olmasında desteğiniz oldu mu?
“Ben kimseyi aday olması için teşvik etmedim. Ben aday olacağım diye bana gelenler oldu. Dolayısı ile beni karıştırabilirler. Rahatsız olmadığımı ve alışkın olduğumu söyledim. Neticede benim de içimden geçen bir aday var. Buda gayet doğaldır. Ben bu partiye otuz dört yılımı verdim. Aralıksız hizmet ettim. Bu partide beni çeşitli makamlara getirdi. Kurultayda kendi kendime partiye ne olacak sorusunu sormamdan daha doğal bir şey olamaz.”

Diğer partilerle ilişkileriniz ne düzeyde?

“Görüşmelerle ilgili diğer partileri çağırarak bilgi veriyorum zaman zaman. Kurultaylarına davet eden partilerin kurultaylarına gidiyorum. Demokrat Partinin kurultayına gittim mesela. Cumhuriyetçi Türk Partisi kurultayına davet etti. Bedesten de misafirlerini ağırladılar. Bizi oraya davet ettiler. Oraya gittik. TDP davet etmedi.”

Sizce Türkiye yetkililerinin müdahalesi var mı?

“Türkiye’nin KKTC de istikrar istemesi gayet doğal. İstikrar sağlanabiliniyor mu, sağlanamıyor mu? Buna da bakmak gerekiyor. Yani bir başbakanın gidip de görüşmesi gayet normal. Peki destek istemesi normal mi? Bana göre bu normal değil. Bir başbakan kendi kurultayına destek istemişse bu normal kabul edilemez. Yapılan icraatlar yanlış olunca Türkiye istedi de yaptık denirse bu Türkiye’ye zarar veriri.

Size bir kaynak bu projeyi böyle yapın, bu parayı şuraya harcayın diyebilir. Sizin söyleyeceğiniz biz bunu değerlendirelim, bize uygun mu görelimdir. Bunlar iki devlet arasında gayet samimice konuşulabilecek konulardır. Ama her önerileni kapıp uygulamak daha sonra Türkiye istedi yaptık demek Türkiye’ye iyilik değil kötülük yapmaktır.  Ben Türkiye ile çok protokol imzaladım. Önce heyetler görüşür konuşur karşılıklı öneriler masaya konurdu.

En sonunda öneriler bana gelir değerlendirirdim. Bu bize uyar, bunlar bize uymaz diye Bakanlar kurulunda tartışılırdı. Meclis gurubu, parti meclisi ve Meclis oturumunda tartışılırdı. Öncelikle siz kendiniz hazırlayacaksınız.”

UBP kurultayında birden fazla adayın olması demokratik bir sancı yarattı mı?

“Yarış erken başladı. Ve bunu başbakan sağladı. Altı ay önce adaylığınızı ilan etmek size bir avantaj sağlamaz. Aksine aday olmayı düşünen diğer insanlara da cesaret verirsiniz. Benim bıraktığım UBP içinde demokrasi kültürü yerleşmişti. Her kurultayımızda birden fazla aday çıktı. Ama biz kurultaydan sonra kucaklaşmasını bildik. Bazı arkadaşlar partiden ayrıldı. Bu onların seçimiydi. Ben başbakanlık makamını kurultayda avantaj sağlamak için hiçbir zaman kullanmadım.”
 
27 Ağustos 2012 Pazartesi 08:57
Okunma: 981
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)