Ana Sayfa » Kıbrıs » Hayatım 3-4 ciltlik roman olur

Hayatım 3-4 ciltlik roman olur

Mücahitlik, doktorluk, siyaset tüm yaşamını doldururken, yuvadaki eksikliklerini de 'şansım' dediği eşi kapatmış…

 
 
Hayatım 3-4 ciltlik roman olur
Mücadele dolu bir hayatın neferi. 'Hayatta hiç dinlenmedim' diyor, ki dinleyince hak veriyorsunuz. Yurt sevgisiyle dopdolu. Mücahitlik, doktorluk, siyaset tüm yaşamını doldururken, yuvadaki eksikliklerini de 'şansım' dediği eşi kapatmış. Kendisinden iki sınıf aşağıdaki eşiyle tanışmaları kaderin bir cilvesi. Son sınıftayken mücahit olarak gittiği Erenköy'den iki yıl sonra dönünce eşiyle aynı sınıfa düşüyor. Tanışıyor, nişanlanıyorlar. Ne var ki, para olmadığı için hemen evlenmeleri zor. O zaman şans giriyor devreye. Bir iş teklifi geliyor Ertuğrul Bey'e. 15 günlük ancak hem evinin eşyasını alacak, hem düğününü yapacak, hem de eline bir miktar para bırakacak bir iş…

Ve anılar… 'irkaç ciltlik kitap olur' diyor. Olur mu olur. Hele bir davar hikâyesi var ki, insan gülsün mü, ağlasın mı bilemiyor.


Soru: Ertuğrul Hasipoğlu'nu anlatabilir misiniz bize? Nerede doğdu, kaç kardeşti?

1942 yılında Lefkoşa'da doğdum. Kaydım 1941'dir. Şubat doğumlu olduğum için babam yemin vererek bir yıl öne aldı sene kaybetmeyeyim diye. İkinci Cihan Harbi içinde doğdum. Lefkoşa bombalanıyordu. O yüzden annemin köyü İnönü'ye geçtik. Çocukluğum orada geçti. 4 kardeşiz. 5'tik, biri öldü. Ben ikinciyim. İlkokul, ortaokul, liseyi Lefkoşa'da okudum. 1959 yılında tahsil için İstanbul'a gittim. 1958 TMT'cisiyim. İstanbul'da Kıbrıs Türk Talebe Cemiyeti'ni kuranlardanım. İlk yönetim kurulunda genel sekreter olarak görev yaptım. 63 olayları baş gösterdikten sonra 1964'de Erenköy'e çıktım. Erenköy çarpışmalarına katıldım.

'Mezun olup döndüm ama ülkeme giremedim'

500 üniversite öğrencisi vardı Erenköy'de. Eşber var (Serakıncı). İrsen Küçük, İlkay Kamil, Ergün Serdaroğlu var. En uzun süre bölük komutanlığı yapanlardanım. Erenköy'den 1966 yılında İstanbul'a geri döndüm. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1967 yılında mezun oldum. Erenköy'e gittiğimizde zaten mezuniyetime 9 ay vardı. Ne var ki, mezun olup geldikten sonra ülkeme giremedim.

Soru: Nasıl giremediniz?

Erenköy'e gittiğimiz için Papaz bizi sokmuyordu. İngiltere'ye gittim. İngiltere'de beni sokmadı 'niye memleketine gitmiyorsun' diye. 1967 yılında Boğaziçi olayları vardı. Türkiye'nin müdahale etmesi söz konusuydu. Yanımdaki arkadaşımın Erenköy'de çekilmiş silahlı resmini görünce bizi terörist sandılar, sokmadılar. Geri döndüm, ihtisasa başladım. Papaz 1968'den sonra yasağımızı kaldırdı.

'Evleneceğiz ama paramız yok'

Soru: Eşinizle nasıl tanıştınız?
1967'de nişanlandım, 1968'de evlendim. Tanışmamız da çok enteresandı, evlenmemiz de. Eşim bizden iki sınıf küçüktü. Önceden görmüştüm ama tanışıklığımız yoktu. Erenköy'de iki yıl kalınca son sene aynı sınıfa düştük. Tanıştık, nişanlandık. Bizden sonra bizim baldız da nişan oldu. Onun nişanlısı hemen evlenmek istedi. Aile 'olmaz, büyük dururken küçük evlenemez' dedi. Biz evleneceğiz ama paramız yok pulumuz yok. Papaz Kıbrıs'a sokmuyor.

'Düğünümü yapacak parayı 15 günde kazandım'
İngiltere'ye gitmeden Teşvikiye Sağlık Ocağında çalışıyordum. Dönünce patronu ziyarete gittim. Bana 'evde bir hasta var, bakar mısın' dedi. Ben 'bakarım' dedim. Bakacağım kadın kanserdi ve sanırım son evresiydi. Şu an ENKA Holding'in sahibi Şarık Tara'nın annesi. 14 gece, 15 gün baktım. Geceli gündüzlü hep orada kaldım. 15. gün hasta öldü. Allah rahmet eylesin, çok iyi insanlardı. Bana çok ilgi gösterdiler ama ben de günde 1 kaç saat uykuyla hastaya baktım. O zamanın parasıyla bana 4 bin 500 lira para verdiler. Bin 500 liraya evimin eşyasını yaptım. 800 liraya salonu kiraladım. Diğer masrafları çıkınca elimde aşağı yukarı bin- bin 500 lira para kalmıştı. Sonra bir düğünde Lefkoşa'da yaptık. Orada da takılardan elimize biraz para geçti, Cerrahpaşa'da ihtisasa başladım.

'Hak değirmende olur dedi'
Orada yabancı sayıldığım için para alamıyordum. Sağlık Bakanlığı'nda Dr. Hicran Gözüm'e gittim. Gözüm o zamanki adıyla Zat İşleri Müdürüydü. Bugünkü Personel Müdürü. Durumu anlattım. 'Evladım haklısın ama hak değirmende olur. Yasal olarak yapacak bir şey yok' dedi. Cerrahpaşa'ya girdikten sonra gebelik testinin sorumluluğunu bana verdiler. Oradaki gelirin yüzde 20'sini bana veriyorlardı, harçlığım çıkıyordu. Hanım Zeynep Kamil'e başlayınca ben de oraya geçtim. Hanım Türkiyeli olduğu için 900 lira alıyordu. Bana Zeynep Kamil Derneği 500 lira veriyordu. İlaç mümessilliği yapmaya başladım, 500'de oradan alıyordum. Evimiz Zeynep Kamil'in tam karşısındaydı. Dolayısıyla yol paramız yoktu. Zeynep Kamil'de çok güzel günlerimiz geçti. Beni çok seviyorlardı. 2 yıl sonra kıdemli asistan oldum. Günde 50 doğumun yapıldığı, en az 15-20 ameliyatın olduğu bir hastane düşünün. Bir gün evdesin, bir gün nöbette… Ama yinede çok memnundum. Mesleğimdeki tüm kazanımlarım o sayede oldu.

'Barakada ameliyat yapmaya başladık'

Soru: Kıbrıs'a ne zaman döndünüz?

1969'da ilk oğlumuz doğdu. 1971'de ihtisasım bitti, Kıbrıs'a döndüm. Mağusa Hastanesi'ne tayinim çıktı. Benden başka uzman yoktu orada. Ameliyat yapılmıyordu çünkü anestezi uzmanı da yoktu. Bir hemşire, bir hastabakıcı narkoz kursuna gönderildi, narkoz vermeyi öğrendi. Biz de barakada ameliyat yapmaya başladık. Allah rahmet eylesin Burhan Nalbantoğlu yaptırmıştı. O dönemde aynı zaman TMT'de Mağusa'nın istihbarat ve sabotaj sorumlusuydum. 1973 yılıydı galiba. Derviş Eroğlu'da ihtisasını bitirmiş, üroloji uzmanı olarak Mağusa'ya gelmişti. Birlikte birçok ameliyat yaptık, birçok yaralıya müdahale ettik. Mazgalın içinde müdahale etmek zorundaydık çünkü hastanede ameliyat yapamıyorduk. Bir gün hastaneye bir havan düştü, tüm hastaneyi yaktı. Eğer hastanede ameliyat yapmış olsaydık Eroğlu'da, ben de ölmüştük. Altuntabya oteli vardı. Onu hastaneye çevirdik. Aletlerde yandığı için Barış Gücünden rica ettik, kliniğimdeki aletleri getirdi. Ameliyathaneyi kurduk, ameliyatları orada yapmaya başladık.

'Sezaryen olması gereken hasta uykularımı kaçırıyor'

Bir kadın vardı hiç unutmam. İki doğum yapmış sezaryenle. Üçüncünün de sezaryen olması gerekiyor, yapacak durumda değiliz. Uykularım kaçıyor. Lefkoşa'ya göndermek istedim, 'kocam gelirse giderim' diyor. Kocası da mücahit. Bayraktar izin vermiyor. Altuntabya'da sezaryen yaptım. Adını da Ecevit koydular. Ecevit şu an iyi bir işadamı.

15 Temmuz olayları çıktığında Mağusa Surlar dışında oturuyorduk. 19 Temmuz akşamı benim müdahale etmem gereken bir hasta geldi Mağusa Hastanesi'ne. Eşimde evde yalnız kalmaktan korktuğu için benimle geldi. O sırada ikinci oğlumuza 8 aylık hamileydi. 20 Temmuz çıkarması başlayınca biz Surlariçi'nde kaldık. O kadar çok anım var ki, anlatsam 3-4 ciltlik roman olur.

Siyasette ilk adımlar

Soru: Siyasete nasıl girdiniz?

1979'da hastaneden ayrıldım. Özel kliniğimde çalışmaya başladım. UBP'de parti meclisine seçildim. 1979 yılında partim beni DAÜ mütevelli heyetine aday gösterdi. Orada görev yaptım. 80'de Kooperatif Merkez Bankası'nın Yönetim Kurulu'na girdim. Mağusa Kooperatif yönetim kurulu başkanlığı, Mağusa Türk Gücü başkanlığı yaptım. 1990'da seçimlere girdim ve milletvekili seçildim. Çalışma ve Sağlık Bakanı oldum. 1990-94 yılları arasında bu görevi yürüttüm. 1996 yılında UBP tekrar iktidar gelince 1996-98 yılları arasında Sağlık ve Çevre Bakanlığı yaptım. 1998'den 2001 yılına kadarda Meclis Başkanlığı yaptım. 2001'de UBP genel başkanlığına aday oldum, seçimi kaybettim. 2003'de Yenilikçi Atılım Partisi'ni kurdum. Çok güzel bir kadrosu vardı ama 2003'de yapılan seçime çok zamanımız olmadığı için yeterince hazırlanamadık. Çok güzel 50 aday çıkardık. Mağusa ve İskele'de barajı geçmiş olmamıza rağmen Lefkoşa, Girne ve Güzelyurt'ta barajı geçemediğimiz için Meclis'e giremedik. 2004'de DP ile ayrı ayrı kurultay yaparak birleşme kararı aldık. 2005-2009 seçimlerine girdim kazandım. 2005'deki seçimde Mağusa'daki en fazla oyu ben aldım. 2009'dan sonra DP parti meclisi toplanarak beni ve bir arkadaşımı disiplin kuruluna vererek ihraç kararı almak istediler. Bizde istifa edip yuvaya döndük. Kurultaydan sonra yapılan parti meclisinde genel sekreterlik için 3 aday yarıştık. Seçimi kazandım. Halen bu görevdeyim. Kronolojik olarak yaşam öyküm böyle.


'Davarı, getirene kadar anamdan emdiğim süt burnumdan geldi…'

Soru: Unutamadığınız anılar vardır mutlaka. Bunları paylaşabilir misiniz?

İkinci Cihan Savaşında doğduğumu söylemiştim. Çocukluğumuzda büyük fakirlik vardı. Babam kasaptı. Bende okuldan çıktıktan sonra babama yardım ederdim. Hesapları tutardım. 1955 senesinde babam İngiliz hükümetinin et ihalesini kazanmıştı. Davar almak için babamla Poli panayırına gittik. Poli panayırı aynı zamanda hayvan panayırıydı. 12-13 yaşlarında bir şeydim. Babam aldığı davarları bir Rum'un kamyonuna doldurdu. Bana 'bunu, bu adamla birlikte mandıraya götür' dedi. Tam da EOKA'nın başladığı dönem. Rum kamyon şoförü Türk köylerini geçince Rum köylerinde durur, oyalanırdı. Güzelyurt'a geldiğinde büyük bir kalabalık vardı.

'Rumlar beni fark etmedi ama…'
EOKA ve ENOSİS için toplanmışlardı. Bizim şoför yine durdu. Ben çok korkmuştum. 'Şimdi Rumlar Türk olduğumu anlayıp beni öldürürlerse' diye düşünüyordum. O an, 'biri beni öldürmeye kalkarsa birkaç tanesine yanımdaki bıçağı sokarım' diye aklımdan geçirdim. Allah'tan bir şey olmadı, Rumlar beni fark etmedi Lefkoşa'ya geldik. Şoförde Türklerden korktuğu için Ortaköy'e gelmeden davarı bıraktı. Mandıramız Köşklüçiftlik'teydi. O davarı Köşklüçiftlik'e getirene kadar anamdan emdiğim burnumdan geldi. Aynı sürüden olsalar bir şey değil. Ayrı sürüden olduklarından biri sağa gider, biri sola gider, biri kaçar. Büyük sıkıtıyla davarı mandıraya götürmüştüm.

'Açık kapıdan içeri girince'

Bir başka anım; 1958 yılında Ağustos'tan önce TMT'ye girmiştim. Yeminimi rahmetli Münir Karabardak yaptırmıştı. O zaman yaptığımız broşür dağıtmaktı. Bir gün İngiliz askeri beni kıstırdı. Tek yola girdim. Bir evin kapısı açıktı, eve daldım. Bir kadın kombinezonla uzanmış yatıyor. İlk anda afalladı beni görünce.'Sus' dedim, durumu anlattım. Sonra yatağın altına girdim. O kadına hâlâ şükran duyarım.

'Kız Lisesi'nin müdürü beni mahkemeye verdi'
TMT'de bir hayli operasyona katıldık. Tabi nümayişleri de biz organize ediyorduk. Kız Lisesini dışarı çıkarmamız lazım. Erkek lisesini çıkardık, kız lisesine gittik. Müdüre hanım kızların çıkmasına izin vermedi, kapıları kilitledi. Ben kapıdan atladım, kilidi açtım, kızları dışarı çıkardım. Tabi işbirliği içinde olduğumuz bize yardımcı olan kızlar da vardı. Müdüre hanım beni mahkemeye verdi. Sonra Rauf Denktaş Bey devreye girdi, davayı geri çekti.

'Karaçeteyi nasıl bitirdik'

Volkan ve 9 Eylül TMT'ye katılmıştı. Karaçete katılmadı. Karaçeteciler genellikle mahallenin bıçkın takımıydı. Bana 'Karaçete'yi hizaya getir' dediler. Konuştuk, okula çekip dövdük hizaya getirmek için. O zaman okul (Lefkoşa Türk Lisesi) karargahımız, kütüphane silah depomuzdu. Bir kurban bayramıydı. Kurban bayramı o zaman Hisarın üstünde, sitenin olduğu yerde kutlanırdı. Karaçete ekibiyle buluştuk. Bizim bir arkadaşımızı bıçakladılar. Bunun üzerine silahlanarak geldik. Kurban bayramı 4 gündü, o bayramda 2 günde bayram yeri kapanmıştı. Karaçete bitmiş oldu.

'Uluçamgil'in şahadeti'
Erenköy'den beni her zaman duygulandıran ve belleğimden silemediğim bir olayda Süleyman Uluçamgil'in şehit oluşudur. Biz Erenköy'de, Bozdağ köyündeydik. Arkamızda Rum köyü vardı. Bunlar Barış Gücüyle gidip geliyorlardı. Yola Craven karton attılar. Bizim çocuklar bunu aldı. 'Açmayın' dedim. Eve girdiler, bir patlama duyuldu. Salahi ve Süleyman şehit olmuştu. Yaralananlarda oldu. Naci Talat'ta oradaydı. Bunun intikamını alalım dedik. O zaman bizim komutanın tavırlarından memnun olmadığımız için Türkiye'ye göndermiştik. Üsteğmen Ali Fikret Atun vardı, o komutan oldu. Ona 'biz bunun intikamını almak istiyoruz'dedik. O'da bize 'mangalardan sağlam olanları ayır, eğitim yapalım' cevabını verdi. Belli noktalardaki Rum mevzilerini basacaktık. Bende Fevayit diye bir arkadaşım vardı ona söyledim. Fevayit bana dedi ki, 'eğer Rum mevzilerini basacaksak varım ama tuzaklayacaksak yokum.'Erenköy'den Bozdağ'a çekildik. Köyün girişinde Ali Fikret Atun bizi gördü ve 'Ertuğrul şu tepeye çık' dedi. Ben 'aç susuz geldik, dinlenelim' dedim. Atun, 'hayır, düşman gelecek hepimizi kesecek' cevabını verdi.

'Mavi bir ışıkla birlikte kendimi vadide buldum'
8 kişi aldım, tepeye çıktım. Mozfil, Rum köyünün üst başı. Meğer orayı Rumlar bubi tuzaklarıyla doldurmuşlar. Komutan, diğer mangalarla irtibat olmadığını, tepenin arkasında yatmamızı, gün ağarırken çıkmamızı söyledi. Diğer 4 kişiyi tepenin diğer tarafına yerleştirdik, sırayla nöbetleşeceğiz. Çatışma başladı. Mavi bir ışıkla birlikte kendimi vadide buldum. Angolemli (Hüseyin) yaralandı. O Fevayit, kahraman çocuk şehit oldu. Onun yapmak istemediğini düşmanı ona yaptı. Rum tuzakları Fevayit'i şehit etti.

'Bir mermi atamadan şehit oldu'

Birçok arkadaşım yanımda şehit oldu. Hastanedeyken Yunan uçakları bizi bombalardı. Hastanenin dışında Rauf Denktaş ve ben dururken ikimizin arasındaki arkadaşımız şehit oldu. Oradan kalktım, bölüğe gideyim dedim. Tam o anda yeni gelen bir grup vardı. Pek fazla eğitim yapmadan çarpışma için gelmişlerdi. Bir havan parçası mücahidin göğsüne saplandı. Hiç mermi atmadan şehit olanlardandı.

'Eşim benim şansım'
Anlatacak çok olaylar var. Kitap yazılır demiştim ya yazılır. Hayatta hiç dinlenmedik. Hep mücadeleyle geçti hayatım ama kendimi çok mutlu addediyorum. Çok iyi bir eşim var. Benim açıklarımı kapattı, çocuklarımın iyi yetişmesinde büyük rolü oldu. Bu da benim şansım. 1974 yılında eşim Oğuzhan'a hamileydi ama hasta bakıyordu aynı zamanda. Hiç yüksünmedi.

Yurdagül BEYOĞLU / Haberdar

 
29 Ocak 2012 Pazar 15:22
Okunma: 544
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)