Ana Sayfa » Kıbrıs » "gerekeni Yaparız"

"gerekeni Yaparız"

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun Özel Temsilcisi Kudret Özersay, Rum Tarafının Doğalgaz Ve Petrol Çıkarma Çalışmalarına Başlaması Halinde Kıbrıs Türk Tarafının Gerekeni Yapacağını Vurguladı. özersay, "herşeyden Önce Kıbrıs Türk Tarafının Karşılıklılık Temelinde, Rum Yönetimi Tarafından Atılacak Adımlara Benzer, Eş Değerde Adımları Atması Söz Konusudur. Rum Tarafı, Kıbrıs'ın Güneyinde Doğalgaz Arama/çıkarma Faaliyetlerini Askıya Almadığı Takdirde, Kıbrıs Türk Tarafı Da Antlaşmalar Yaparak Adanın Deniz Alanlarında Petrol Ve Doğalgaz Aramaya Başlayacaktır" Dedi..

 
 
Bu konuda Kıbrıs Türk tarafının tavrının net olduğuna vurgu yapan Özersay, Kıbrıs Türk tarafının iradesinin tahakküm altına konulmak istendiğini, ancak buna müsaade etmeyeceklerini belirterek, bugüne değin sırf müzakereler devam ediyor ve sırf olası bir kapsamlı çözümü zorlaştırır düşüncesiyle Kıbrıs Türk tarafının, ertelediği hususları yeniden gözden geçirmek durumunda kalabileceğini söyledi.


Özersay, "Rum tarafı müzakerelere rağmen adanın geleceğini ve egemenliğini tahakküm altına koyacak adımları atmakta kararlıysa, gerek petrol ve doğalgaz konusunda gerekse bugüne değin yapmaktan kaçındığımız bazı başka konularda bizim de bazı adımlar atacağımızı herkes bilmelidir.


Kıbrıs Türk tarafının, bu konularda dikkate alınması gereken bir aktör olduğu gerçeğini herkes anlamak zorundadır" şeklinde konuştu.


Doğalgaz ve petrol konusunun bir egemenlik meselesi olduğunu ve Rum tarafınca bu konuda yapılanların müzakerelerin ruhuna ters düştüğünü de kaydeden Özersay, "Rum yönetimi, müzakerelerde geçmişte yaşamış olduğumuz bu ve benzeri krizleri beslemek istemiyorsa, Kıbrıs Türk tarafının ya da Türkiye'nin birşey yapmayacağı varsayımı üzerinden hareket etmemelidir. Bir uyuşmazlığı çözmek için müzakere ettiği varsayılan bir taraftan en azından bunu beklemek kadar doğal birşey olamaz" şeklinde konuştu.


Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun Özel Temsilcisi Kudret Özersay, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kazaku Markulli ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu tarafından Rum basınına yapılan doğalgaz ve petrol rezervleri açıklamaları ile ilgili olarak Türk Ajansı Kıbrıs'ın sorularını yanıtladı.


Uluslararası hukuk alanında doçent olan Özel Temsilci Kudret Özersay, doğalgaz ve petrol konusunda yaşanan gelişmelerle ilgili olarak "Ortadoğu sorunu Kıbrıs'a ithal ediliyor" uyarısında bulunarak, Rum tarafının doğalgaz ve petrol girişimiyle Kıbrıs sorununun yine yapay olarak bu kez bir Ortadoğu sorunu haline getirilmekte olduğuna dikkat çekti.


"Kıbrıs Rum tarafı bile bile yanlış yolda ilerliyor" diyen ve geçmişte de aynı hatanın yapıldığını, Kıbrıs sorununun yapay olarak bir "Avrupa Birliği uyuşmazlığı" haline getirildiğini kaydeden Özersay, şunları söyledi:


"Bakın aynı şey Rum tarafının çözüm olmadan gerçekleşen yasadışı AB üyeliği konusunda da yaşanmıştı. 2004'te AB tarafından yapılan yanlış ya da AB yetkililerinin Rum tarafının yanlışına ortak oluşu Kıbrıs sorununu yapay bir 'Avrupa Birliği uyuşmazlığı' haline getirdi, Rum tarafına verdiği statü ve kendisine güven hissi nedeniyle süreci daha da zorlaştıran bir durum ortaya çıkardı. Şimdi ise Rum tarafının doğalgaz ve petrol girişimiyle Kıbrıs sorunu yine yapay olarak 'Ortadoğu sorunu haline getirilmektedir. Yani Doğu Akdeniz'de bir adada esasen etnik temele dayalı uluslararası bir uyuşmazlık iken, hem Avrupa hem de Ortadoğu uyuşmazlıklarının içerisine dahil edilerek Kıbrıs sorunu daha da karmaşık hale sokuluyor. Ortadoğu ülkeleri arasındaki uyuşmazlıklar, mevcut Kıbrıs sorununa ithal edilmiş olacak. Sorunun çözümünü güçleştiren yeni bir unsur daha yaratılmış olacak. Aslında kısa süre önce Güney'de yaşanan talihsiz ve üzücü patlama olayının gerisinde de Ortadoğu bağlantılı çekişmelerin ve bunların güney Kıbrıs'a yansıyan boyutlarının olduğunu artık herkes gayet iyi biliyor. Patlamaya neden olan konteynerlerin Suriye ve İran bağlantısı konusunda Rum basınına yansıyan haberler de, Kıbrıs adasına Ortadoğu kökenli tehlikeli unsurların ithal edildiğini doğrular niteliktedir."
Bölge ülkelerindeki son gelişmelere bakıldığında fiilen de olsa bir istikrar adası olan Kıbrıs'ta, istikrarsızlığa yatırım yapılıyor olmasının tehlikeli olduğunu ve bunun sadece müzakere süreci açısından değil, genel olarak bu coğrafyadaki huzur açısından hiç de olumlu bir gelişme olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun Özel Temsilcisi Özersay, "Genel Sekreter, güvenin artırılması için adım atılmasından söz ederken, 'ben size rağmen bu petrol ve gaz için kazı yapacağım' denilerek adeta güvensizlik beslenmektedir. Bence Rum yönetiminin bu davranışı, bu müzakere sürecinin başarısı açısından en son ihtiyaç duyulan şeydir. Nedense henüz üzerinden çok kısa süre geçmiş olmasına ve pek çok insanın canı yanmış olmasına rağmen ithal istikrarsızlık tohumları konusunda ders alması gerekenler, gerekli dersi almamış görünüyorlar" dedi.


Kıbrıs'ta süren müzakerelerin modalitesi ve bulunacak çözümün iki ayrı ve eş zamanlı referanduma sunulacak olmasının adanın geleceği bakımından sadece Kıbrıslı Rumların iradesinin yeterli olmadığını, Kıbrıslı Türklerin de iradesinin gerekli olduğunu göstermekte olduğunu vurgulayan Özersay, şöyle dedi:


"Adanın geleceği ve kalıcı yeni bir statü, yeni bir düzen yaratılabilmesi için Kıbrıslı Türklerin iradesi olmazsa olmazdır. Bu nedenle adanın geleceğini bu kadar yakından ilgilendiren ve ileride ortaya çıkacak daimi statüyü bu denli temelden etkileyebilecek olan bir konuda, bugün sadece Kıbrıs Rumlarının iradesiyle hareket edilmesi kadar büyük bir hata olamaz. Deniz yetki alanları konusunda üçüncü ülkelerle yapılan antlaşmalar sayesinde Kıbrıslı Türklerin iradesi görmezden gelindiği gibi, adanın geleceği sadece Kıbrıslı Rumların iradesiyle tahakküm altına konulmuş olmaktadır. Deniz yetki alanları, devletler hukukunda niteliğine bağlı olarak ya doğrudan egemenlik alanlarıdır ya da en azından kıyı devletlerinin egemen yetkiler kullandıkları uluslararası alanlardır."



Doğalgaz ve petrol konusunda gündemde olan antlaşmaların sıradan antlaşmalar olmadığının altını çizerek, "Bunlar, daimi statü yaratabilecek nitelikte antlaşmalardır" diyen Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun Özel Temsilcisi Özersay, bu anlaşmaları, Kıbrıslı Türklerin iradesine rağmen yapmaya kalkışmanın kabul edilmez olduğunu söyledi ve şu uyarılarda bulundu:


"Örneğin uluslararası hukuk bu türden antlaşmaları her zaman daha farklı kurallara tabi tutmuştur, örneğin sınır antlaşmaları, üs antlaşmaları, egemenlik devri antlaşmaları ve benzeri. Burada yapılan ve egemenlikle doğrudan ilgili olan bu antlaşmalar, adanın geleceğine dair daimi durum ortaya çıkarabilecek niteliktedir, bunları Kıbrıslı Türklerin iradesine rağmen yapmaya kalkışmak kabul edilmezdir. Hem adanın geleceğini birlikte belirlemek için müzakere edeceğiz hem de 'ortak olduğu kabul edilen' bu geleceği şimdiden Rum tarafı tek taraflı olarak belirlemeye kalkışacak. Bu konu egemenlikle doğrudan ilintilidir, o yüzden sıradan bir ticaret antlaşmasını Rum yönetimi yetkililerinin yapması ve uygulamaya kalkışması gibi bir durum söz konusu değildir. Bu antlaşmalar, Kıbrıslı Türklerin haklarını tahakküm altına koyan, ortak olduğu varsayılan bu zenginlik bakımından uluslararası taahhüt yaratabilecek olan antlaşmalardır. Üstelik halkların doğal zenginlikler üzerindeki sürekli egemenliği ilkesine de ters bir durum söz konusudur. Yok eğer Rum tarafı 'siz KKTC'yi ilan ettiniz, sizin burada hakkınız yoktur' ve 'KKTC vardır' diyorsa, bunu söylesin ki kabul edip etmediğini biz de bilelim. Üstelik KKTC, ayrı ve bağımsız bir devlet olarak Rum tarafınca kabul edilse dahi, henüz Rum tarafıyla mahsuplaşmadığımız (hesaplaşmadığımız) bir gerçektir. Olası bir mahsuplaşma sadece geçmişteki ortaklığın, antlaşmalarının, borçlarının ve arşivlerinin değil bu ve benzeri zenginliklerin de nasıl paylaşılacağının hesabını gerektirecektir. İşte bu nedenle müzakere sürecindeki bu son fırsatı değerlendirmek için elimizden geleni yapmalıyız. Aksi halde herşey tüketilmiş olacak ve muhatabımız olan Rumlarla oturup mahsuplaşmamız gerekecek. Bugün bunlardan bahsetmiyor oluşumuzun nedeni yeni ortaklık konusundaki taahhüdümüze olan bağlılığımızdandır."


Deniz yetki alanı belirleme bağlamında yapılan antlaşmalar ile bunlara dayalı olarak doğalgaz ve petrol konusunda atılan adımların olaylara mantıklı yaklaşan herkesin görebileceği üzeri devam eden müzakerelerin ruhuna ters olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun Özel Temsilcisi Özersay, bu konuda şöyle konuştu:


"Siz bir yandan BM Genel Sekreteri'ne Ekim ayına kadar yeterli ilerleme olması için elinizden gelen çabayı ortaya koyacağınız konusunda söz vereceksiniz, diğer yandansa Ekim ayındaki zirveyle birlikte sorunun ilgili tüm taraflarının kaygı ve rahatsızlık belirttiği bir konuda bildiğinizi yapmaya devam edeceğinizi, üstelik de tahrik edeceğini bile bile kazı yapmaya başlayacağınızı söyleyeceksiniz. Şimdi böyle bir durumda bizim yerimizde kim olsa 'Kıbrıs'ta kurulacak yeni ortaklıkta muhatabımız olacak olan Rum tarafı müzakere süreci bu kadar kritik bir aşamaya gelmişken neden böyle davranıyor, neden böyle yapıyor' diye sorar, ki biz de kendi kendimize bu soruyu soruyoruz zaten. Bulduğumuz yanıtların hiç de iç açıcı olmadığını söylemek durumundayım. Ortada müzakere sürecinde bir gereklilik olan iyi niyetin varlığı konusunda ciddi bir sıkıntı vardır. Rum yönetiminin bu adımları yeni değildir, 2003'ten bu yana devam etmektedir. Bu nedenle konuyu 'güneyde son günlerde yaşanan iç sıkıntılar nedeniyle Rum halkının dikkati bu gibi dış sorunlara yönlendirilmeye çalışılıyor' şeklinde açıklamak da pek mümkün değildir. Burada sistematik birtakım adımlar vardır ve bu uyuşmazlığın müzakerelerin en kritik aşamalarından birinde tırmandırılıyor olması tesadüf değildir."


Doğalgaz ve petrol konularına sadece Türkiye'nin çıkarları perspektifinden yaklaşmanın doğru olmadığını, Türkiye'nin hak ve çıkarlarından bağımsız şekilde Kıbrıslı Türklerin kendi hak ve çıkarlarının da sözkonusu olduğunu vurgulayan Özersay, şöyle dedi:


"Doğalgaz ve petrol konularına sadece Türkiye'nin çıkarları perspektifinden yaklaşmak da doğru değildir. Türkiye'nin, Doğu Akdeniz'in kuzeyindeki en büyük sahildar devlet olarak, bu coğrafyadaki en uzun kıyılara sahip devlet olarak tabii ki çok meşru ve uluslararası hukuk kurallarına dayanan hakları söz konusudur. Ve BMDHS (BM Deniz Hukuku Sözleşmesi) ile uluslararası teamül hukuku gereği Türkiye de dahil olmak üzere bölgedeki ilgili ülkeler, bu deniz yetki alanlarının belirlenmesinde sürece dahil edilmelidirler. Burada Türkiye'nin hak ve çıkarlarından da bağımsız şekilde Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarları söz konusudur.İster bu adanın gelecekte oluşturulacak daimi statüsü konusunda eşit söz söyleme hakkına sahip olan Kıbrıslı Türkler olarak; ister coğrafi konumu, kıyılarının baktığı alanlar veya az önce sözünü ettiğim mahsuplaşma itibariyle (tanınsın - tanınmasın) KKTC olarak; isterse de 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu ortakları olarak Kıbrıs Türklerini ele alın sonuç değişmez: bu deniz yetki alanları ve buradaki kaynaklarda bizim hak ve çıkarlarımız vardır. Aslında Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türklerin hakları konusundaki genel yaklaşımıyla son derece uyumlu bir tutumla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü Rum yönetimi, güneyde kalan Kıbrıs Türk malları konusunda da benzer bir tutum içerisindedir. Güneydeki Kıbrıs Türk mallarını 'kullanırım, geliştiririm, dilediğime veririm, kamulaştırmadan el koyarım ama kimseye bir kuruş tazminat da vermem' diyen Rum yönetimi, ne kadar hukuk tanımaz bir yaklaşım içerisindeyse doğalgaz ve petrol konusunda da aynı şekilde bir hukuksuzluk içerisindedir. Şimdi deniz yetki alanları açısından olan da Türk malları konusundaki hukuksuzluğun bir diğer versiyonudur. Bu tek yanlı hareketler meşruiyetten yoksundur. Yaklaşık 4 yıl önce de söylediğim gibi Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanları açısından uluslararası hukuk kuralları, bu coğrafyadaki olağan dışı durumun dikkate alınmasını gerektirir niteliktedir ve nettir. Hem coğrafya olarak 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde (BMDHS) tarifi yapılan 'yarı - kapalı' bir deniz sözkonusu hem de bölgede tanıma/tanımama ve egemenlik tartışmaları devam etmekte. Burada uçsuz bucaksız okyanuslardan değil, istisnai durumların ve özel koşulların geçerli olduğu, etrafında pek çok sahildar devletin bulunduğu esasen yarı - kapalı bir denizden bahsediyoruz."


Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kazaku Markullinin "Türkiye önce BMDHS'ne taraf olsun sonra konuşsun" benzeri ifadeler kullanmakta olduğunu kaydeden Özersay, ancak BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (BMDHS) hükümlerinin büyük bölümünün uluslararası teamül (yapılageliş) hukukunu yansıtmakta olduğunu ve bu hususların sözleşmede yer alışının bir kodifikasyon eylemi olduğunu kaydetti ve şöyle devam etti:


"Bir başka ifadeyle Türkiye'nin veya BMDHS'ne taraf olmayan bir başka devletin BMDHS'nde yer alan bu kurallara gönderme yapabilmesi ya da kendisini savunurken bu sözleşmede de yer alan bazı kurallara dayanabilmesi için taraf olmasına gerek yoktur. Bayan Markulli'nin bu tutarsız analizi bir an için doğru kabul edilirse BMDHS'ne taraf olmayan devletler, deniz yetki alanlarını sınırlandırma yetkisinden de mahrum olurlar! Bu olacak şey değildir. Mülkiyet ve benzeri konularda Rum müzakere heyetinde yer alması nedeniyle tanıdığım bayan Markulli, uluslararası hukuka rağmen böyle bir analizi nasıl yapar anlamak güç. Rum tarafı bir devlet olduğunu ve bu sözleşmeye taraf olduğunu iddia ediyorsa, sayın Markulli'ye ilgili hükümler konusunda daha doğru bilgi aktarılmalıdır. Öte yandan Rum yetkililerin, 'Türkiye bu konuda birşey yapamaz' şeklindeki iddiaları da şaşırtıcıdır. Bunu bir tür kışkırtma niyetiyle yapıyorlarsa bence bu boşa uğraştır. Ama buna gerçekten inanıyorlarsa ve çözüm süreci konusunda samimiyseler o zaman 2004 Bürgenstock müzakereleri sırasında ortaya çıkan sorunları hatırlamalarını ve bir kez daha düşünmelerini tavsiye ederim. 2004 yılında İsviçre'nin Bürgenstock kentinde yapılan Annan Planı müzakereleri sırasında gerek Türkiye'nin gerekse Kıbrıs Türk tarafının 2003 Mısır - GKRY münhasır ekonomik bölge antlaşması bir krize neden olmuştu. Ben o tarihte tüm uluslararası antlaşmaların ele alındığı komitenin başkanlığını yürütmekteydim. Mısır ile Rum yönetiminin yaptığı bu antlaşmanın yeni ortaklığı bağlayacak antlaşmalar listesi dışında kalmasa da, saatler süren bir müzakere ve tartışma neticesinde bir dipnotu eklemesiyle Türkiye bakımından herhangi bir sonuç doğurmayacağının kayıt altına alınması hala akıllarımızda. Geçmişte çözüm müzakereleri sırasında çetin tartışmalara konu olan bu türden antlaşmalara dayalı olarak Rum yönetimince önümüzdeki dönemde atılacak fiili adımlar karşısında gerek Kıbrıs Türk tarafının gerekse Türkiye'nin birşey yapmayacağını, bu durumu sadece oturup izleyeceğini düşünmek yanıltıcıdır. Rum yönetimi, müzakerelerde geçmişte yaşamış olduğumuz bu ve benzeri krizleri beslemek istemiyorsa, Kıbrıs Türk tarafının ya da Türkiye'nin birşey yapmayacağı varsayımı üzerinden hareket etmemelidir. Bir uyuşmazlığı çözmek için müzakere ettiği varsayılan bir taraftan en azından bunu beklemek kadar doğal birşey olamaz. Rum muhataplarımızın geçmişin tecrübelerini çok çabuk unutuyor olması Kıbrıs'ta yaşayan bu iki halka pahalıya mal olmaktadır. Bunu görmek, bundan ders çıkarmak bu kadar güç olmamalı diye düşünüyorum."


Kıbrıs müzakere sürecinde elde edilen yakınlaşmaların anlamsızlaştırılmaması gerektiği uyarısında bulunan Özersay, müzakere sürecinde üzerinde yakınlaşma sağlanan sınırlı sayıda unsurlardan birinin de doğal zenginliklerin federal hükümet yetkisinde olacağı yönünde olduğuna dikkat çekerek, şöyle dedi:


"Müzakere sürecinde üzerinde yakınlaşma sağlanan sınırlı sayıda unsurdan biri doğal zenginliklerin federal hükümet yetkisinde olacağı yönündedir, tabii eğer Rum tarafı 'artık yetkiler prensibini' kabul ederse. Kamu mallarında o mal hangi kurucu devletteyse o devlet sorumlu olur ve mal da onun olur ancak doğal zenginlikte var olan yakınlaşma o zenginliğin bulunduğu kurucu devlete kalır şeklinde değildir. Doğal zenginlikler, kurucu devletlerden sadece birine ait olmayacak. Üstelik deniz yetki alanları konularında yapılacak antlaşmalar yeni ortaklıkta federal yasamada özel çoğunlukla onaylanmalı. Yani hem her iki toplumun hem de her iki kurucu devletin açıkça destek vermediği bu türden bir antlaşmanın birleşik Kıbrıs'ı bağlaması mümkün olamayacak. Şimdi siz bir yandan bu konuda bizimle anlaşıyorsunuz diğer yandansa bu zenginliklerin geleceğini, yeni ortaklığın olası egemenliğini şimdiden tahakküm altına koyacak nitelikte antlaşmalar yapabileceğinizi iddia ediyorsunuz. Şimdi karşı karşıya olduğumuz tutum bu. Hal böyleyken kendi verdikleri sözlere rağmen 'izolasyonların sona erdirilmesi için çözümü bekleyin' diyenler, buna cüret edebilenler Rum tarafının bu girişimi karşısında ne düşünüyorlar çok merak ediyorum. Asıl bu bağlamda 'Rumlar çözümü beklesin' mesajını birilerinin çıkıp kararlı şekilde söylemesi gerekmektedir. Çözüm müzakerelerinin başarılı olması gerçekten isteniyorsa ya da bölgede başka gerginliklerin yaşanması 'istenmeyen' birşey olarak görülüyorsa tabii..."
Rum tarafının doğalgaz ve petrol çıkarma çalışmalarına başlaması halinde Kıbrıs Türk tarafının gerekeni yapacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun Özel Temsilcisi Kudret Özersay, Kıbrıs Türk tarafının karşılıklılık temelinde, Rum yönetimi tarafından atılacak adımlara benzer, eş değerde adımları atmasının sözkonusu olduğunu vurguladı.


Rum tarafı, Kıbrıs'ın güneyinde doğal gaz arama/çıkarma faaliyetlerini askıya almadığı takdirde, Kıbrıs Türk tarafının da antlaşmalar yaparak adanın deniz alanlarında petrol ve doğal gaz aramaya başlayacağını bildiren Özersay, bu konuda şunları söyledi:


"Şimdi hal böyleyken Kıbrıs Türk tarafının birşey yapmamasını ya da bir tepki göstermemesini beklemek saflık olur. Herşeyden önce Kıbrıs Türk tarafının karşılıklılık temelinde, Rum yönetimi tarafından atılacak adımlara benzer, eş değerde adımları atması söz konusudur. Rum tarafı Kıbrıs'ın güneyinde doğal gaz arama/çıkarma faaliyetlerini askıya almadığı takdirde, Kıbrıs Türk tarafı da antlaşmalar yaparak adanın deniz alanlarında petrol ve doğal gaz aramaya başlayacaktır. Kuşkusuz bu da birbirini tanımayan bu iki devletin deniz yetki alanları sınırı nerede başlar ve nerede biter benzeri tartışmaların yapılmasını da gerektirecektir. Burada sıradan bir coğrafyadan bahsetmiyoruz. Adalar söz konusu olduğunda deniz yetki alanları açısından uygulanacak kurallar farklıdır. Hele de bir ada üzerinde birden fazla devlet varsa. Buna bir de 1960'tan kalan ve henüz yapılmamış olan mahsuplaşmayı eklediğinizde durum daha da karmaşık hale gelecektir. Öte yandan bugüne değin sırf müzakereler devam ediyor ve sırf olası bir kapsamlı çözümü zorlaştırır düşüncesiyle ertelediğimiz hususları yeniden gözden geçirmek durumunda kalabiliriz. Rum tarafı müzakerelere rağmen adanın geleceğini ve egemenliğini tahakküm altına koyacak adımları atmakta kararlıysa, gerek petrol ve doğalgaz konusunda gerekse bugüne değin yapmaktan kaçındığımız bazı başka konularda bizim de bazı adımlar atacağımızı herkes bilmelidir. Kıbrıs Türk tarafının, bu konularda dikkate alınması gereken bir aktör olduğu gerçeğini herkes anlamak zorundadır."


 
17 Ağustos 2011 Çarşamba 18:40
Okunma: 591
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)