Ana Sayfa » Kıbrıs » Hristofyas, Türkler’den özür diledi

Hristofyas, Türkler’den özür diledi

Hristofyas'ın 1960’larda Türklere yönelik katliamdan dolayı özür dilediği iddia edildi.

 
 
Hristofyas, Türkler’den  özür diledi

 

HaberKKTC

Siyaset, Ekonomi Ve Toplum Araştırmaları Vakfı'nın (SETA) Mayıs 2014 tarihli Birleşik Kıbrıs İçin “Son Şans” Federal Çözüm Müzakereleri başlıklı analizinde çok çarpıcı bir iddia yer aldı. Furkan Şenay ve Mehmet Uğur Ekinci imzalı çalışmada Hristofyas'ın 1960’larda Türklere yönelik katliamdan dolayı özür dilediği iddia edildi.

 

HRİSTOFYAS, TÜRKLER’DEN  ÖZÜR DİLEDİ 

2008 yılında GKRY’de sol parti AKEL’in lideri Dimitris Hristofyas’ın cumhurbaşkanı seçilmesi iki taraf arasındaki ilişkilere olumlu yansıdı. Hristofyas, 1960’larda Türklere yönelik katliamdan dolayı özür dilediği gibi, Türk tarafının ısrarlarına rağmen kaldırılmayan Lokmacı Barikatı’nın karşılıklı geçişlere açılmasını kabul etti.

Hristofyas ve KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın iki bölgeli ve iki toplumlu devlet temelinde yeniden başlattıkları çözüm müzakereleri BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer’in arabuluculuğunda yürütülürken BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon da müzakerelerde zaman zaman bizzat yer aldı. Taraflar arasındaki görüş ayrılıkları ve GKRY’nin AB dönem başkanlığı gibi sebeplerle inişli-çıkışlı ve aralıklı biçimde devam eden bu süreç, 13 başta Türkiye olmak üzere uluslararası toplumun desteğiyle ilerledi ve 2014 yılı başlarında iki tarafın ortak bir mutabakat metni imzalamalarıyla önemli bir noktaya geldi.

 

İŞTE SETA'nın KIBRIS RAPORU 

 

FEDERAL ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ

 

MAYIS 2014 SAYI: 94

BİRLEŞİK KIBRIS İÇİN “SON ŞANS” FEDERAL ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ

ANALİZ

FURKAN ŞENAY • MEHMET UĞUR EKINCI

Katkıda Bulunan

ZEYNEP SARIBAŞ

 

YAZAR HAKKINDA

Furkan ŞENAY

SETA’da Dış Politika Direktörlüğünde Araştırma Asistanı olan Şenay, İstanbul Bilgi Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Avrupa Çalışmaları alanlarında lisans eğitimini tamamlamış, İstanbul Bilgi Üniversitesi Avrupa Etüdleri alanında yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Washington

DC ve Kahire’de stajyer olarak bulunan Şenay, Londra Üniversitesi SOAS Enstitüsü ve Bologna Üniversitesi Balkan Enstitüsü’nün yanı sıra Avrupa’da çeşitli projelere katılmıştır. Araştırma alanları arasında Türk dış politikası, Türkiye - AB ilişkileri, Avrupa siyaseti, güvenlik ve dış politikası bulunmaktadır.

Mehmet Uğur EKİNCİ

SETA’da Dış Politika Direktörlüğünde Araştırmacı olan Ekinci, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans, Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Ohio State Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’nde doktora dersleri aldıktan sonra doktorasını Londra Üniversitesi SOAS Siyaset ve Uluslararası Çalışmalar Bölümü’nde tamamladı. Araştırma alanları arasında güncel Balkan politikaları, Avrupa siyaseti, iç siyaset-uluslararası siyaset bağlantıları, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri dış politikası ve siyasi tarihi bulunmaktadır.

7

setav.orgBİRLEŞİK KIBRIS İÇİN “SON ŞANS”: FEDERAL ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ

Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında başlayıp gitgide kronik bir sorun hâline gelen Kıbrıs konusu hem adadaki tarafların yaşamlarını hem de Türkiye’nin dış politikasını

derinden etkilemiştir. Adadaki Türk ve Rum halkının zamanla kültürel ve siyasi olarak birbirinden uzaklaşması çözümü gitgide daha zor hâle getirmiş, taraflar arasında yıllarca süren müzakereler sonuçsuz kalmıştır.

Kıbrıs’ta Birleşmiş Milletler’in benimsediği iki bölgeli ve iki toplumlu birleşik

devlet esasına dayalı bir çözüme ulaşılması yolunda son yıllarda önemli ilerlemeler

kaydedildi. 2008’den beri Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğunda yürütülen

çok sayıda görüşmenin ardından taraflar arasında Şubat 2014’te tarihi bir mutabakat metni imzalandı ve doğrudan müzakereler hâlen devam ediyor. KKTC’nin 2004’teki Annan Planı referandumundaki görüşleriyle örtüşen bir biçimde devam ettirdikleri çözüme yönelik olumlu tavır, GKRY’de son yıllarda değişen siyasi ve ekonomik dinamikler sayesinde Rum siyasetçilerinden de destek bulmaya başladı. Ayrıca Doğu Akdeniz’de kayda değer doğalgaz kaynaklarının keşfedilmesi ve çıkarılacak doğalgazın Batı’ya nakledilmesinde Kıbrıs’ın kilit bir pozisyonda bulunması dolayısıyla uluslararası toplumun Kıbrıs sorununun çözümüne

yönelik daha fazla ilgi gösterdiği gözlemleniyor. Türkiye de Annan Planı’nda

olduğu gibi sorunun çözümü için yoğun bir diplomasi faaliyetiyle destekte bulunuyor. Kısacası, Kıbrıs sorununun çözümü için bugün gerek adada, gerekse uluslararası arenada gayet elverişli bir hava mevcuttur. Öte yandan, geçmişteki benzer birçok teşebbüsün akamete uğraması yüzünden uluslararası toplumdaki genel görüş, mevcut müzakere sürecinin birleşik bir Kıbrıs için “son bir şans” olduğu yönündedir.

Kıbrıs’taki müzakerelerin siyasi boyutunun ana hatlarıyla ele alınacağı bu analizde,

meseleye doğrudan veya dolaylı etkisi olan aktörlerin pozisyonları incelenecek ve çözüm sürecinin bugünü ve geleceği üzerine değerlendirmelerde bulunulacaktır.

ÖZET

Geçmişteki benzer birçok teşebbüsün akamete uğraması yüzünden uluslararası toplumdaki genel görüş, mevcut müzakere sürecinin birleşik bir Kıbrıs için “son bir şans” olduğu yönündedir.

8

ANALİZ setav.org

GİRİŞ

Kıbrıs’ta yaklaşık 50 yıldır devam eden bölünmüşlük

halinin giderilmesi ve siyasi birliğin yeniden kurulması yolunda bugün yeni bir aşamaya gelindi.

Tarafların çözüme yönelik karşılıklı olumlu tavırları ve uluslararası aktörlerin arabuluculuk çabalarıyla

yakın bir gelecekte federal bir çözümün gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu görülüyor.

Adadaki mevcut durum, meseleye taraf olan her aktör için elverişsiz bir durum meydana getiriyor.

Sorunun devamından en çok muzdarip olan kesim ise Kıbrıslı Türklerdir. Bugüne kadar Türkiye’nin siyasi ve ekonomik desteğiyle ayakta

kalmış olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından

tanınmaması yüzünden adadaki Türkler yıllardır uluslararası ambargolar altında siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel izolasyona maruz durumda bulunmaktadırlar. Adil bir çözüm ile yeniden uluslararası toplumla bütünleşme isteği, Kıbrıslı Türkler arasında 2000’li yılların başlarından

itibaren açıkça öne çıkmaktadır.

Kıbrıslı Rumlara gelince, her ne kadar uluslararası

arenada adanın meşru temsilcisi olarak kabul edilseler de, adanın kuzeyi üzerinde hiçbir tasarruflarının bulunmaması ve birçok Rumun kuzeyde mülklerinin bulunması bu yönetim üzerinde

Aynı zamanda Türkiye tarafından tanınmamanın

da GKRY üzerinde yarattığı dezavantajlar

mevcuttur. Son yıllarda gösterdiği siyasi ve ekonomik istikrara bağlı olarak dış ticaret ve yatırımlarında

büyük artış gözlenen Türkiye ile kurulacak

ticari ve ekonomik ilişkilerin GKRY’ye mevcut krizi aşmada olumlu katkı yapacağı açıktır.

Bu yüzden GKRY, Türkiye’den limanlarını Kıbrıslı Rumlara açmasını ısrarla istemekte, fakat Türkiye kendisini meşru bir yönetim olarak görmediğinden

bunu kabul etmemektedir.

Kıbrıs sorununun devam etmesi Türkiye için de oldukça olumsuz bir durum yaratmaktadır. Avrupa Birliği’ne tam üyelik için onyıllardır zorlu bir süreç geçirmiş ve önemli mesafe kat etmiş olan Türkiye’nin önünde bugün en büyük engel olarak Kıbrıs sorunu durmaktadır. Türkiye’nin tanımadığı

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) birliğe tam üye olması bu durumu daha da karmaşıklaştırmıştır.

GKRY’nin üyeliğinden sonra Türkiye’nin bu yönetimle ilişkilerini normalleştirme

talebi AB tarafından bir şart olarak öne sürülmekte

ve bunun gerçekleşmemesi Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin önünü tıkamaktadır.

Son yıllarda Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon

rezervleri sayesinde Kıbrıs uluslararası gündemde daha fazla yer almaya başladı. Hem kendi karasularındaki doğalgazı üretip pazarlayabilecek,

hem de Levant karasularındaki nispeten daha geniş kaynakların batıya naklinde bir koridor

sağlayabilecek durumdaki Kıbrıs’ın özellikle enerji alternatiflerini artırma ihtiyacında olan Avrupa için stratejik önemi arttı. Fakat Kıbrıs sorunu,

adannın enerji konusunda bir uluslararası işbirliğine gitmesinin önünde bir engel teşkil ediyor.

Adanın tamamına ait olan kaynakların kullanımında

ve enerji gelirinin paylaştırılmasında Rum yönetiminin tek karar mercii olması Türkiye tarafından kabul edilmediği gibi GKRY’nin gerek adadaki Türkler gerekse Türkiye ile müzakere etmeksizin

belirlediği münhasır ekonomik bölgeler de hâlen tartışmalı durumdadır. Bu aktörler arasında

ilişkilerin normalleşmesinin enerji alanında

9

setav.orgBİRLEŞİK KIBRIS İÇİN “SON ŞANS”: FEDERAL ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ

atılacak adımları kolaylaştıracak ve hızlandıracak olması, gerek ekonomik sorunlarla boğuşmakta olan GKRY’de, gerekse uluslararası kamuoyunda Kıbrıs sorununun çözülmesine yönelik istek ve iradeyi olumlu yönde etkilemektedir.

Uluslararası toplumun desteklediği ve herkes

için kazançlı neticeler doğuracak olan federal çözümün ana hatları üzerinde Kıbrıslı Türkler ve Rumlar bugün anlaşmış durumdalar. Bununla

beraber, çözümün içeriği hakkında hâlâ anlaşmazlıklar

devam ediyor. Daha da önemlisi, adadaki taraflar arasında tarihten beri süregelen şüpheler çözümün detayları konusundaki anlaşmazlıkların

giderilmesini ve orta yolda buluşulmasını

zorlaştırıyor. Bu sebeple taraflar arasında zaman zaman sürece dair karamsar ifadeler kullanıldığı

görülüyor. Ayrıca özellikle Rum kesiminde

muhalefet partileri sürecin ana hatları üzerinde

bazı noktalara itiraz etmeye devam ediyorlar. Bu koşullar altında sürdürülen müzakerelerin ne zaman sonuca ulaşacağı, nasıl bir nihai metnin ortaya çıkacağı ve, hepsinden önemlisi, nihai metin

referanduma sunulduğunda halkların ne yönde

oy kullanacakları hâlâ belirsizliğini koruyor.

Kıbrıs sorununda ve çözüm müzakerelerinde

gelinen noktanın iyi anlaşılabilmesi için sorunun

tarihçesinin ve bugünkü yerel ve bölgesel konjonktürün beraberce düşünülüp değerlendirilmesi

gerekmektedir. Bu amaçla hazırlanan bu çalışmada, öncelikle Kıbrıs sorununun tarihçesi ele alınacak, daha sonra bugünkü müzakerelerin nasıl ilerlediği, adadaki iki tarafın siyasi aktörlerinin

meseleye ve çözüme nasıl baktıkları ve uluslararası

toplumun konuya yönelik ilgisi incelenecektir.

Genel bir değerlendirmenin sunulacağı sonuç kısmında ise ayrıca geleceğe dair birtakım öneriler ve öngörüler ortaya konacaktır.

ARKAPLAN

2004 Referandumuna Kadar Durum

İkinci Dünya Savaşı sonrasında sömürge yönetimlerinin

sona ermesi, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Kıbrıs’ta da bir güç ve paylaşım sorunu

meydana getirdi. İngiltere’nin Kıbrıs’tan ayrılmaya

karar vermesinin ardından adanın geleceği hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştı. Milliyetçi Rumlar Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması (enosis)

yolunda örgütlü bir hareket başlatırken buna karşılık Türkler arasında adanın bölünmesi fikri yaygınlaşmaya başladı. Uluslararası toplumda ise Rum ve Türklerin beraber yaşayacakları tek bir devletin kurulması fikri ağır bastı. Nihayet 1959 yılında imzalanan Zürih ve Londra Anlaşmaları

ile adada yaşayan iki toplumun da haklarının korunacağı bir bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulması

kararı alındı. 16 Ağustos 1960 tarihinde resmen kurulan bu devletin yürütme gücü Rum toplumu tarafından seçilen bir Rum Cumhurbaşkanı,

Türk toplumu tarafından seçilen bir Türk Cumhurbaşkanı yardımcısı ile yedi Rum ve üç Türk olmak üzere on kişilik bir Bakanlar kurulundan

oluşmaktaydı. Meclis’te alınacak kararlarda

azınlıkta olan Türk milletvekillerinin de bir kısmının oyu gerekiyordu. Dışişleri, savunma ve güvenlik konularında alınan kararlarda başkan ve yardımcısının veto hakları vardı. Kurucu anlaşmalarda

ayrıca İngiltere, Yunanistan ve Türkiye devletlerine Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde günümüzde

de devam eden garantörlük hakkı tanındı. Buna göre adanın bağımsızlığı veya anayasal düzeni

ihlal edildiği takdirde bu devletler adaya birlikte

veya tek taraflı olarak müdahale edebilecekti.

Böylece uluslararası bir uzlaşı ile Türkiye hem Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını önlemiş hem de Kıbrıslı Türklerin güvenlik ve hakları güvence altına alınmıştı. Ancak enosis’i gerçekleştirmek isteyen

Rum milliyetçileri, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bu amaç doğrultusunda bir sıçrama tahtası olarak görmekteydiler. Bu yüzden yeni kurulan devlette

iki toplumun uzun süre uyum içinde yaşayamayacakları

henüz birkaç sene içinde belli oldu. Kendisi de uzun vadede Kıbrıs’ın Yunanistan ana karasıyla birleşmesi ülküsüne sahip Cumhurbaşkanı

Başpiskopos III. Makarios, 1963 yılında siyaset ve idarede Türklerin etki ve nüfuzunu za10

ANALİZ setav.org

yıflatacak 13 maddelik bir anayasa değişikliği paketi

önerisinde bulundu.1 Türklerin aleyhlerine yapılacak düzenlemelere karşı çıkması üzerine, ülkede 1950’li yıllardan beri enosis hedefine yönelik

faaliyet gösteren fanatik Rum örgüt EOKA (Kıbrıslıların Milli Mücadele Örgütü), Türkleri hedef alan şiddet eylemlerine başladı. Özellikle 21 Aralık 1963 tarihinde Lefkoşa’da gerçekleşen saldırılar “Kanlı Noel” olarak tarihe geçti. Bu saldırılardan

sonra Türkler adanın belli bölgelerine

çekilerek bir arada yaşamaya başladılar ve iki etnik grup böylece fiilen bölündü. Rumların

Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları yerlere yönelik saldırılarının artması üzerine adaya garantör olarak müdahale etmek isteyen Türkiye’ye ABD Başkanı Lyndon Johnson sert bir uyarıyla

karşı çıktı. Birleşmiş Milletler adaya küçük bir barış gücü (UNFICYP) göndererek durumu yatıştırmaya çalıştı. Fakat adadaki bölünmüşlük, gerginlikler ve zaman zaman çatışmalar devam etti. Kendi bölgelerine çekilen Türklere Rumların

eline geçen yönetim ekonomik ambargolar uyguladı.2 Başta ABD ve İngiltere olmak üzere arabulucuların teşvikleriyle bir araya gelen Kıbrıslı

Türk ve Rum temsilcilerin görüşmelerinden bir sonuç çıkmadı.

Özelikle Yunanistan’da albaylar cuntasının 1968’de yönetimi ele geçirmesinin ardından enosis

konusundaki söylemlerini yumuşatan ve cunta ile arası bozulan Cumhurbaşkanı Makarios, 15

1. “Makarios’un değiştirilmesini istediği 13 anayasa maddesi

için bkz. http://www.brt.gov.nc.tr/haberler/haber/sagmenu/belgeler/13madde.htm

2. Andrew Borowiec, The Mediterranean Feud (Praeger, New York:1983), s. 155-6.

Temmuz 1974 tarihinde bir darbeyle cumhurbaşkanlığından

indirildi. Yerine EOKA’nın lideri Nikos Sampson geçti. Türkiye hükümeti, adanın

anayasal rejiminin tehlike altında olduğunu ve Türklere yönelik bir katliamın başlayabileceği ihtimalini vurgulayarak bir uluslararası müdahale için harekete geçti. Evvela müdahalenin beraber yapılması için bir diğer garantör devlet İngiltere’nin

desteği arandı; fakat İngiltere müdahalede

fiilen yer almayı veya üslerinin kullandırmayı reddetti. Bunun üzerine Türkiye, 20 Temmuz 1974 sabahı Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başlattı.

İlk aşaması iki gün süren harekâtın ardından garantör devletler bir araya geldi. Türkiye, adada iki grubun artık bir arada yaşayamayacağını öne sürerek iki bölgeli federal bir yapı kurulmasını isterken

Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar darbeden önceki durumun devamını savundular. Görüşmelerden

bir sonuç çıkmayınca Türkiye harekâtı yeniden başlattı ve adanın yüzde 37’sine hakim oldu. Böylece Kıbrıs’ta bugünkü sınırlara ulaşıldı.

Adanın kuzeyine yerleşen Türkler, artık Rumlarla bir arada yaşamanın mümkün olmadığı

fikriyle Kıbrıs’ta federal bir devlet yapısı kurulmasını

savunmaya başladı. Buna yönelik bir adım olarak 1976 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edildi. Federal çözümün Rumlarca reddedilmesi ve görüşmelerin bir yere varmaması,

Türklerin 1983 yılında bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) kurması ile sonuçlandı.

Türkiye dışında hiçbir ülke KKTC’yi tanımazken, adanın kuzeyiyle fiilen bağları tamamen

kopmuş bulunan güneydeki Rum yönetimi (GKRY), uluslararası arenada Kıbrıs Cumhuriyeti’nin

resmi temsilcisi olarak tanınmaya devam etti. Dünyadan izole olmuş durumdaki Kıbrıslı Türklerin yaşayabilmesi için Türkiye KKTC’ye devamlı olarak siyasi ve ekonomik destek verdi. Ayrıca adadaki Türk nüfusunda 1963 olaylarından

itibaren dışarıya göçler sonucu meydana gelen azalma, çok sayıda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının KKTC’ye yerleşmesiyle az da olsa dengelenmiş oldu.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında sömürge yönetimlerinin sona ermesi, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Kıbrıs’ta da bir güç ve paylaşım sorunu meydana getirdi.

11

setav.orgBİRLEŞİK KIBRIS İÇİN “SON ŞANS”: FEDERAL ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ

1990’da Avrupa Topluluğu’na tam üyelik için başvuran GKRY’de Cumhurbaşkanı Glafkos Kliridis, bundan böyle önceliklerinin adada çözüm

yerine AB üyeliği olacağını açıkladı. 1995 yılına gelindiğinde GKRY üyelik müzakerelerine başlarken Türkiye’de buna karşı tepkiler AB ile aynı yıl içinde Gümrük Birliği anlaşmasının imzalanmasına

da bağlı olarak cılız kaldı.

Annan Planı

1990’lı yılların sonlarında, dönemin BM Genel

Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs’taki tarafların kapsamlı bir çözüme ulaşmalarını sağlayacak bir müzakere zemini oluşturulması için arabuluculuğa

başladı. Ana çerçevesi BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı bir dizi kararla çizilen bu süreç, iki taraf liderlerinin dolaylı ve doğrudan görüşmeleriyle başladı. Müzakerelerin aralıklarla birkaç sene devam etmesinin ardından kapsamlı bir siyasi çözümü öngören Annan Planı, 11 Kasım

2002’de BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Àlvaro de Soto tarafından açıklandı. Tarafların bu planı kabul etmiş olmamalarına rağmen bir ay sonra yapılan AB Kopenhag Zirvesi’nde Kıbrıs’ın 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye üye olacağı kesinleşti.

Zirvenin sonuç metninde, tarafların üyelikten

önce soruna çözüm bulmaları istendi ve aksi takdirde AB müktesebatının kuzeyde uygulanmayacağı,

yani KKTC’nin fiilen AB’nin dışında kalacağı vurgulandı.3

Görünüşe göre AB, ekonomik ve siyasi bakımdan

dünyayla bütünleşmek için Kıbrıslı Türklere

kaçırıldığı zaman bedeli ağır olabilecek bir fırsat sunuyordu. Bununla beraber, KKTC’yi tanıyan

ve destekleyen tek ülke olan Türkiye de AB üyelik sürecinde müzakere tarihi almasının önündeki

en büyük engel durumundaki Kıbrıs sorununun

bu şekilde halledilmesine olumlu bakıyordu. Türkiye’de Kasım 2002 seçimleriyle iktidara gelen AK Parti hükümeti, böylelikle hem Kıbrıslı Türk3.

Council of The European Union, “Presidency Conclusions”, Copenhagen,

12-13 Aralık 2002, http://www.consilium.europa.eu/ueDocs/cms_Data/docs/pressData/en/ec/73842.pdf

lerin hem de Türkiye’nin AB’ye girişinin hızlandırılması

adına Annan Planı’na destek verdi.

Şubat 2003’te GKRY’de yapılan cumhurbaşkanlığı

seçiminde plana karşı olan Tasos Papadopulos’un

cumhurbaşkanlığına gelmesiyle müzakerelerde pürüzler arttı. Keza KKTC Cumhurbaşkanı

Rauf Denktaş’ın da planın temel konularına dair olumsuz bir tavrı mevcuttu. Bu şartlar altında uluslararası toplum ve Türkiye’nin baskılarıyla taraflar masada kalmaya devam etti. KKTC’de yıl sonunda yapılan genel seçimlerde Annan Planı taraftarı Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin

(CTP) iktidara gelmesinin ardından Türkiye’nin

talebiyle müzakerelerde KKTC’yi Cumhurbaşkanı

Denktaş yerine dönemin başbakanı Mehmet Ali Talat temsil etmeye başladı. 2004 yılının Mart ayı sonlarına kadar yoğun bir biçimde

yürütülen görüşmelerin sonucunda adanın iki tarafında halkoyuna sunulmak üzere plana son şekli verildi. Planın 31 Mart 2004 tarihli son metni, özetle iki eşit kurucu devletten oluşan bir federal Kıbrıs Cumhuriyeti öngörüyordu. Buna göre federal hükümetin anayasasının yanısıra iki bölgenin de kendi anayasaları olacaktı. Devlet

başkanı ve başkan yardımcısı iki ayrı halkın temsilcilerinden seçilecek ve bu kişiler 12 aylık görev süresinin ardından makamlarını birbirlerine

devredeceklerdi. İki kamaralı meclisin parlamento

kanadı çoğunluğa göre seçilirken senatoda Rum ve Türkler eşit sayıda temsil edileceklerdi. Meclis’te karar alımında senatoda iki toplumun da belli oranda müspet oyu gerekli olacaktı. İki kurucu devlet arasındaki sorunları da çözecek olan ülkenin yüksek mahkemesinde ise eşit sayıda

Türk ve Rum üyelerin yanısıra yabancı üyeler de bulunacaktı. Türkiye, adadaki askeri varlığını en geç 2018 yılına kadar tamamen geri çekecek, ayrıca Türklerin yaşadığı çok sayıda köy kademeli olarak Rum yönetimine bırakılacaktı.

Plan, 24 Nisan 2004 günü KKTC ve GKRY’de

referanduma sunuldu. İki tarafta da yüzde 88’e yakın katılımın olduğu referandumda Kıbrıslı

Türklerin yaklaşık yüzde 65’i Annan Planı

12

ANALİZ setav.org

için “evet” oyu kullanırken Rumların yüzde 76’sı plana “hayır” dedi. Böylece beş yılı aşkın süredir devam eden müzakereler sonuçsuz kaldı ve Kıbrıs

Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye resmen üye oldu.

Annan Planı her ne kadar iki tarafın talepleri

arasında dengeli bir çözüm önerisi olsa da referandum sonuçlarını belirleyen faktör, mevcut siyasi ve ekonomik konjonktür oldu. Kıbrıslı Türkler arasında milliyetçi kesimlerin endişeyle baktığı şartlar karşısında AB üyeliği, uluslararası ambargoların kalkması ve daha müreffeh

bir yaşam arayışı ağır bastı. Öte yandan GKRY’nin adanın tümünü temsilen AB’ye üye olacağı referandumdan çok daha önce kesinleştiğinden

Rumlar için Annan Planı’nın sunduğu şartları kabul etmeye zorlayacak siyasi veya ekonomik

bir baskı ortada yoktu. Dolayısıyla güvenlik

(diğer bir deyişle Türkiye’den gelebilecek olası müdahaleler), mülkler, Kıbrıs’a sonradan gelen Türk yerleşimcilerin durumu ve çözümün hukuki altyapısı (diğer bir deyişle 1974 harekâtının

meşruiyeti) gibi konularda planı yetersiz bulan Rumlar planı reddettiler.4

Referandum Sonrası

Kıbrıs’ta Türklerle Rumların yeniden birleşmeleri için o ana kadar gelinen en ileri nokta olan Annan

Planı’nın Rumların oyuyla reddedilmesi ve GKRY’nin bütün adayı temsilen AB’ye girmesi Kıbrıs Türk toplumu için büyük bir hayal kırıklığı

yarattı. Brüksel’in referandumdan sonra Kıbrıslı Türklere uluslararası toplumla bütünleşmeleri

ve ekonomik kalkınmaları için destekte bulunacağına yönelik taahhüdüne5 rağmen adadaki

Türkler üzerindeki uluslararası izolasyon bü4.

Kıbrıslı Türk ve Rumların referandumda kullandıkları oyların gerekçelerine dair kamuoyu yoklamaları hakkında bkz. Alexandros Lordos, “Rational Agent or Unthinking Follower? A Survey-Based Profile Analysis of Greek Cypriot and Turkish Cypriot Referendum Voters”, http://www.cypruspolls.org/RationalOrUnthinking.pdf

5. “Commission Proposes Comprehensive Measures to end Isolation

of the Turkish Cypriot Community”, European Comission Press Releases Database, Brussels, 7 Temmuz 2004.

yük ölçüde devam etti. Referandumdan sonra AB, Kıbrıslı Türklere hukuk, ticaret, sağlık, gıda, enerji ve çevre gibi alanlarda gerekli standartların

yakalanması için maddi destek sağlamasına ve öğrenci ile öğretmenlere AB üyesi ülkelerde eğitim imkânı tanımasına karşın6 Kıbrıslı Türkler

bu alanlarda asıl desteği Türkiye’den almaya devam etti.7 Ayrıca her ne kadar özel sektörün desteklenmesi için AB’nin yaptığı birtakım çalışmalar

olsa da küresel ekonomiden tecrit edilmiş

olan KKTC’de özel sektör yeterli ticari alanı bulamamaya ve gençler için devlet kurumlarında çalışmak dışında ciddi bir seçenek ortaya çıkmamaya

devam etti. Dolayısıyla devlet dışında iş imkanı bulamayan kalifiye gençler Türkiye’ye ve başka ülkelere göç etmeyi tercih ettiler.

Bölünmüş durumdaki Kıbrıs’ın resmen AB’ye girmiş olması Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini

de olumsuz etkiledi. 2004 genişlemesinin ardından Türkiye AB ile bir ek protokol imzalayarak

Ankara Anlaşması’nın gerekliliklerini AB’nin yeni üyelerine de uygulayacağını taahhüt etti. Ancak

bunu yapmak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmen tanınacağı anlamına geldiğinden Türkiye aynı zamanda bir deklarasyon yayınlayarak Rum makamlarını

Kıbrıs’ın tamamının temsilcisi olarak görmediğini ve adada kapsamlı bir çözüm bulununcaya

dek Kıbrıs politikasını değiştirmeyeceğini belirtti.8 Buna karşılık AB de bir karşı deklarasyon yayınlayarak Türkiye’nin imzaladığı ek protokolden

kaynaklanan hukuki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.9

2005 yılında AB’ye üyelik müzakerelerine başlayan Türkiye, sürecin sekteye uğramaması

için Kıbrıs konusunda yoğun bir diplomasi

6. “Closer to the European Union: EU Assistance to the Turkish Cypriot Community”, doi 10.2794/5373.

7. Tozun Bahcheli ve Sid Noel, “The Quest for a Political Settlement

in Cyprus: Is a Dyadic Federation Viable?”, Publius, c. 44, no: 2 (2014), s. 13.

8. “Türkiye´nin Kıbrıs´la İlgili Deklarasyonu, 29 Temmuz 2005”, http://www.mfa.gov.tr/turkiye_nin-kibris_la-ilgili-deklarasyonu_-29-temmuz-2005.tr.mfa

9. “AB Konseyi Karşı Deklarasyon Metnini Kabul Etti”, İKV web sitesi.

13

setav.orgBİRLEŞİK KIBRIS İÇİN “SON ŞANS”: FEDERAL ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ

trafiği yürüttü. Bir taraftan Türkiye KKTC hükümetinin

Rum tarafına yönelik güven artırıcı açılımlarını desteklerken diğer taraftan dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 2005 ve 2006 yıllarında

ortaya koyduğu eylem planı teklifleriyle Türkiye’nin hava ve deniz limanlarını Rumlara açması karşılığında KKTC’nin AB iç pazarına dâhil edilmesini, dünyanın geri kalanı ile doğrudan

ticaret yapabilmesini ve uluslararası sportif ve kültürel etkinliklere katılabilmesini önerdi.10 Türkiye’nin çözüme yönelik attığı bu adımlar GKRY tarafından reddedildi. Girişimlerin sonuçsuz

kalması üzerine AB Dışişleri Konseyi, Türkiye’nin GKRY’ye limanlarını açmayarak ek protokolün şartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle

35 müzakere faslından sekizini askıya aldı. Daha sonra GKRY hükümeti ve Nicholas Sarkozy’nin

cumhurbaşkanlığına gelmesinden sonra Fransa hükümeti toplam 11 faslına blokaj koymak

suretiyle Türkiye’nin üyelik sürecinin adeta fiilen durmasına sebep oldu.11

2008 yılında GKRY’de sol parti AKEL’in lideri Dimitris Hristofyas’ın cumhurbaşkanı seçilmesi iki taraf arasındaki ilişkilere olumlu yansıdı. Hristofyas, 1960’larda Türklere yönelik katliamdan dolayı özür dilediği gibi, Türk tarafının

ısrarlarına rağmen kaldırılmayan Lokmacı Barikatı’nın karşılıklı geçişlere açılmasını kabul

  1. 12 Hristofyas ve KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın iki bölgeli ve iki toplumlu devlet temelinde

yeniden başlattıkları çözüm müzakereleri BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer’in arabuluculuğunda yürütülürken BM Genel Sekreteri

Ban Ki Moon da müzakerelerde zaman zaman

bizzat yer aldı. Taraflar arasındaki görüş ayrılıkları

ve GKRY’nin AB dönem başkanlığı gibi

10. “Kıbrıs Konusunda Türkiye’nin Yeni Açılımı”, TC Dışişleri Bakanlığı web sitesi, http://www.mfa.gov.tr/kibris-konusunda-turkiye_

nin-yeni-acilimi-.tr.mfa.

11. “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Katılım Müzakerelerinde Son Durum”, http://www.ikv.org.tr/images/upload/data/files/muzakerelerde_

son_durum(1).pdf

12. “Liderler anlaştı, barikat yıkılıyor”, ntvmsnbc.com, 23 Mart 2008.

sebeplerle inişli-çıkışlı ve aralıklı biçimde devam eden bu süreç,13 başta Türkiye olmak üzere uluslararası

toplumun desteğiyle ilerledi ve 2014 yılı başlarında iki tarafın ortak bir mutabakat metni imzalamalarıyla önemli bir noktaya geldi.

MÜZAKERELERİN BUGÜNKÜ DURUMU

Mutabakat Metni ve Devam

Eden Görüşmeler

KKTC ve GKRY’nin üzerinde mutabık kaldığı ortak metin, 11 Şubat 2014’te kamuoyuna açıklandı.

14 Metinde mevcut durumun kabul edilemez

olduğunun altı çizilerek BM’nin öngördüğü üzere siyasi eşitlik temelinde, iki toplumlu ve iki bölgeli bir birleşik Kıbrıs devleti kurulması yönünde

yapılandırılmış müzakerelere başlanacağı bildirildi. Ortak metne göre, kurulması düşünülen

devlet, BM ile AB üyesi olarak tek bir uluslararası

hukuki kimliğe ve Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı

Türklerden eşit olarak kaynaklanan tek bir uluslararası egemenliğe sahip olacak. Vatandaşlar ise birleşik Kıbrıs vatandaşlığının yanısıra Kıbrıs Cumhuriyeti’ni oluşturan iki devletten (constituent

state)15 birinin vatandaşlığına da sahip olacak.

13. Müzakereler hakkında bilgi için bkz. http://www.uncyprus�talks.

org/

14. Metnin İngilizce orijinali ve Türkçe çevirisi için bkz. ““Ortak Metin”in Türkçesi Kıbrıs Postası’nda”, Kıbrıs Postası, 11 Şubat 2014.

15. ‘Constituent state’ ifadesinin “kurucu devlet” olarak düşünülmesine

KKTC’yi bir devlet olarak tanımayan Rum tarafı karşı çıkmaktadır:

“Yeni çözüm, yeni plana ve yeni bir haritaya dayanacak”, Kıbrıslı Türk Müzakereci Kudret Özersay ile söyleşi, Kıbrıs Gaze�tesi,

12 Mayıs 2014. Bunun yerine bu ifade, federal devletin iki biriminden biri şeklinde yorumlanmaktadır.

Annan Planı her ne kadar iki tarafın talepleri arasında dengeli bir çözüm önerisi olsa da referandum sonuçlarını belirleyen faktör, mevcut siyasi ve ekonomik konjonktür oldu.

14

ANALİZ setav.org

Birleşme yolunda yapılacak müzakerelerde taraflar güven artırıcı uygulamalarla çözüm odaklı hareket edecekler ve iki taraf arasında kapsayıcı bir mutabakat oluştuğunda çözüm Türklerin ve Rumların halkoyuna sunulacak.

Yürütülecek müzakerelere ve kurulacak federal

devlete dair esasları ortaya koyan mutabakat

metninin imzalanmasının ardından KKTC müzakerecisi Kudret Özersay’ın Atina’yı ve GKRY müzakerecisi Andreas Mavroyannis’in Ankara’yı ziyareti ile gerçekleşen çapraz görüşmeler

yoluyla ada üzerindeki iki garantör devlet ile adadaki taraflar arasında doğrudan görüşmeler

yoluyla karşılıklı güvenin artırılması hedeflendi.

Bununla beraber taraflar arasında halen altı ana başlık üzerinde detaylı ve yoğun müzakereler

yürütülüyor:

1. Güç Paylaşımı ve Yönetim: Federal devlette yönetimin hangi esaslar üzerine kurulacağı ve idarenin taraflar arasında nasıl paylaşılacağı;

2. AB Üyeliği: Kuzeyin AB üyeliği ile oluşacak yeni şartlara adapte edilmesi;

3. Ekonomi: Ortak ekonomi politikalarının belirlenmesi;

4. Mülkiyet: Mülkiyet rejiminin AB müktesebatıyla

uyumlu hâle getirilmesi;

5. Toprak: Türk tarafından eski mülk sahibi olan Rumlara bırakılacak topraklar;

6. Garantörlük: Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin

garantörlük haklarının yeniden düzenlenip

düzenlenmeyeceği.

Bu konularda öncelikle bir tarama süreci gerçekleştirilirken bu aşama Mayıs 2014 başlarında

tamamlandı ve “özlü müzakereler” aşamasına

geçildi.16 Özlü müzakereler aşamasında somut öneriler, karşı öneri ve köprü kurucu önerilerle detaylara girmeden ana hatlarıyla kapsamlı bir çözüm anlaşması ortaya çıkarılabilmesi amaçlanıyor.

Bunun da başarıyla tamamlanması hâlinde en son aşamada taraflar neyi alıp neyi karşı tarafa bırakacaklarını belirleyecekler.17

Müzakerelerin ana başlıklarından olmamakla

birlikte, halen yerleşime kapalı olan askeri bir bölge durumundaki Maraş’ın Rum tarafına iadesi ve yerleşime açılması bugün en sık tartışılan konulardan

biri. Gerek GKRY hükümeti, gerekse uluslararası toplumdan Türkiye’ye bu yönde bir jest yapması için öneriler geliyor. Örneğin Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi, Türkiye’ye güven

artırıcı önlemler olarak Kıbrıs’tan askerlerini çekmesi ve Maraş’ı BM’ye devretmesi yönünde

çağrıda bulundu.18 Benzer şekilde, ABD’nin GKRY’deki büyükelçisi John Koenig, Maraş’ın Rumlara bırakılmasının “oyunun gidişatını değiştirebilecek”

önemli bir adım olacağını ifade etti.19 ABD’nin kapalı bölge Maraş’ın “yeşil kalkınma

modeli” bazında yeniden inşasına ilişkin çalışmanın finanse edilmesi kararı aldığı ve bunu açıklamak için uygun zamanı beklediği şeklinde

haberler basında yer aldı.20 Bunlara karşılık, KKTC hükümeti Maraş’ın açılmasının birçok konuda müzakereler gerektirdiğini, bunun da çözüm

için zaman kaybettirici olacağını, tali yollara sapılacağını ve çözüme odaklanmak gerektiğini, dolayısıyla bu konunun daha sonra ele alınması

16. “Kıbrıs’ta ‘özlü müzakereler’”, AlJazeera Türk, 13 Mayıs 2014.

17. “Kıbrıs’ta üç aşamalı yol haritası”,haberkibris.com, 1 Mayıs 2014.

18. Mehmet Levent, “Maraş Bütünlüklü Çözümün Parçası mı, Güven

Yaratıcı Önlem mi?”, Afrika Gazetesi, 7 Mart 2014.

19. Jean Christou, “Return of Varosha could be ‘game-changer’ says US ambassador”, Cyprus Mail, 27 Mart 2014.

20. “ABD Maraş için finansman hazırlığında”, kibrisgenctv.com, 23 Şubat 2014.

Brüksel’in referandumdan sonra Kıbrıslı Türklere uluslararası toplumla bütünleşmeleri ve ekonomik kalkınmaları için destekte bulunacağına yönelik taahhüdüne rağmen adadaki Türkler üzerindeki uluslararası izolasyon büyük ölçüde devam etti.

15

setav.orgBİRLEŞİK KIBRIS İÇİN “SON ŞANS”: FEDERAL ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ

gerektiğini vurguluyor.21 Türkiye’nin savunduğu görüş de Maraş konusunun tali bir konu olduğu ve ancak kapsamlı bir çözümün bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.

Enerji Fırsatları

Son birkaç yılda Kıbrıs’ta çözüm için oluşan olumlu havanın en önemli sebeplerinden biri, Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon rezervleri

oldu. Gerek Kıbrıs, gerekse İsrail, Lübnan

gibi ülkelerin karasularında keşfedilen bu kaynakların özellikle Avrupa’ya ihraç edilmesi noktasında Kıbrıs kilit bir coğrafi konumda bulunuyor. Son hesaplara göre Kıbrıs’ın güneyindeki

karasularında yer alan Afrodit Sahası’nda

yaklaşık 120 milyar metreküp doğalgaz bulunduğu tahmin ediliyor.22 İsrail karasularındaki

rezervler de hesaba katıldığında Doğu Akdeniz’deki tahmini toplam doğalgaz miktarı yaklaşık 1 trilyon metreküpe çıkıyor.23

GKRY ve İsrail, kendi karasularından istihsal

edilecek doğalgazın Batı’ya taşınması konusunda

fazlasıyla istekli oldukları halde Kıbrıs sorununun hala çözülememiş olmasının bu faaliyetler

önünde engel teşkil ettiği ortadadır. Zira Kıbrıs karasularındaki hidrokarbon kaynaklarının

ve adadan geçecek boru hatlarının Rumlar ve Türkler tarafından nasıl paylaşılacağı ve Türkiye,

Yunanistan ve GKRY’nin Ege ve Akdeniz’deki

yetki paylaşımı gibi konuların çözüme kavuşturulabilmesi Kıbrıs sorununun geleceğiyle doğrudan ilişkilidir. Bugüne kadar Kıbrıs karasularındaki

kaynakların adil paylaşımı konusunda

Türkiye’nin ve KKTC’nin yaptığı teklifler GKRY tarafından kabul edilmedi.24 GKRY hü21.

Sevil Erkuş, “Varosha should be part of comprehensive settlement,

Turkish Cyprus says”, Hurriyet Daily News, 18 Nisan 2014; “Özersay: Statüko Çatırdıyor”, Havadis Gazetesi, 31 Mart 2014.

22. Elias Hazou, “Gas estimates lowered”, Cyprus Mail, 2 Aralık 2013.

23. Micah D. Halpern, “Israel: Now a Gas Exporter”, Huffington Post, 28 Şubat 2014.

24. Örneğin bkz. “Doğalgaz krizine KKTC’den yeni öneri”, cnnturk.

com, 25 Eylül 2011; Nuh Yılmaz, “Kıbrıs’ta kesin çözüm için Rumlara 3 alternatifli plan”, Star, 28 Mart 2013.

kümetinin Kıbrıs kıta sahanlığında bulunan kaynakları

tek taraflı olarak kontrol etmek istemesi ve üçüncü ülkelerle enerji alanında işbirliği girişimlerinde bulunmasına Türkiye karşı çıkarak

Kıbrıs’ın enerji kaynaklarından ada halkının tamamının yararlanması gerektiğini savunmaktadır.

Bu konulardaki anlaşmazlıklar ve karşılıklı petrol ve doğalgaz aramaları zaman zaman Türkiye,

GKRY ve Yunanistan arasında gerginliklere sebep olmaktadır. Ayrıca münhasır ekonomik bölgelerin sınırları konusunda bu üç ülke arasında

hala bir anlaşma mevcut değildir.

Mevcut şartlar itibariyle Doğu Akdeniz’den

Kıbrıs yoluyla Avrupa istikametinde doğalgazın aşağıdaki yöntemlerle taşınabileceği öngörülmektedir:25

Kıbrıs’tan Yunanistan’a boru hattı çekilmesi: Yunanistan devletinin doğalgaz şirketi DEPA’nın

teklif ettiği bu proje, hattın AB’ye doğrudan bağlanacak olması sayesinde Türkiye’nin

by-pass edilmesini sağlayacak. Her ne kadar bu GKRY ve Yunanistan için siyasi

bakımdan avantajlı görünse de uzunluğu

1000 km’yi aşan ve derinden gitmesi gereken bir boru hattı olacağından maliyeti GKRY için çok yüksek.

Doğu Akdeniz’deki doğalgazın sıvılaştırılarak

gemilerle Avrupa’ya taşınması: Sıvılaştırılmış

doğalgaz (LNG) oldukça pahalı bir yatırım gerektiriyor. Yine de Kıbrıs’ta çözümün

gecikmesi ihtimaline karşılık GKRY hükümeti bu seçeneği ciddi olarak ele almaya

başladı.26

Kıbrıs’ın güneyindeki Afrodit Sahası’ndan çıkıp ada içinden geçerek Türkiye’ye ve Avrupa’ya

bağlanacak bir boru hattı: Maliyeti çok daha az olacak bu seçenek için öncelikle

Kıbrıs sorununun çözülmesi konusunda

25. Michael Emerson, “Fishing For Gas and More in Cypriot Waters”,

CEPS Policy Brief, no. 2 (Temmuz 2012).

26. Murat Utku, “Çözüm yoksa boru hattı da yok “, AlJazeera Türk, 21 Şubat 2014; “‘Important decisions’ on LNG termina”, incyprus.com.cy, 10 Mart 2014; “Doğalgaz şirketi Güney Kıbrıs’ta arazi arıyor”,

Kıbrıs Postası, 2 Nisan 2014.

16

ANALİZ setav.org

önemli bir yol kat edilmiş olması gerekiyor. Çözüm tam anlamıyla gerçekleşmese dahi adada karşılıklı güvenin sağlamlaşması bu seçeneği gündeme getirebilir ve adanın kuzey

ve güneyini bağlayacak bir boru hattının inşası birleşme için yapıcı bir etki yaratabilir.

Bu seçenekler arasında en az maliyetli olanı İsrail, Kıbrıs ve Türkiye arasında bir boru hattı çekilmesi olduğundan ekonomisi küresel krizden

büyük hasar gören GKRY içerisinde son zamanlarda Türkiye ile yakınlaşmaya yönelik daha olumlu bir irade ortaya çıkmaya başladı. 2013 yılı başlarında Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi

Başpiskoposu II. Hristosomos, milli çıkarlara

uygun olacaksa doğalgazın Türkiye üzerinden satılmasının yerinde olacağını ifade etti.27 Şubat 2013’te GKRY Cumhurbaşkanı seçilen Nikos Anastasiadis de bu seçeneğin değerlendirilmesinin

bölgedeki herkesin çıkarına olacağı, Kıbrıs’ta çözümü hızlandıracağı ve Doğu Akdeniz’de istikrarı

kuvvetlendireceği görüşünü defalarca ortaya koydu.28 Ayrıca enerji kaynaklarının Batı’ya taşınmasında

Türkiye ile işbirliği yapmak isteyen İsrail’in Türkiye ile ilişkilerini düzeltmeye yönelik

adımları ve bu alışverişte kendine yer arayan Avrupalı ve Amerikalı şirketlerin varlığı Kıbrıs sorununun çözülmesi için uygun bir uluslararası ortam meydana getiriyor.

Anastasiadis’in bu yapıcı tavrına rağmen GKRY hükümeti, bir yandan karasularında petrol

ve doğalgaz aramalarını sürdürürken diğer yandan enerji alanında bölge ülkeleriyle ortaklıklar

oluşturma yönünde çalışmalarını hızlandırdı.

2010 yılı sonlarında münhasır ekonomik bölgeleri üzerinde anlaşmaya varan GKRY ve İsrail hükümetleri, doğalgaz arama ve kullanımı

konusunda sürekli müzakere ve işbirliği içerisinde bulunuyor. Özellikle GKRY hükümetinin

girişimleriyle iki ülke arasında bir boru hattının çekilmesi ve Kıbrıs’ta karasal veya yüzer

27. Selim Sayarı, “‘Doğalgazımızı Türkiye satsın’”, ntvmsnbc.com, 28 Ocak 2013.

28. Örneğin bkz. “Kıbrıs’tan Türkiye’ye boru hattı sürprizi”, Hürriyet,

18 Şubat 2014.

bir doğalgaz yoğunlaştırma tesisinin kurulması gibi ihtimaller görüşülüyor.29 GKRY ile darbe sonrası dış politikasında keskin bir değişikliğe giden Mısır arasında da enerji alanında görüşmeler

yürütülüyor.30 GKRY’nin bu girişimlerine Yunanistan ve İtalya gibi Akdeniz ülkelerinden destek arayışları var.31 Yine de, Doğu Akdeniz’de Türkiye yok sayılarak atılacak adımların gerek ekonomik ve siyasi riskleri bulunduğundan taraflar

bu konuda çekingen adım atıyor. Ayrıca Türkiye’nin uluslararası enerji şirketlerine Kıbrıs sularında yatırım yapanlar Türkiye topraklarında

çalışamaz mesajı vermesi şirketler için önemli bir çekince unsuru durumunda.32

KIBRIS’TAKİ TARAFLARIN GÖRÜŞLERİ

Kıbrıslı Türkler

50 yıldır siyasi ve ekonomik izolasyon altında yaşayan

Kıbrıslı Türkler için uluslararası toplumla yeniden bütünleşmek en önemli öncelik durumunda.

Müzakerelerin çözümle sonuçlanması bunu sağlayacağından Kıbrıslı Türkler arasında buna genel olarak olumlu bir bakış hakim. KKTC’de

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, hükümet ortakları (Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler ve Demokrat Parti-Ulusal Güçler) ve ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi, siyasi eşitlik,

mutabakat metninde belirtilen şekilde inşa edilecek bir federal ortaklık üzerinde hemfikir durumdalar.33 Bununla beraber, onyıllardır süre29.

“Cyprus-Israel deal on hydrocarbon secrecy”, Cyprus Mail, 29 Nisan 2014.

30. “ Rum kesimi, Yunanistan ve Mısır arasında enerji toplantısı”

Habertürk, 23 Ekim 2013; “Mısır Petrol Bakanı Güney Kıbrıs’ta...”,

Kıbrıs Postası, 8 Şubat 2014.

31. “Rum kesimi, Yunanistan ve Mısır arasında enerji toplantısı”, Habertürk, 25 Ekim 2013.

32. “Türkiye’den, Kıbrıs’ta Petrol ve Gaz Arayan Şirketlere Rest!”, haber365.com, 19 Mayıs 2012; “Türkiye, İsrail ve Rumlara diz çöktürdü”, Star, 12 Şubat 2014.

33. “Özersay: Harita ve rakamı bu aşamada müzakere etmemiz söz�konusu

değil”, Kıbrıs Postası, 4 Mart 2014; “Eroğlu: ‘Biz de Kıbrıs’ın

sahibiyiz’”, Kıbrıs Postası, 7 Mart 2014; “İşte CTP-BG - DP-UG Hükümeti Programı!”, Kıbrıs Postası, 6 Eylül 2013; “Kıbrıs’ta bir çözüm olacaktır”, Kıbrıs Gazetesi, 27 Şubat 2014.

17

setav.orgBİRLEŞİK KIBRIS İÇİN “SON ŞANS”: FEDERAL ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ

gelen müzakerelerden Türk halkı için somut bir netice çıkmış olmamasından dolayı KKTC yönetimi,

bugünkü olumlu havanın yarattığı fırsatın kaçırılmamasını ve detaylara dair müzakerelerin çok zaman geçirilmeden sonuçlandırılmasını istiyor.

KKTC liderleri, yaptıkları açıklamalarda tarafların karşılıklı olarak ne alıp vereceklerinin bir an evvel kararlaştırılıp varılacak mutabakatın 2014 yılı içerisinde referanduma sunulması gerektiğini

ifade ediyorlar.34

KKTC yetkilileri, dışarıda tek bir egemenliğe sahip, ama oluşturan devletlerin iç işlerinde kendi

egemenliği bulunan iki toplumlu ve iki bölgeli bir siyasi yapıyı desteklediklerini ifade ediyorlar.

35 Çözüm için olmazsa olmaz olarak gördükleri

nokta ise, kurulacak devlette Türk kesiminin nüfusu ve topraklarıyla bir bütün olarak ayakta kalabilecek şekilde oluşturulması. Bunun için de Türk tarafından Rumlara çok geniş toprakların bırakılmaması, hattâ bırakılacak toprakların Annan

Planı’na göre daha sınırlı tutulması fikri hakim.

36 Aynı şekilde, Rumların Türkiye’den adaya yerleşmiş ve KKTC vatandaşlığını almış kişilerin Türkiye’ye geri dönmelerine yönelik taleplerine karşı çıkılıyor. Yine Rumların gündemde tuttuğu Maraş konusunda ise KKTC, meselenin temel konularda müzakereler tamamlanıp anlaşmanın

yapılmasının ardından ele alınmasını istiyor. Cumhurbaşkanı Eroğlu, Maraş’ın şu aşamada tartışmaya

açılmasına sıcak bakmazken Türk tarafındaki

önemli sivil toplum kuruluşları da Maraş’ın güven artırıcı önlemler arasında görülmesini doğru

bulmadıklarını ifade ediyorlar.37

Her ne kadar müzakerelerin bu noktaya gelmiş

olması tarihi bir fırsat ise de özellikle mutabakat

metninin imzalanmasından sonraki görüş34.

Jean Christou, “Return of Varosha could be ‘game-changer’ says US ambassador”, Cyprus Mail, 27 Mart 2014.

35. “Bizim Var Olduğumuzu Artık Dünya Görmeli”, haberkibris.com, 21 Şubat 2014.

36. “Yeni çözüm, yeni plana ve yeni bir haritaya dayanacak”, Kıbrıs Gazetesi, 12 Mayıs 2014.

37. “Öncelik çözüm”, Diyalog Gazetesi, 10 Mart 2014.

melerin yavaş ilerlemesi ve Rum siyasetçilerden gelen olumsuz demeçler Kıbrıslı Türkler arasında çözümün kısa vadede gerçekleşeceğine yönelik beklentileri zayıflatıyor. CTP Genel Başkanı ve Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nun, BM arabuluculuğunda

devam etmekte olan müzakerelerin olumlu sonuçlanmaması durumunda uluslararası toplumla bütünleşmek için alternatif yollar izlenebileceğini

kaydetmesi buna dair bir gösterge olarak yorumlanabilir.38 Keza ana muhalefet partisi

UBP de bir taraftan çözümü arzu ettiğini ifade

ederken, aynı zamanda partide Rumların asla çözümü istemeyeceğine dair genel bir kanaatten doğan bir karamsarlık hakim.39

KKTC’deki ana akım siyasi aktörler, adadaki

Türklerin güvenlik ve temel haklarının korunması

şartıyla federal çözümden yana olmakla birlikte

Türk toplumunda birtakım temkinli, hatta muhalif sesler de bulunuyor. Bunları kabaca üç gruba ayırmak mümkün.

Öncelikle siyasi partilerden gelen tepkilere bakılacak olursa, ana muhalefet partisi UBP’nin içinde, hükümetin görüşmelerde gereğinden fazla

taviz vermeye yatkın olduğuna ve bu duruşun Kıbrıslı Türklerin elini zayıflattığına yönelik görüşler

  1. 40 Benzer bir şekilde, Birleşik Kıb38.

“İşte CTP-BG - DP-UG Hükümeti Programı!”, Kıbrıs Postası, 6 Eylül 2013.

39. “UBP’den Hükümet Programına Ret!”, Ulusal Birlik Partisi web sayfası; “Ertuğruloğlu: ‘Nami haddini bilmesi gereken bir çocuk!’,

Kıbrıs Postası, 20 Şubat 2014.

40. “Ertuğruloğlu: ‘Nami haddini bilmesi gereken bir çocuk!’, Kıbrıs

Postası, 20 Şubat 2014.

Ortak metne göre, kurulması düşünülen devlet, BM ile AB üyesi olarak tek bir uluslararası hukuki kimliğe ve Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerden eşit olarak kaynaklanan tek bir uluslararası egemenliğe sahip olacak.

18

ANALİZ setav.org

rıs Partisi ise süreçte Anglo-Amerikan ağırlığının tehlikesine dikkat çekerek, Kıbrıs ve İsrail karasularındaki

doğalgazın Batı’ya ihracı noktasında adadaki her iki tarafın çıkarına hizmet etmeyen bir planın kabul edilemeyeceğini ifade ediyor.

İkinci grup olarak, KKTC’deki kökleşmiş bir bürokratik yapıdan söz edilebilir. Bu gruba

mensup birçok kişinin halihazırda sahip oldukları

ayrıcalıkları koruma refleksiyle halkta milliyetçi duyguları uyandırma yoluna giderek “çözüm” adı verilen sürecin bir “vatanı satma” projesi olduğu41 ve olası çözüm sonrası gerçekleşecek

yer değiştirmelerin adeta fiili bir savaş halinde görülebilecek bir “muhacirlik” ve sefalet ortamı yaratabileceği yönünde kamuoyu oluşturmaya

çalışmaktadır.42

Üçüncü olarak ise, adanın nispeten daha yaşlı sakinleri, geçmiş deneyimlerine dayanarak Rumlara güvenilmeyeceği ve bir arada yaşama durumunda Türklerin er ya da geç çok büyük zorluklarla karşılaşacakları inancıyla sürece karşı çıkmaktadır.43

Yine de, muhalif seslere nazaran uluslararası

toplum tarafından kabul görecek bir çözümün acilen gerçekleşmesi gerektiği yönündeki görüşün Kıbrıslı Türkler arasında çok daha yaygın oldu41.

Serhat İncirli, “Statükocuların çıkarları!”, Kıbrıs Gazetesi, 23 Şubat 2014.

42. Ali Tekman, “Toplumu ‘muhacirlikle’ korkutarak çözümü ‘şey�tanlaştırmak’...”,

Kıbrıs Postası, 23 Şubat 2014.

43. Bülent Dizdarlı, “Kuşkular ve Umutlar”, Havadis Gazetesi, 26 Şubat 2014.

ğu anlaşılmaktadır. Bunun uluslararası arenada tanınmak, ticari faaliyetlerde özgür adımlar atabilmek,

turizmde atılım yapabilmek gibi pratik yararlarının yanısıra AB üyeliğiyle teminat altına alınacak demokrasi, insan hakları ve adalet gibi değerler bakımından da büyük getirileri olacağına inanılıyor. Çözümü savunanlar arasında mevcut koşulları “maddi manevi çökmüşlük” olarak nitelendirenler44

ve çözümsüzlük durumunda Kıbrıslı Türklerin makûs talihlerini yenemeyeceklerini düşünenler bulunuyor.45 Ayrıca geçmişin acı tecrübelerini

yaşamamış olan genç nüfusun çoğunluğu

da, ülkedeki ekonomi, adalet ve asayiş sorunlarını

büyük ölçüde Kıbrıs sorununun devam etmesine bağlayarak adada tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek vatandaşlık temelinde gerçekleşecek bir çözüme sıcak bakıyor.46

Kıbrıslı Rumlar

Annan Planı oylandığında federal çözüme “hayır”

diyen Rum kesiminde aradan geçen 10 yılda

soruna yaklaşım konusunda birtakım önemli değişimlerin olduğu görülüyor. Bu durumun sebepleri

arasında GKRY’nin Kıbrıs sorununa dair AB üyeliğinden beklediği avantajları yeterince elde edememesi, son yıllarda ülkenin geçirmekte

olduğu ciddi ekonomik bunalım ve daha önce Annan Planı’nı desteklemiş olan Nikos Anastasiadis’in

Şubat 2013’te cumhurbaşkanı seçilmesinin

siyasi iklime getirdiği olumlu hava sayılabilir.

2004’teki referandumda Rum tarafında gerek

hükümetin gerekse toplumun çoğunluğunun

Annan Planı’na olumsuz yaklaşmalarının en önemli sebeplerinden biri GKRY’nin her halükarda

Avrupa Birliği’ne bütün adayı temsilen girecek olmasıydı. Kıbrıslı Türklerin birçoğu o dönemde Rumlar ile birleşerek AB’ye girmeyi

44. Serhat İncirli, “Hayır+Dolar=Evet”, Kıbrıs Postası, 14 Şubat 2014.

45. Ali Tekman, “Toplumu ‘muhacirlikle’ korkutarak çözümü ‘şey�tanlaştırmak’...”,

Kıbrıs Postası, 23 Şubat 2014.

46. Büşra Çakmak, “Kıbrıslı Türk gençlerinin Kıbrıs’taki çözüm önerilerine bakış açısı”, Kıbrıs Gazetesi, 16 Şubat 2014.

Müzakerelerin ana başlıklarından olmamakla birlikte, halen yerleşime kapalı olan askeri bir bölge durumundaki Maraş’ın Rum tarafına iadesi ve yerleşime açılması bugün en sık tartışılan konulardan biri.

19

setav.orgBİRLEŞİK KIBRIS İÇİN “SON ŞANS”: FEDERAL ÇÖZÜM MÜZAKERELERİ

ekonomik bakımdan tek kurtuluş yolu olarak görmekteydi. Bu şartlar altında Rumlar, AB’ye üye olduktan sonra adaya dair konularda meşruiyet

ve etki güçlerinin artacağı hesabıyla AB içinde bölünmüş bir yapının fazla yürümeyeceğini

ve Kıbrıslı Türklerin Annan Planı’ndan çok daha düşük şartlarda birleşmeye razı olacaklarını düşünmüş olmalılar. Ne var ki, AB üyeliği sonrasında

Kıbrıslı Rumların beklentileri gerçekleşmedi.

Türkler çözüme “evet” dedikleri halde kendilerinin bunu reddetmiş olmaları yüzünden uluslararası meşruiyet ümitleri büyük ölçüde boşa çıktığı gibi, Kıbrıslı Türkler de AB üyeliği uğruna daha fazla taviz vererek Rumlarla birleşme

arayışı içine girmediler.

2008 yılı itibariyle Euro bölgesine giren GKRY’de Euro bölgesinin 2009 başlarından itibaren yaşadığı mali krizin etkileri çok büyük oldu. Özellikle 2012 yılından itibaren şiddeti artan

kriz ortamında GKRY’de birçok büyük banka

iflasın eşiğine gelirken turizm ve inşaat sektörlerinde

de ciddi bir gerileme yaşandı. 2009’da yaklaşık 29500 dolar olan kişi başına düşen milli gelir, 26000 dolar seviyelerine indi. 2014 yılı başı itibariyle GKRY’de işsizlik oranı yüzde 16,8 olarak ölçüldü. Öte yandan, bu krizin etkileri

KKTC’de görülmedi. Örneğin 2013 yılında GKRY ekonomisi yüzde 5,3 küçülürken KKTC ekonomisi yüzde 2,8 büyüme kaydetti.47 Yani Kıbrıs’ta Rumların yaşadığı ekonomik bunalım adada Türkler ile Rumlar arasındaki ekonomik dengesizliği bir bakıma azaltmış oldu.

GKRY için çözümün getireceği en önemli ekonomik faydaların başında Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi bulunuyor. Global krizin ancak kısıtlı

etkide bulunduğu Türkiye ekonomisi istikrar ve canlılığını uzun süredir devam ettiriyor. Türkiye’nin

dış ticaret hacmi ise krizden sonra çabuk toparlanarak kriz öncesindeki düzeyini aştı. Türkiye

ayrıca çevre ülkelere önemli miktarda yatırım ve kalkınma yardımı sağlıyor. Bu bağlamda GK47.

“Euro bölgesinde işsizlik beklentiler seviyesinde”, Dünya, 28 Şubat 2014.

RY’nin Türkiye ile doğrudan ekonomik ve ticari ilişkilerinin bulunmaması bu ülke için önemli bir kayıp durumundadır. Kıbrıs sorununun çözülmesi

GKRY’nin Türkiye limanlarını kullanarak ticaret

yapmasını, Türkiye’den yatırım ve dış yardım almasını sağlayacaktır. Türkiye’den KKTC’ye bu yıl içinde başlayacak olan su taşıma projesi, adanın güneyindeki su ihtiyacını da karşılayacak şekilde uzatılabilir ve bundan Rumlar da faydalanabilir. Çözüm aynı zamanda Kıbrıs ve İsrail karasularından

elde edilecek doğalgazın daha az maliyetle uluslararası piyasalara taşınmasına imkan sağlayarak

Kıbrıs’ı kısa sürede Doğu ile Batı arasında önemli bir enerji bağlantısı haline getirebilecektir. Bütün bu olası faydalar son yıllarda GKRY’nin siyasi

çevrelerinde çözüme daha sıcak bakılmasına katkı sağlamış olmalıdır.

GKRY’de 56 sandalyeli parlamentoda 20 milletvekili bulunduran ve Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in

de mensubu bulunduğu iktidar partisi DİSY (Demokratik Seferberlik Partisi), tek devlet,

tek vatandaşlık, kurumsal ve ekonomik birlik esasları üzerinde bir federal çözümü destekliyor. Buna ek olarak adada GKRY tarafından ‘işgalci’ olarak kabul edilen Türk askerlerinin belirlenen bir takvim içinde çekilmesi isteniyor. Partinin genel

başkanı Averof Neofitu, uluslararası aktörlerin de desteğiyle görüşmelerde önemli mesafe alınmasının

bütün Kıbrıs toplumu için bir fırsat yarattığını

ve bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini ifade etmektedir.48 Hükümet, müzakereler konusunda muhalefet partileri ile sendikaları bilgilendirmeye

hassasiyet gösteriyor ve yaptığı toplantılarla bu çevrelerin de sürekli nabzını tutuyor.49 Öte yandan, çözüm için Türkiye’den Ankara Antlaşması

Ek Protokolü’nün uygulanması ve Maraş’ın Rumlara iadesi gibi beklentilerinin olduğunu da ortaya koyuyor.50

48. “No room for grand visions in divided countries”, Cyprus Mail, 14 Ocak 2014.

49. “Anastasiadis partilerin ardından sendikaları da bilgilendirdi”, Kıbrıs Postası, 12 Nisan 2014.

50. Emine Davut Yitmen, “Çözüm için karşılıklı güven tesis edilmeli”,

Kıbrıs Gazetesi, 16 Nisan 2014.

20

ANALİZ setav.org

Meclis’te en çok sandalyeye sahip ikinci

parti durumundaki ana muhalefet partisi AKEL, hükümetin ekonomi politikalarını benimsememekle

beraber adada federal ortaklığa dayalı bir çözüme destek veriyor. Bununla beraber

AKEL’in mutabakat metnine dair birtakım çekinceleri var. Örneğin, 2006’da Hristofyas ve Talat’ın mutabakata vardığı metinde “bölünmez

egemenlik” ifadesi geçerken son mutabakat metninde “bölünmez” kelimesinin bulunmamasını

eleştiren parti, aynı zamanda birleşik Kıbrıs’ı oluşturacak iki devletin yetkilerinin olması gerekenden daha geniş tutulmasından endişe ediyor.51

Liderliğini 2004’te Annan planına şiddetle karşı çıkan eski lider Tasos Papadopulos’un oğlu Nikolas Papadopulos’un yaptığı ve Meclis’te sekiz milletvekili bulunduran Demokrat Parti (DİKO), Kıbrıs sorunu konusunda milliyetçi ve uzlaşmaz bir tavır takınmaktadır. Açıklanan ortak

mutabakat metnine itiraz eden parti, GKRY Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in müzakerelerde fazla tavizkar bir tutum izleyerek seçim öncesinde

DİKO ile vardığı anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle

Şubat 2014’te hükümetten çekildi.52 DİKO Genel Başkanı Papadopulos, mutabakat metninin muğlak olduğunu, her yöne çekilebileceğini

ve bu çerçevede GKRY’nin meşruiyetinin

dahi ortadan kalkabileceğini ileri sürerken Türkiye’nin Akdeniz’deki petrol arama faaliyetlerine

dikkat çekerek Anastasiadis’in Türkiye’nin

iyi niyetine fazla güvenmenesi gerektiğini vurgulamaktadır.53

Meclis’te beş sandalyesi bulunan Sosyal Demokratlar

Hareketi (EDEK) ise, müzakerelere ve federal ortaklığa dayalı çözüme temelde karşı çıkmazken, çözümün şartları belirlenirken gerek Kıbrıs’ın demografik karakterinin, gerekse Türki51.

“40 years! End Occupation of Cyprus”, AKEL Bulletin, no. 38 (Mart 2014).

52. “DİKO koalisyondan çekilme kararı aldı”, Kıbrıs Postası, 22 Şubat 2014.

53. http://www.diko.org.cy/easyconsole.cfm/id/2722

ye’nin “kolonizasyon” ve “savaş suçu” faaliyetlerinin

dikkate alınması gerektiğini ve Türk “işgali altındaki” toprakların derhal Rumlara iade edilmesini

savunmaktadır.54

Görüldüğü üzere, Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in

yapıcı tutumuna rağmen GKRY’deki bütün siyasi partilerin yürümekte olan müzakerelerin

içeriğine dair birtakım çekinceleri mevcuttur.

Annan Planı referandumunda Rumların destekledikleri partilerin pozisyonlarıyla büyük ölçüde uyumlu hareket ettikleri55 dikkate alındığında,

bu durum gelecekte yapılabilecek yeni bir referandumun sonucuna dair iyimser bir tablo çizmekten bugün itibariyle uzaktır. Kaldı ki bazı Rum gazeteleri, Cumhurbaşkanı Anastasiadis’i gerek siyasi partilerin endişelerini, gerekse Yunanistan

Başbakanı Andonis Samaras’ın da milli uzlaşı ve geçmişten ders alma öğütlerini dikkate almamakla eleştirmektedirler.56 Ayrıca Türkiye ile enerji alanında ilişkiler kurulmasına yönelik sıcak mesajlar vermiş olan Başpiskopos Hrisostomos’un

son aylarda Türk tarafının talepleri konusunda

olumsuz ve uzlaşmaz ifadeler kullanması57 da muhtemel bir anlaşmanın Rum toplumunda ne kadar taban bulabileceği konusunda soru işaretleri

yaratmaktadır.

DİĞER AKTÖRLER

Türkiye

AK Parti hükümetinin göreve gelmesinin ardından

Türkiye, Kıbrıs’ta Annan Planı çerçevesinde bir çözüme açık destek vermişti. Rum tarafının planı referandumda reddetmesinden sonra adada

54. http://www.edek.org.cy/page.php?id=2

55. Alexandros Lordos, “Rational Agent or Unthinking Follower? A Survey-Based Profile Analysis of Greek Cypriot and Turkish Cypriot Referendum Voters,” http://www.cypruspolls.org/RationalOrUnthinking.

pdf

56. “Anastasiadis, müzakere sürecine yalnız girecek”, Kıbrıs Gazetesi

 
29 Mayıs 2014 Perşembe 14:41
Okunma: 17450
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)