Ana Sayfa » Kıbrıs » Eroğlu:'Birinci Görevim Halkımı Düşünmek'

Eroğlu:'Birinci Görevim Halkımı Düşünmek'

Cumhurbaşkanı Eroğlu'nun, 15 Kasım Mesajı..

 
 
Eroğlu:'Birinci Görevim Halkımı Düşünmek'
Sözlerime başlarken Cumhuriyet Bayramınızı en içten duygularla kutluyor, sizleri, Bayram coşkusunu doya doya yaşamaya, 1950'li yıllarda başlayan şanlı bir mücadelenin sonucunda Devlet olgusuna erişmekten ve bu Devleti yaşatma, yüceltme mücadelesini halen sürdürmekten dolayı duyduğunuz gururu göğsünüzü gere gere ifade etmeye davet ediyorum.

Kıbrıs Türk Halkı için Anavatan Türkiye ile birlikte gerçekleştirilen 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekâtı karanlıktan aydınlığa geçiş,15 Kasım 1983 Devlet ilanı da ortaya çıkan coğrafya ve güvenlik ortamında kendi kendimizi yönetme kararlılığımızın vurgulanmasıdır.

1571'de Kıbrıs'ta başlayan Türk varlığı 1878'den itibaren içine düştüğü sıkıntılı günlerde hep yeniden kendi kendinin efendisi olmayı, özgürlüğü düşünmüştü.
Bu nedenledir ki Büyük Önder Mustafa Kemal'in Millet'le birlikte verdiği Kurtuluş Savaşı Kıbrıs Türkleri tarafından heyecan ve ilgi ile takip edilmiştir.
Kıbrıs Türk Halkı'nın 15 Kasım 1983'e ve hatta bugünlere kadar uzanan mücadelesinde çağdaş gelişmeler ve Anavatan Türkiye Cumhuriyeti'nin izlediği yolun büyük etkileri olduğu kuşkusuzdur.

Değerli kardeşlerim bu mutlu yıldönümünde bir kez daha vurgulamakta fayda görüyorum; Tarihimizi mutlaka öğrenelim, öğretelim, araştıralım, anlatalım, anlattıralım.
Kıbrıs Türkü çok özverili bir mücadele ve Anavatan Türkiye'nin tarihi öneme sahip desteği, yardımları ile bugünlere geldi.
Kıbrıs Türkleri Rumları Ada'dan atma, Kıbrıs'ı Türkleştirme gibi bir emelle mücadele etmemiştir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk tarafının Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Federe Devleti ile ortaya koyduğu tavra aldırmayan bizleri 1974 öncesine götürmekte ısrar edenlere kesin bir yanıt, pek çok açıdan kararlılığımızın ortaya konulması olayıdır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1960 sisteminde eşit kurucu ortak olan Kıbrıs Türk Halkının "egemen eşitliğinin", self-determinasyon hakkının doğal bir sonucudur. Kıbrıs Türk Halkının kendi kendini yönetme hakkı ile egemenliği birisinin bunu kendisine bahşetmesinden bağımsız olarak kendiliğinden vardır. 1960 Antlaşmalarıyla Kıbrıs Türk Halkının eşit kurucu ortak statüsü resmen kayda geçirilmiştir. Ancak Rum tarafının ve Yunanistan'ın tahammülsüzlüğü nedeniyle bize bu statüyü ve hakları çok görenler ortaklık Cumhuriyetini gasp etmişlerdir.
1960 ortaklığından atılan ve her manada etnik ayrımcılığa ve etnik temizliğe maruz bırakılan Kıbrıs Türk Halkı, temsili hükümet sıfatını yitiren sadece Rumlardan müteşekkil anti-demokratik yapı karşısında self-determinasyon hakkını, sadece içeride değil, Rumların tek-yanlı olarak yarattıkları durum karşısında ortaya çıkan şartları uluslararası alanda da kullanmış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ilan etmiştir.

Ben hep söyledim, söylemeye de devam ediyorum;
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, " ortadan kalksın, blöf olsun, tarihe bir şaka yapalım" diye ilan edilmiş değil, yaşasın, yücelsin ve sonsuza kadar Kıbrıs Türk Halkı'nın özgürlük, egemenlik hakkının simgesi olsun diye ilan edilmiştir.

Ben o kararı alan Meclis'in bir üyesi olmaktan hep gurur duydum.

Kıbrıs Türk Halkı her zaman kendi Devletini kurduğu için kendisi ile gurur duymalıdır.

Anavatan Türkiye'nin Kıbrıs Türkleri'ne sağladığı destekle, yeni bir Türk Devleti'nin kurulmuş olması da son derece gurur verici bir olaydır.

Ben, gerek Kıbrıs Türk Halkı'nın gerekse Anadolu'daki kardeşlerimizin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanından ve yaşayıp yücelmesini görmekten gurur duyduklarından eminim.
15 Kasım 1983 Cumhuriyetimizin ilanında ortaya konulan bağımsızlık bildirgesi Ada'daki gerçeklerin bilinciyle hazırlanmıştı ve Kıbrıs Türk Halkı'nın barışçı, antlaşmadan yana tutumunu yansıtıyordu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanında da Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilanında olduğu gibi Rum komşularımızla bir antlaşamaya kapılar açık tutulmuştu.
Buna rağmen Rum tarafı Cumhuriyet ilanımıza karşı çıktı, karşı çıkmaya da devam ediyor.

Neden karşı çıktılar ve neden hala Kıbrıs Türk Halkı'nın bir Devlet sahibi olmasına, egemenliğini ortaya koymasına karşı çıkıyorlar?
Tartışmasız gerçek, devletimize karşı çıkanların 1974 öncesine dönüşü hayal ediyor oldukları ve her manada işgal ederek bir Rum devletine dönüştürdükleri Kıbrıs Cumhuriyetini bize empoze edebileceklerine inanıyor olmalarıdır. Buna hala inanıyor olmaları aslında son derece ibret vericidir. Kıbrıs Türk Halkının mücadeleci yanını ve egemenliğine olan inancını bilenlerin bu hayali kurmaya devam etmelerini anlamak mümkün değildir.

Hala bazı Birleşmiş Milletler üyeleri ile bazı Avrupa Birliği ülkelerinin çıkarları Rum tarafının Kıbrıs'taki tutumunu destekliyor ve bu tutum üzerinden Türkiye'ye bir şekilde zarar vermeyi hedefliyor. Bu uğurda Rum tarafına destek vererek, Rum komşularımızın bu boş hayale inanmasına yardımcı oluyorlar.
Sevgili kardeşlerim değerli vatandaşlarım;

Yarın Doktor Fazıl Küçük Bulvarı'nda yapacağım konuşmada daha geniş olarak değineceğim ama yeri gelmişken Kıbrıs konusundaki son gelişmelerden de kısaca bahsetmek istiyorum;
30-31 Ekim tarihlerinde New York yakınlarındaki Green Tree'de gerçekleştirilen 3'lü zirve görüşmelerinde bir kez daha iyi niyetli, yapıcı tutumumuzu ortaya koyduk.
Söylediklerimizin özü şudur:

- Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak Kıbrıs'taki gerçeklere dayalı bir çözüme bir an önce varılması için ne yapılacaksa onların bir an önce yapılmasını istiyoruz.
- Kıbrıs konusunun bilinmeyen, araştırılmayan, irdelenmeyen, üzerinde konuşulmayan tek bir noktası kalmamıştır.

- Biz Rum tarafını, Rum tarafı da bizi ve neyi kabul edemeyeceğimizi iyi biliyor.

- Eğer karşılıklı niyet varsa bir antlaşamaya varmak elbette mümkündür.

-  Eğer bir anlaşma mümkün olmuyorsa Birleşmiş Milletler ve ilgili taraflar Kıbrıs Türk Halkı'nın çözümsüzlüğün mağduru olmasını durdurmalı, bunun için somut tavır ortaya koymalıdır.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Ban Ki Moon bizleri dinledikten sonra Ocak ayı ortalarından sonra aynı yerde yeni bir toplantı yapacağını açıkladı. Şunu açıklıkla söylemek istiyorum: New York görüşmesi öncesi duruma göre artık daha belirgin bir süreç içerisindeyiz. Sürecin sonuna geliyor olduğumuz, ortada doğal bir takvim olduğu artık kimsenin karşı çıkamayacağı birer gerçek olarak netleşmiştir. Bizim çabamız bu sürecin başarıyla son bulmasıdır. Eğer Birleşmiş Milletlerin de belirttiği gibi "end game" yani "son oyun" noktasına geliyorsak, biz bunun "mutlu son" olmasını ama böyle olamayacaksa Kıbrıs Türk Halkının belirsizlik ortamından kurtarılmasını istiyoruz. Sonu gelmez ucu açık bir sürecin mağduru ve tutsağı olmak istemiyoruz.
Ocak ayı ortalarına dek, yani bir sonraki New York görüşmesine dek doğrudan görüşmeler ve mekik diplomasisi sürecek.

Genel Sekreter bizden bir sonraki zirveye gelinceye kadar çözüm yönündeki, uzlaşılamayan konularla ilgili yakınlaşma çabalarımızı artırmamızı bekliyor.

Biz buna varız.
Ama eğer Rum tarafı hala;
- 1974 öncesine dönüşü hayal ediyorsa,

- İki bölgeliliği, iki halk olgusunu ortadan kaldıracak düzenlemeler istiyorsa

-Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçebileceğimizi, ekonomimizi, sosyal yaşantımızı, Devletimizi kendi elimizle dinamitleyeceğimize ihtimal veriyorsa bir antlaşamaya varmamız imkânsızdır.

Biz BM Genel Sekreteri tarafından bizden beklenen çabayı iyi niyetle ortaya koymaya ve son aşamaya ulaşarak bu sorunu çözmeye varız.

Artık Kıbrıs Türk Halkı bakımından belirsizliğin son bulması ve bu adada onurumuzla yaşayabileceğimiz şartların devamı için biz Kıbrıs Türk tarafı olarak buna varız diyoruz.

"BENİM BİRİNCİ GÖREVİM KIBRIS TÜRK HALKI'NIN ÇIKARLARINI DÜŞÜNMEKTİR VE BUNDAN ASLA GERİ ADIM ATMAYACAĞIM.
BENİ CUMHURBAŞKANI SEÇEN HALKIMDIR VE BEN HALKIMIZIN GELECEĞİNİ TEHLİKEYE ATACAK HERHANGİ BİR OYUNUN İÇİNDE OLMADIM, OLMAYACAĞIM."

Yok eğer ortaya Devlet adamlığı gerektiren bir durum çıkacak, Ortadoğu'ya, Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesine, Avrupa Birliği'nin dünyadaki yerini ve önemini artıracak bir antlaşmaya varılması için gerçeklerden hareket edilerek karşılıklı olarak bazı özverilerde bulunulacaksa, halkımızın kabul edilebileceği bir içerik ortaya çıkarsa bir antlaşmayı imzalamaya hazırım.
Biz Rumlardan daha fazla antlaşma yanlısıyız çünkü mağdur olan biziz.

Ama hiç kimse bizi çaresiz, seçeneksiz sanmasın.

Anavatan Türkiye de biz de kararlıyız. Sırf antlaşma yaptık da bize aferin densin, ya da Avrupa Birliği'nin yolu açılsın diye hakkımız, hukukumuz feda edilmeyecektir.
Burada Birleşmiş Milletler'e Avrupa Birliği'ne ve Kıbrıs konusu ile ilgili tüm ülkelere bir çağrıda bulunmak istiyorum:
- Eğer Kıbrıs'ta bir antlaşma istiyorsanız Rum tarafını esneklik göstererek katı pozisyonlarından vazgeçmesi için uyarın ve Kıbrıs Türk Halkı'nı statüsüz bırakarak, izolasyon baskısı altında tutmaktan vazgeçin.

- Rum tarafının Ocak ayı ortalarından sonra yapılacak yeni üçlü zirveye akılcı, uzlaşıcı bir tavırla gelmesi için çaba gösterip teşvik edici adımları gecikmeksizin atın
Değerli kardeşlerim 28 yılda çok önemli mesafeler kat ettik.

Avrupa Birliği'nde, Dünya'da, bölgemizde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler dikkate alındığında geldiğimiz noktanın hiç de küçümsenecek bir nokta olmadığını görürüz.
Daha iyi olamaz mıydı?

Elbette olabilirdi.

İnşallah olacak da.

Ben buna hakikaten inanıyorum ve uzun yıllar süren Başbakanlığım dönemlerinde de şimdi de Kıbrıs Türk Halkı'nın gerek yetişmiş insan potansiyeli, gerekse çalışkanlığı ile Dünya'da örnek alınması gereken toplumlardan birisi olduğunu söylüyorum.

Turizm, ticaret, üniversiteler bizim geleceğimizdir.

Anavatan Türkiye ile el ve gönül birliği içinde mevcut sıkıntıları da aşacağımıza ve 2012 yılından itibaren önümüzde yep yeni ufuklar belireceği düşüncesindeyim.
Yeter ki birlik içinde olalım.

Yeter ki kısır çekişmeler, günlük sıkıntılar, siyasi tartışmalar aramızdaki güçlü bağları zayıflatmasın, toplumsal dinamizmimizi bozmasın.

Yeter ki birilerinin oyununa gelip de bizim için yaşamsal olan, tek destekçimiz her geçen gün daha da güçlenen, Uluslararası bir güç olduğunu perçinleyen Anavatan Türkiye ilişkilerimizi zayıflatmayalım.

Bu düşüncelerle başta Kurucu Cumhurbaşkanımız Sayın Rauf Denktaş olmak üzere 15 Kasım 1983'te Cumhuriyet'in ilanında fiilen görev almış ve aramızda olan herkesi sevgiyle, saygıyla anıyor, aramızda olmayanları rahmetle yad ediyorum.

En tepeden aşağıya kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne bugüne dek hizmet veren herkese en derin sevgi ve saygılarımızı sunuyorum.

Bugünlere gelmemizi sağlayan şehitlerimizi rahmet, gazilerimizi minnetle anıyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 28 yaşında.

Ne mutlu bize ki gelecek nesiller için Devletimizi yaşatıp yüceltiyoruz.

Ne mutlu bize ki geleceğe umutla bakabiliyoruz.

 
14 Kasım 2011 Pazartesi 12:15
Okunma: 455
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)