Ana Sayfa » Kıbrıs » İşte mahkeme kararı

İşte mahkeme kararı

Gemel Başkan olduğunu iddia ediyor ama mahkeme kararı onu demiyor... Mahkeme Divanın almış olduğu kararı da iptal etmesi İrsen Küçük'ün genel başkanlığını da ortadan kaldırmış oldu.

 
 
İşte mahkeme kararı

İşte Mahkemenin sonuç bölümü

1.      21/10/2012 tarihinde UBP Kurultayında alınan Divan Başkanlığı kararının icrasının işbu dava neticesine kadar durdurulmasını ve Davalı/Müstedi aleyh no 2’nin UBP Genel Başkan yetkilerini kullanmaktan işbu dava neticesine değin men edilmesine emir veririm.

2.      İstida masraflarının Davalı/Müstedi aleyh no 1 ve 2 tarafından Davacı/Müstediye ödenmesine Emir Verilir.

Ehline DizÜarlı (Kaza Mahkemesi Başkanı)






İŞTE HAKİMİN GEREKÇELİ KARARI

KARAR

Davacı 24/10/2012 tarihinde açtığı işbu dava ile 21/10/2012 tarihinde Lefkoşa’da Atatürk Spor Salonunda toplanan Ulusal Birlik Partisi Kurultayında Davacı ile Davalı no 2 usulüne uygun olarak Genel Başkan adayı olduklarını, Davalı no 3, Davalı no 4, Davalı no 5, Davalı no 6 ve Davalı no 7’nin Başkanlık Divanını oluşturduklarını, parti delegeleri oylarını kullandıktan sonra sayım yapıldığını, adaylardan hiçbirinin Genel Başkan seçilmek için yeterli oyu elde edemediklerini,Divan Başkanmm Davacının bu konudaki yazılı ve sözlü itirazlarını ve/veya uyarılarını ve/veya Divan üyeleri tarafından düşülen muhalefet şerhlerini dikkate almayarak Davalı no 2’nin Genel Başkan seçildiğini ilan ettiğini ve/veya Davalı no l’in kararını ilan ettiğini, Davalı no 2’nin Genel Başkan seçildiğine ilişkin kararın Ulusal Birlik Partisi Tüzüğüne - ^ ve/veya yürürlükteki mevzuata ve/veya hukuka aykırı olduğunu ve/veya Davalı no 2’nin üye tam sayısının en az yarıdan bir fazlası kadar oy almadığını ve/veya Davalı no 2’nin Ulusal Birlik Partisinin Tüzüğüne göre 704 oy ile Genel Başkan seçilmesi için yeterli olmadığını, bu nedenle Başkanlık Divanı tarafından alman kararın parti Tüzüğüne aykırı ve/veya geçersiz olduğunu ileri sürerek Davalı no 2’nin Genel Başkan seçildiğine ilişkin kararın iptalini ve iki aday arasındaki seçimin tekrarlanmasını talep etti.

Ayni gün Davacı tek taraflı (ex-parte) bir istida dosyalayarak dava dinlenip sonuçlanıncaya kadar 21/10/2012 tarihinde yapılan Ulusal Birlik Partisi



Kurultayında alman Davalı no 2’nin UBP Genel Başkanı seçildiğine ilişkin kararın icrasının durdurulmasını ve Davalı no 2’nin UBP Genel Başkanı yetkilerini kullanmaktan men edilmesini talep etti. 30/10/2012 tarihinde istida tek taraflı dinlendi ve Mahkeme bu konunun toplumu yakmen ilgilendiren hassas bir konu olması nedeni ile Davalı/Müstedialeyhlere söz hakkı tanımadan istidada talep edildiği şekilde bir emrin verilmesinin ilk nazarda uygun ve adil olmayacağı kanaatine vararak istida ve ekli yemin belgesinin arzu etmeleri halinde itirazname dosyalamalarına olanak sağlamak üzere Davalı/Müstedialeyhlere tebliğ edilmesine emir vererek istidayı dinlenmek üzere 31/10/2012 tarihine tayin etti. 31/10/2012 tarihinde hazır bulunan Davalı/Müstedialeyh no 1 ve no 2 Avukatları ve keza şahsen hazır bulunan Davalı/M/Aleyh no 6 ve 7 Avukat tutup itiraz dosyalayacaklarını beyan ettiler. " «j Davalı/Müstedialeyh no 4 ve 5 ise istidaya itirazname dosyalamayacaklarına dair bir beyan yapıp Muhterem Mahkemenin bu konu ile ilgili üreteceği karara ve/veya emre uyacaklarını beyan ettiler. Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7 bu ara emri istidasına 2/10/2012 tarihinde itirazname dosyaladılar.

Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7 İtiraz İhbarnamelerine ekli yemin varakalarında özetle Davacı/Müstedinin tüm iddialarını reddederek İtiraznameye ekli yemin varakalarındaki ön itirazları nedeniyle Davacının ara emri istidasının ileriye gidemeyeceğini ve/veya ara emri istidasının istinad ettiği yasal mevzuatın ve/veya kuralların talep edilen emrin verilmesine cevaz vermediğini ve/veya ara emri istidasını destekleycek yasal ve olgusal dayanak bulunmadığını iddia ederek ara emri istidasının masraflarla birlikte red ve iptal edilmesini talep ettiler.



Yapılan duruşmada Davacı/Müstedi bizzat şahadet vererek lehine Avukat Savaş Atakan, Haşan Taçoy ve Zorlu Töre’yi tanık olarak dinletti. Davalı/Müstedialeyh no 2 şahsen ve Davalı/Müstedialeyh no l’i temsilen şahadet vererek lehine Teoman Kuran’ı tanık olarak dinletti. Davalı/Müstedialeyh no 3, 6 ve 7 Avukatı herhangi bir tanık dinletmedi. Ara emri duruşması esnasında Mahkemeye (14) adet Emare sunulmuştur.


Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7 dosyaladıkları İtiraznamelerine ekli yemin varakalarında Lefkoşa Kaza Mahkemesinin bu davaya bakmaya yetkisi olmadığını iddia ederek davanın ileri gidemeyeceğini iptidai itiraz olarak ileri sürdüler.

Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7’nin yetki itirazlarını 3 başlık altında toplamak mümkündür.

1)    Siyasal Partilerin kapatılması denetlenmesi ile ilgili kararlar Anayasa Mahkemesi tarafından verildiği nedeniyle Lefkoşa Kaza Mahkemesinin bu davaya bakmaya yetkisi yoktur.

2)    Davacının dava sebebi ve/veya dava açma yeteneği olsa bile yargı yetkisine sahip Mahkemenin Yargıtay olarak Asli Yetki kullanan Yüksek Mahkemenindir.

3)    Hiçbir Mahkemenin yargı yetkisi yoktur.

Yukarıda belirtilen yetki itirazlarını incelemeden önce yasaların nasıl yorumlanması gerektiğine ilişkin bazı görüş ve prensiplerine değinmek isterim.

Yasaların yorumlanması konusunda Lord Denning Lucy V W.T Henleys Telegraph Works CO. Ltd, (C.A.) 1969, 3 W. L.R, part 38, sayfa 588’de şöyle demektedir:-

/

“....................... It comes back once again to the ever recurring

question: How should we construe an Act of Parliament? I have said before, and I repeat now, that we should construe an Act of Parliament as to the effectuate the intention of the makers of it, and not to defeat it.”

Bu görüşe göre, yasalar yasa koyucunun amacının gerçekleşmesini sağlayacak şekilde yorumlanmalıdır. Yasa Koyucunun amacının gerçekleşmesini önleyecek yorumlar yapmak doğru değildir.

Bir Yasa veya yasa maddesi yasa koyucunun gaye ve niyeti göz önünde bulundurularak tefsir edilir.


English Legal System in Context, 4 th edition, sayfa 107’de şunlar yer almaktadır:-

“ The only rule for the construction of Acts of Parliament, is that they should be construed according to the intent of the Parliament which passed the Act. If the words of the statute are in themselves precise and unambiguous, then no more can be necessary than to expeund those words in that natural and ordinary sense. The words themselves alone do, in such a case, best declare the intention of the law giver.”

Yukarıdan görüleceği gibi, Meclis yasalarını yorumlarken kullanılması ^gereken tek kural yasanın yasayı yapan ve/veya geçiren Meclisin amacı ve/veya maksadına uygun olarak yorumlanmasıdır. Eğer yasanın sözleri kendi içinde kesin ve açık ise bu sözlerin gerçek ve sıradan anlamlarını açıklamaktan daha fazlasını yapmak gerekli değildir. Böyle bir durumda kelimeler tek başlarına, yasayı yapanın amacını veya maksadını en iyi şekilde açıklarlar.

Yine ayni eserin III. Sayfasında şöyle denmektedir:-

“If the words of an Act are so inflexible that they are incapable in any context of having l?ut one meaning, then the court must apply that meaning,

no matter how unreasonable the result, it can not insert other words. But such cases ara rare because the English lanquaqe is a flexible tool.

Görüleceği gibi, eğer bir kanunun içerdiği sözler veya kelimeler bir anlamdan daha fazla bir anlam yaratamaycak kadar katıysa, Mahkeme bu anlamı uygulamalıdır. Sonuç her ne kadar mantıksız olursa olsun, Mahkeme yasaya yeni kelimeler ilave edemez. Ancak, İngiliz dilinin esnek bir dil olması nedeniyle bu tür durumlar nadiren meydana gelir.

10/75 Siyasal Partiler Yasası’nm madde (2) Tefsirine göre “Mahkeme” yerine göre Kaza Mahkemesi veya yerine göre Yüksek Mahkemedir.

Görüleceği gibi, Siyasal Partiler Yasası Yüksek Mahkemenin yetkili olduğu durum ve halleri açıkça iki bölüm altında belirtmektedir. Bölüm V Yüksek Mahkemenin Denetim yetkisi ile kuralları içerir. Bölüm Beş ise kapatma davaları ile ilgili kuralları içerir. Yasanın 51. maddesine göre Partilerin genel merkezleri, genel kongrelerine sundukları kesin hesap örneğini genel kongrelerin bitiminden itibaren en geç iki ay içinde, Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkeme Başkanlığına vermek zorundadırlar. Keza Yasanın 52. maddesine göre de Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkeme kesin hesapların alınmasından başlayarak bir yıl içinde, kendisine verilen bilgilerin belgelenmesini ve incelenmesini yapar.

Anayasanın 56. maddesine göre siyasal partiler aleyhine açılan kapatma davalarına bakmaya yetkili Mahkeme, Anayasa Mahkemesi olarak oturum yapan Yüksek Mahkemedir. Anayasanın Dördüncü kısmında yer alan kurallara aykırılık halindeki kapatma davalarına ve/veya 57., 58. ve 59. madde kapsamındaki kapatma davalarına ilişkin yetki yine Anayasa Mahkemesi olarak oturum yapan Yüksek Mahkemeye aittir.

9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 24. maddesi Hukuk meselelerinde Kaza Mahkemelerinin Bölgesel Yetkisini belirler. Madde 24 (l)’e göre Kaza Mahkemesi, Anayasaya veya yasalar uyarınca Yüksek Mahkemeye ilk mahkeme olarak yetki veren kurallar saklı kalmak koşuluyla dava sebebinin " «itamamen veya kısmen mahkemenin yetki alanı sınırları içinde doğmuş olması, Davalının veya Davalılardan herhangi birinin davanın ikame edildiği zamanda, Kaza Mahkemesi yetki alanı içinde ikamet etmesi veya iş yapmış olması ve dava sebebinin tamamen veya kısmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları dışında Kıbrıs’ta doğmuş olması ve Davacının, davanın ikame edildiği zaman Kaza Mahkemesinin yetki alanı içinde ikame etmesi halinde 25. madde kurallarına uygun olarak davaya bakıp karara bağlamaya yetkilidir. Ancak, tarafların dava açıldığı zaman Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları dışında ikamet etmesi halinde yetkili mahkeme Lefkoşa Kaza Mahkemesidir. 24.maddenin 2. bendine göre bir davanın konusu taşınmaz malın taksimi veya satışı dava, taşınmaz malın bulunduğu yerin Kaza Mahkemesinde görülür.



10/75 Siyasal Partiler Yasası’ndan anlaşılacağı üzere, Yasa koyucu Anayasanın 4. ve 5. bölümlerinde yetkinin hangi hallerde Anayasa Mahkemesinde olduğunu açıkça ve şüpheye mahal vermeyecek bir şekilde belirtilmiştir. Yüksek Mahkemenin yetkili olduğu hal ve durumlar Anayasada açık ve net olarak belirtildiğine göre, yasa koyucunun amacının gerçekleşmesini önleyecek yorumlar yapmak doğru değildir. Bu durumda Siyasal Partiler Yasasında düzenlenen diğer hususların ve/veya diğer tüm hal ve durumların Kaza Mahkemesinin yetkisine girdiği anlaşılmaktadır' Bu hususta bulgu yaparım. Bu bulgum ışığında yetkili Mahkemenin Anayasa Mahkemesi olduğu ^ddiasmı reddederim.

Davalı/M/Aleyh no 1, 2, 3, 6 ve 7 yetkili mahkemenin Anayasa Mahkemesi olmaması halinde bu davanın yargı yetkisini asli yetki olarak kullanan Yüksek Mahkemede olduğunu iddia ettiler.

Yüksek Mahkeme ile ilgili düzenlemeler Anayasanın “İkinci Bölümünde” yer almaktadır. Yüksek Mahkemenin Oluşumu ve Görev Bölümü madde 143, Anayasa Mahkemesinin yetkileri madde 144, Organlar arasında yetki uyuşmazlığı madde 1455 Yasaların Anayasaya aykırılığı konusu madde 146 iptal davası madde 147, Anayasaya aykırılık konusunun Mahkemeler tarafından Yüksek Mahkemeye iletilmesi madde 148, Anayasanın yorumu madde 149, Anayasa Mahkemesinin kararları madde 150 ve Yüksek İdare Mahkemesinin yetkileri madde 152 ile düzenlenmiştir.



Yüksek Mahkemenin Yargıtay olarak görev ve yetkileri madde 151’de düzenlenmiştir. Madde 151 (1) bendine göre Yargıtay, Devlette en yüksek İstinaf Mahkemesidir; Yargıtay bu Anayasa ve onun gereğince yapılan yasa ve Mahkeme Tüzüğü kurallarına bağlı olarak, herhangi bir Mahkeme kararının istinafına ait davalara bakmak ve karara bağlamak yetkisine sahiptir.

151. Maddenin (2) bendine göre ise Yargıtay, bu Anayasanın veya ^ * herhangi bir yasanın gösterdiği hallerde ilk Mahkeme olarak ve istinafen davalara bakmak yargı yetkisine sahiptir.

Yargı yetkisini asli yetki olarak kullanan Yüksek Mahkemeye hangi hallerde başvurulacağı madde 151 (3) bendinde belirtilmektedir. Yüksek Mahkeme emirname çıkarırken asli yetki kullanır. Asli Yetki Mahkemesi, Yargıtay olarak yetkisiz tutuklamanın kaldırılması için emirname temin etmek (Habeas corpus), bir yetkinin kullanılmasını sağlamak için emirname (mandamus), herhangi bir Mahkeme veya yargı niteliğinde yetki kullanan herhangi bir makamın yanlış bir kararının uygulanmasını önlemek için , emirname (Prohibition), bir makamın herhangi bir yetkiye dayanılarak işgal edildiğinin soruşturulmasına ilişkin emirname (quo warronto) ve herhangi bir Mahkeme veya yargı niteliğinde yetki kullanan herhangi bir makamın kararın iptali için emirname (certiorari) çıkarmaya münhasıran yetkilidir.

Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7 bu dava ile ilgili yetkinin Asli Yetki olarak Yüksek Mahkemede olduğunu iddia etmelerine rağmen bu davanın olgularının hangi emirnameye dahil olacağını ve/veya bu davanın bir mandamus, prohibition, certiorari ve/veya quo warronto olup olmadığı konusunda hiçbir iddiada bulunmadılar ve/veya bu davanın hangi kategori altında değerlendirileceği konusunda yapılan hiçbir iddia yoktur ve/veya Yüksek Mahkemenin nasıl bir emirname ısdar edeceği konusunda şahadet yoktur. Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7’nin yegane iddiaları bu davanın Anayasa ^ Mahkemesi’nin yargı yetkisi dahilinde olmaması halinde yetkili mahkemenin Asli Yetki kullanan Yüksek Mahkeme olacağıdır. Bu davanın hangi ahval ve şartlarda Asli yetkiye gireceği konusunda Mahkeme huzurunda elle tutulabilecek hiçbir şahadet yoktur.

Yargıtayın yetkileri Anayasanın 151. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddenin sözleri kesin ve açıktır. Bu davayı görmeye yetkili Yargıtay olarak görev yapan Yüksek Mahkeme değil, Kaza Mahkemesidir. Alternatif olarak bir yasa maddesinin yorumunu yapmanın esas itibari ile davanın önünde bulunduğu

Kaza Mahkemesine düştüğü ve bu nedenle Kaza Mahkemesi tarafından

yorumlamasının daha doğru olacağı hususu da Yüksek Mahkeme tarafından teyid edilmiştir. Bu hususta bulgu yaparım (Bak: 106/87 Dİ 18/87). Bu nedenle yetkili Mahkeme Yüksek Mahkeme olmadığı nedeniyle bu iddiayı reddederim.

Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7’nin yetki konusundaki üçüncü iddiaları Davacı/Müstedi’nin hiçbir Mahkemede dava açamayacağı şeklindedir.

Yaşadığımız bu ülke “ bir usta bir memleket” şeklinde idare ediliyor olsaydı, bu iddia doğru olabilirdi. Yine yaşadığımız ülke rejimi “ diktatörlük” rejimi olarak nitelendirilebilirse, bu iddia doğru olabilirdi. Ancak Anayasamızın dayandığı temel görüş ve ilkeler buna cevaz vermemektedir. Anayasanın 1. maddesine göre Devletin şekli Cumhuriyettir. Buna göre, devletin bütün yorganları seçimle iş başına gelir, çünkü egemenlik halkındır ve devlet organları halk adına yetki kullanır ve görev yapar. Yine ayni madde Devletin demokrasi, sosyal, adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Cumhuriyet olduğu vurgulanmaktadır. Demokratik düzenin egemen olduğu ülkelerde, yönetimin hukuka bağlılığı ilkesi ön planda tutulmaktadır. 1985 Anayasası İkinci Bölümde kişi hak, özgürlük ve ödevlerini, Üçüncü Bölümde sosyal ve ekonomik hakları ve Dördüncü Bölümde siyasal hak ve özgürlükleri düzenleyerek kurallar koymuştur. 71. madde, siyasal partilerin uyacakları ilkeler, partilerin mali yönden denetimi ve gerek partilerin çalışması gerekse parti çalışmalarını izleyecek ve denetleyecek organ ve makamlar konularında açıklık getirmektedir. Anayasanın 71. maddesine göre, Siyasal Partiler demokratik çerçevede faaliyetlerini sürdürmek zorundadırlar. Partilerin tüzük, program ve çalışmaları, Devletin ülkesi ve halkı ile bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, halk egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine aykırı olamaz. Keza Siyasi Partiler, tüzük ve programları dışında faaliyette bulunmazlar ve Anayasanın 12. maddesindeki sınırlar dışına çıkamazlar.



Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7’nin iddialarının bir an için doğru olduğunu düşünürsek                    K.K.T.C’deki siyasi partiler Anayasaları olan tüzüklerine aykırı davranmaları halinde haksızlığa uğrayan, hiçbir üye ve/veya delege hiçbir zaman hakkını hukuki zeminde aramayacaktır. Bu nedenle Hukukun         üstünlüğü ilkesi çerçevesinde böyle bir yoruma itibar etmek olası değildir.  Bu itibarla Davalı/Müstedialeyh  no 1,         2,   3,       6 ve           7’nin Davacı/Müstedinin hiçbir Mahkemede dava açamayacağı iddiasını reddederim. Bu hususta bulgu yaparım.



Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7, Ulusal Birlik Partisi Tüzüğünün 22. maddesinin Mahkemeye gidilecektir diye bir ibare içermediğini, bu nedenle de Davacı/Müstedinin Mahkemeye müracaat etme hakkı bulunmadığını iddia ettiler.

Emare (6) UBP Parti Tüzüğünün 22. maddesi Başkanlık Divanının oluşumu ile ilgili düzenlemeler içermektedir. Bu Tüzüğün özellikle 22 (3) bendine göre Başkanlık Divanı, gündemi uygulamak, görüşmeleri yönetmek, toplantı düzenini sağlamak, düzeni bozanlara karşı toplantıdan çıkarma dahil gerekli müeyyideleri uygulamak, tutanağı düzenlemek, sayım ve dökümü denetlemek ve tasnif sırasında veya sonradan yapılacak itirazları inceleyip karara bağlamakla yükümlüdür.

Ulusal Birlik Partisi Tüzüğü, Birinci Kısım, Genel İlkeler başlığı altında Ulusal Birlik Partisi’nin amaçlarına yer verilmektedir.

Özellikle 2. maddenin 2. ve 3. bendi aynen şöyledir:

“(2) Cumhuriyet Anayasası’nm öngördüğü demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini ve parlementer düzeni tüm kumrularıyla yaşama geçirmek;

(3) Yurttaşların ve toplumun huzur ve refahını, güvenliğini, temel hak ve özgürlükleri gözeterek demokratik yollarla sağlamak;

Ulusal Birlik Partisinin esas amaçlarından biri hukukun üstünlüğü ilkesi ise Tüzüğün üyelerinin “ dava etme hakkı” vardır diye bir madde olmasına gerek yoktur. Bu bir temel hak ve özgürlüktür. Hiç kimse ve/veya hiçbir kurum, kuruluş bu temel hakkı haksızlığa uğrayan kişinin elinden alamaz. Tüzüğün amacı temel hak ve özgürlüklere bir sınırlandırma getirmek ve/veya “ yasak” koymak olmuş olsaydı, bu hususun yazılması gerekirdi. Bu nedenle

Davalı/Müstedialeyh no 1 ve 2 Avukatının “Tüzük noktayı koydu” iddiasına katılma olanağım yoktur. Bu itibarla bu iddiayı reddederim.

Yine Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7 Davacı/Müstedinin Parti Tüzüğü uyarınca iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia ettiler.

Emare (6) Parti Tüzüğü incelendiğinde bu Tüzüğün hiçbir yerinde üyeler ve/veya adaylar arasında ihtilaf olması halinde zorunlu olarak Parti Meclisine gidileceği yer almamaktadır. Madde 26(6)’ya göre sayım ve döküm sonuçlarının ilanından başlayarak iki gün içinde Kurultay Başkanlık Divanına yapılan itiraz neticesinde, Divan Başkanı derhal Tasnif Komisy onunü toplantıya çağırarak itirazı görüşmek ve iki gün içinde kararını, itiraz sahibine yazılı olarak * bildirmekle yükümlüdür. Tüzüğün bu maddesine göre'İç hukuk yolunu tüketmek görevi Davacı/Müstedinin değildir. Bunu yapacak olan ve/veya yapmakla yükümlü olan Divan Başkamdir. Bu hususta bulgu yaparım. Bu bulgum ışığında iddiayı reddederim.

Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7, Kaza Mahkemesinin Divan kararını incelediği takdirde Yargıtay’ın yerine geçeceğini ve/veya Yargıtaym Yetkilerini kullanacağını ve/veya Kaza Mahkemesi olarak Judicial review yetkisini kullanmış olacağını iddia ettiler.

Bu durumda Judicial review’un ne olduğu ve/veya Judicial review’a ne anlam verilmesi gerektiğinin incelenmesi gereklidir.

Unlocking Constitutional and Administrative Law, Jacqueline Martin and Chris Turner, 2007, sayfa 554, Judicial review, 19.2.1 Definition başlığı altında şöyle denmektedir:-

“ Judicial review represents the means by which the courts control the exercise of governmental powers. Government departments, local authorities, tribunals, state aqencies and aqencies exercising powers which are governmental in nature must exercise their powers in a lawful manner.”

Yukarıdan anlaşılacağı üzerine, Judicial review, mahkemelerin devletin güç kullanımını kontrol etme yönetimini temsil eder. Hükümet departmanları, yerel yönetimler, anlaşmazlık mahkemeleri (tribunals) , devlet makamları ve özünde devlet gücü kullanan makamlar güçlerini hukuka uygun bir şekilde kullanmalıdırlar.

Mahkeme huzurundaki Emare (3) Divan kararı hükümet tarafından ve/veya yerel yönetimler ve/veya anlaşmazlık mahkemeleri (tribunals) ve/veya devlet makamları, tarafından verilen bir karar değildir. Bu nedenle Divan kararının incelenmesi. Judicial review değildir. Bu hususta bulgu yaparım. Bu bulgum ışığında Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7‘nin iddialarını reddederim.



Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7 ön itirazlarında dava sebebi bulunmadığını iddia ettiler.

Dava sebebi davanın esasına ilişkin bir olgudur ve/veya davanın nihai neticesini etkileyeceğinden ve/veya davanın esası ile ilgili iddiaları istida aşamasında karara bağlamanın doğru olmayacağından reddedilmeleri gerekir. (Gor: Y/H 60/87 D. 17/87). Bu hususta bulgu yaparım.

Davalı/M/Aleyh no 1, 2, 3, 6 ve 7 Davacı/Müstedinin dosyaladığı yemin varakasının bir ara emrinin verilebilmesine cevaz vermediğini ve/veya yemin ' varakasının gerekli olgulardan yoksun olduğunu iddia'ettiler.

Davacı/Müstedinin dosyaladığı Yemin Varakasına bakıldığında konunun ciddi olduğu, Davacı/Müstedinin haklı olduğuna dair belirtilerin bulunduğu ve meni müdahale emri verilmezse tamiri imkansız zarar ziyana uğrayacağını veya eski duruma dönüşün çok zorlaşacağına ilişkin iddialar 6. ve 7. paragrafta açıkça yer almaktadır. Bu nedenle Davalı/Müstedialeyh no 1, 2, 3, 6 ve 7’nin bu konudaki itirazlarının yersiz olduğundan reddedilmesi gerekir. Bu hususta bulgu yaparım.

“The words “just or convenient in the statutory provision must be read “just, as well as convenient.” They do not mean that the Court can grant an injunction simply because the Court thinks it convenient, but mean that the Court should grant an unjunction fot the protection of rights or prevention of unjury according to legal principles.”

Yukarıda belirtildiği gibi, Yasa maddesindeki “adil ve uygun” kelimeleri “adil ve ayni zamanda da uygun olarak yorumlanmak ve/veya okunmalıdır. Bu kelimeler Mahkemenin sadece uygun olduğunu düşündüğü için bir ara emrini vereceği anlamına gelmez. Mahkeme, hakları korumak veya hukuk prensiplerine göre zarar ziyanı engellemek için ara emri vermelidir.

Mahkemeler Yasası’nm 41 (1) fıkrasının şart bendine göre, geçici müdahale emrinin verilebilmesi için 3 esas koşulun yerine getirilmesi gerekir ve/veya Mahkeme bu hususlarda kanaat getirmesi gerekir.

Bu koşular şöyledir:-

a)                           Karara       bağlanması gereken konunun ciddi olması;

b)                                        Davacmm      iddiasında haklı olduğuna dair belirtiler bulunması;

c)                                        Meni  müdahale emri verilmezse ileride telafisi mümkün olmayacak bir

zararın doğacağı veya eski duruma dönüşün çok zorlaşacağı.

Huzurumdaki meselede Davacı/Müstedi Ulusal Birlik Partisi Kurultay üyesi ve ayni zamanda UBP Mağusa Milletvekilidir. 21/10/2012 tarihinde yapılan UBP Kurultayında Davacı/Müstedi ile Davalı/Müstedialeyh no 2 Genel Başkan adayı idiler. Söz konusu tarihte Ulusal Birlik Partisi üye tam sayısı 1427 idi. Kurultayda 1402 oy kullanıldı. Yapılan oylama sonucunda Davacı/Müstedi 690 oy alırken, Davalı/Müstedialeyh no 2, 704 oy aldı ve 8 oy ise geçersiz sayıldı. Davacı/Müstedi Ulusal Birlik Partisi Tüzüğünün 28. maddesinin Genel Başkan seçilebilmek için Kurultay üye tam sayısının en az yarısından bir fazlası kadar oy alınmasını öngörmesi neticesinde adaylardan hiç biri genel başkan seçilemeyeceğini, buna rağmen Divan Başkanlığı oy çokluğu ile Davalı no 2’yi Başkan ilan etmesi neticesinde haklarından mahrum edildiğini ve/veya seçim en çok oy alan iki aday arasında bir hafta sonra yenilenmesi gerektiğini ve/veya ‘«Divan kararı ışığında ikinci tur oylamaya gitmekten men edildiğini iddia ederek sair şeyler yanında kararın iptalini talep etmektedir. Bu itibarla karara sağlanması gereken konunun acil ve ciddi bir konu olduğu aşikardır ve/veya açıkça görülmektedir. Bu hususta bulgu yaparım.

Daha önce de belirttiğim gibi, bir meni müdahale emri verilebilmesi için Davacı/Müstedinin ispat emesi gereken üç unsurdan biri Davacı/Müstedinin davasında haklı olduğuna dair belirtilerin bulunmasıdır. Davacı/Müstedinin iddialarında haklı _olduğuna dair belirtilerin bulunması demek, onun ileri sürdüğü iddialarda haklı olabileceğine dair bazı işaretlerin bulunması demektir.


(Bak: Y/H 44/82 D 9/83, Y/H 31/93). Geçici meni müdahale emri safhasında gerekli olan şahadet Müstedinin ilk nazarda davasında haklı olduğunun belirtilerini saptayacak nitelikte bir şahadettir.

Cayne V Global Natural Resources (1984 I All E.R sayfa 225’de) davasında şöyle denmiştir:-

“For the purposes of an application for an interlocutory Injunction there is a triable issue between the parties if there is a serious question to be tried (one for which there is some supprting material) of which the outcome is uncertain

It is sufficient if there is a serious question to be tried, that is to say there is some supporting material for the plaintiffs case and outcome of the eventual trial on that issiue is in doubt.”

Görüleceği gibi, ara emri için müracaat eden bir Davacı’nın taraflar arasında dinlenebilecek ciddi bir dava konusu varsa ve Davacı/Müstedi bu dava konusunu destekleyecek belge ve/veya materyele sahipse böyle bir materyelin duruşmanın akibeti kesin olmasa bile ara emri maksatları bakımından yeterli kabul edilmektedir.

Yine bu konu ile ilgili Halsbury’s Laws of England, third edition, Volume 21, sayfa 365, parag. 765. Pnma facie case should be shown başlığı altında şöyle denmektedir:-

“ Where the plaintiff is asserting a right, he should show a strong prima facie case, at least, in support of the right which he asserts; but the mere fact that there is a doubt as to the existence of such a right is not sufficient to prevent the Court from granting an interlocutory unjunction, although it is a matter for serious attention.”

Yukarıdan görüleceği gibi Müstedi bir hak ileri-sürüyorsa, ilk bakışta haklı görülen bir davası olduğunu göstermesi gerekir. Ancak böyle bir hakkın ** mevcudiyeti şüphe kaldırsa dahi ara emrinin verilmesi-için yeterlidir.

American Cyanamid V. Ethicon Ltd. (H.L) ( 1975 AC 396 veya 1975 I ALL ER 504) davasında Lord Diplock sayfa 399 ve 407’de şöyle demiştir:-

“The general rule that one must establish a probability, or a strong probability is not correct. One must look at the whole case to see whether there is a question to be tried and, if there is, then look at the balance of convenience between the parties, bearing in mind that there is good reason why the status quo should be preserved.”

Sayfa 407.

“ It is no part of the courts function at this stage of the litiqation to try to resolve conflicts of evidence on affidavit as to facts on which the claims of either party may ultimately depend nor to decide difficult questions of law which call for detailed arqument or mature considerations these are matters to be dealt with at the trial.

Görüleceği gibi, yargılanacak bir konunun olması halinde taraflar arasındaki statu quo’nun korunması için talep edilen emrin verilmesinin uygun olup olmadığının incelenmesi gerekir.

/

Yukarıda iktibas olunan otoriteler ışığında Davacı/Müstedinin iddiasında haklı olduğuna dair belirtilerin bulunup bulunmadığına ve/veya Müstedinin ileri sürdüğü iddiasında haklı olabileceğine dair bazı işaretlerin bulunup bulunmadığına bakmak gerekir.

Mahkeme huzurundaki ihtilafsız şahadet ve olgulara göre 21/10/2012 tarihinde yapılan UBP Kurultayında Parti Genel Başkanlığı için yapılan seçimde aday olan Davacı/Müstedi ve Davalı/M/Aleyh no 2 arasında seçim sonucu ile ilgili ve/veya Kurultay Divan Başkanlığı ve Davacı/Müstedi arasında Emare (6) Parti Tüzüğünün 28. maddenin yorumu ile ilgili bir anlaşmazlık meydana geldi. Davacı/Müstediye göre Genel Başkan seçilebilmek için kurultay üye tam

sayısının en az yarısından bir fazlası kadar oy alınması gerekir. Davalı/M/Aleyh no 2’ye göre ise Kurultaya katılan ve/veya oy kullanan üyelerin yarısından bir fazlası kadar oy alınması Başkan’m seçilmesine yeterli olduğu iddiasındadır. Taraflar arasındaki ihtilaf bu noktada düğümlenmektedir.

Davacı/Müstedi taraflar arasındaki ihtilafı ve/veya seçim sonrasında yaşadığı süreci izah etmek ve/veya teyid etmek bakımından Mahkemeye bir çok belge sunmuştur. Bu belgeler şöyledir:-

22/10/2012 tarihli Tutanak Emare (1), Teoman Kuran ve İlker Edip tarafından kaleme alman 28. madde ile ilgili 21/10/2012 tarihli yazı Emare (2), 22/10/2012 tarihinde Davacı/Müstediye gönderilen Emare (3) Divan Kararı, % Avukat Savaş Atakan ve Zorlu Töre tarafından 'Divan Başkanı Hüseyin Özgürgün’e verilen ve seçimin yenilenmesini talep eden 21/10/2012 tarihli yazı Emare (4), UBP Kurultay Divanına Davacı/Müstedi adına yapılan 21/10/2012 tarihli itiraz emare (11).

Özellikle Cayne V Global Natural Resources davasındaki prensiplere göre bir ara emri için müracaat eden Davacı/Müstedinin yargılanması gereken bir konunun olduğunu göstermesi halinde ve bu iddiasını destekleyecek materyale (material) sahipse böyle bir materyalin duruşmanın neticesi kesin olmasa dahi ara emri maksatları bakımından yeterli olduğu anlaşılmaktadır.


Bu nedenle yukarıda belirtilen tüm hususlar ve/veya ibraz edilen Emareler Davacı/Müstedinin davasında ve/veya iddiasında haklı olduğuna dair belirtiler ve/veya işaretlerdir ve/veya tüm bu hususlar ilk nazarda yargılanması gereken bir konunun mevcudiyetini göstermektedir. Bu hususta bulgu yaparım.

Bu durumda meni müdahale emri verilmezse ileride telafisi imkansız bir zararın doğacağı veya eski duruma dönüşün çok zorlaşacağı ile ilgili iddiaların incelenmesi gerekir.

Davacı/Müstedi bu konu ile ilgili şahadetinde, Ulusal Birlik Partisinde hiyerarşik olarak Kurultayın Parti Meclisinin üzerinde olduğunu, en üste kişi " *î olarak Genel Başkanın bulunduğunu, Ulusal Birlik Partisi Tüzüğü gereği disiplin kurulu hariç diğer organlara Genel Başkanın başkanlık yaptığını, Kurultay Başkanı, Divanın iki üyesinin kararı ve ayni kararda yer alan iki muhalefet şerhi ışığında Davalı/M/Aleyh no 2’nin Başkan seçildiğinin ilan edildiğini, Davalı/Müstedialeyh no 2’nin Başkan olarak görev yapması ve Genel Başkanlık yetkilerini kullandığı takdirde ikinci bir muhtemel kurultaya kadar kurultay delegelerini değiştirme olasılığı bulunduğunu, Genel Başkan’m parti organları ve kurultay delegeleri üzerinde etkinliği ve/veya ağırlığı ve/veya baskısı olabileceğini ve/veya delegeleri etkileyebileceğini, ikinci muhtemel bir turda seçilmek için salt çoğunluk aranmadığını, Davalı/M/Aleyh no 2 şahsen ve/veya parti organlarını harekete geçirmek suretiyle bağımsız veya başka partiye mensup herhangi bir Belediye Başkanım partiye alması halinde ilgili Belediye Başkanı Kurultayın doğal üyesi haline geleceğini, partili olmayan bir Milletvekilini partiye aldığı takdirde Kurultayın doğal üyesi haline geldiğini, bir Milletvekilini disiplin kuruluna Parti Meclisi sevk ettiğini, Kurultayda Parti Meclisi seçimi de yapıldığını, Davalı/M/Aleyh no 2 namına hareket eden Kurultay delegeleri kendileriyle birlikte hareket edecek aday listesini düzenleyip dağıttıklarını, dava sürecinin uzun sürmesi ve/veya uzaması durumunda Davalı/M/Aleyh no 2 Kurultay tarihine kadar dengeleri değiştirebileceğini, böyle bir değişikliğin meydana gelmesi halinde durumu geriye döndürme imkanı bulamayacağını, Genel Başkan Parti Meclisini toplayıp Genel Sekreter ve yardımcılarını seçtirebileceğini, bu kişilerin teşkilat işlerinden (örgüt, örgüt üyeleri, delegeler ve doğal üyeler) sorumlu oldukların!, Genel Sekreter seçildiği takdirde delegelerle bire bir temas kurma imkanı olacağını, bu nedenle Davalı/Müstedialeyh no 2’nin Başkan seçildiğine ilişkin kararın icrasının durdurulmasını ve Davalı /Müstedialeyh no 2’nin Başkan yetkilerini kullanmasını engelleyen bir emir talep etti.



Davalı/M/Aleyh no 2 ise şahadetinde Ulusal Birlik partisinin Genel Başkanlık görevini ifa ettiğini, Ulusal Birlik Partisi iktidarda olan bir parti olduğunu, parti faaliyetlerinin ve/veya çalışmalarının devam ettiğini, hayati kararlar aldıklarını, ara emri verilmesi halinde partinin tüm işlemlerinin

erteleneceğini, Belediye ile ilgili gelişmeleri yakından takip ettiklerini, 27 üyenin başvurusu üzerine Parti Meclisinin toplandığını, toplantıya başkanlık yaptığını, bunun üzerine Genel Yönetim Kurulu oluştuğunu, ilk toplantısını yaptığını, Tüzüğe göre 6 kontenjan üyesi atayabileceğini ancak henüz bu üyeleri atamadığını, bu nedenle dengenin aleyhine bozulduğunu, Milletvekili transferi ile ilgili bir talep bulunmadığını, Genel Sekreteri Parti Meclisi atadığını, Parti kararlarını tek başına vermediğini, alınması gereken kararların alındığını, Genel seçimlerin arifesinde bulunmaları nedeniyle kaybedecek zamanları olmadığını ve Davacı/Müstedinin şahsi zarara uğramasına olanak bulunmadığını söylemiştir.

Bu safhada telafisi imkansız zarar ile ilgili hukuki prensiplere değinmek yerinde olacaktır.



Halsbury’s Law of England, Third Edition, Volume 21, para 739 ‘Injury must be irreparable’ başlığı altında şöyle denmektedir:-

“It is very first principle of injunction law that prima facie the court will not grant an injunction to restrain an actionable wrong for which damages are the proper remedy. Where the Court interferes by way of injunction to prevent an injury in respect of which there is a legal remedy, it does so upon two distinct grounds; firts, that the injury is irreparable, . and second, that it is contious. By the term irreparable injury is meant

injury which is substantial and could never be adequately remedied or atoned for by damages, not injury which cannot possibly be repaired.

Görüleceği gibi, ara emri hukukunun ilk prensiplerinden biri dava edilebilir bir hatada, tazminatın uygun hal çaresi olduğu hallerde, Mahkemenin ara emri vermeyeceğidir. Mahkeme ara emri yoluyla hukuki bir hal çaresi olan bir zarar ziyanı engellediği hallerde bunu iki zemine dayandırabilir. İlk olarak zarar ziyanın telafisi imkansız olması gerekmektedir. İkinci olarak zarar ziyanın sürekli ve/veya devam eden nitelikte olması gerekmektedir. Telafisi imkansız zarar ziyan demek önemli ve/veya sağlam ve hiçbir şekilde tazminatla tazmin edilemeyecek zarar ziyan demektir. Telafisi imkansız' zarar ziyan tamiratı mümkün olmayan zarar ziyan demek değildir. Zarar ziyanın tazminat ile tazmin edilebilecek nitelikte olduğu hallerde bile, çare aranan ‘hareketin ve/veya işlemin mezkûr dava konusunu yok etme ihtimali olması halinde ara emri verilebilir.

Yine Para. 742 Extent of damage and injury başlığı altında “haksızlık ve zarar ziyanın boyutu” şu şekilde izah edilmiştir:-

“The injunction may be granted even where no damage has been caused, and where the injury complained of has ceased after action brought, but before trial, although in the latter case the Court may, in the exercise of its discretion, refuse to interfere. Mere interference with a legal

right does not, however, ipso facto entitle a plaintiff to an injunction. There must be a violation of an enforceable right, and the violation must be of a substantial character. An injunction will not be qranted where the plaintiff has a remedy in his own power.”

Görüleceği gibi, ara emri, zarar ziyanın oluşmadığı ve zararın dava açıldığı tarihten sonra durduğu hallerde bile verilebilir. Ancak bu gibi durumlarda Mahkeme takdir yetkisini kullanarak müdahale etmeyi reddedebilir. Yalnızca bir hukuki hakka müdahale bir Davacıya ara emri hakkı vermez. Ara emri verilmesi için yürürlüğe konulabilen nitelikte bir hakkın ihlal edilmesi ve bu ihlalin de önemli bir ihlal olması gerekmektedir. Davacı/Müstedinin kendi gücü ile bir hal çaresine sahip olduğu hallerde ara emri verilmez.

Para. 743’de zararın çok az olması ile ilgili şöyle denmektedir:-

“The fact that only very small or nominal damages have been recovered in the action is not, of ifself, a sufficient ground for refusing an injunction, but it will be taken into consideration, for the Court has regard to all the surrounding circumstances in considering whether or not it should qrant an injunction.”

Davada çok, az veya çok düşük miktarda bir zarar ziyanın talep edilmesi, ara emrini reddetmek, için başlı başına bir sebep değildir. Ancak Mahkeme bir


ara emri verirken konuyu çevreleyen tüm koşulları incelemek zorundadır. Zararın küçük olması ara emrinin verilmeyeceği anlamına gelmemektedir. (Bak: Labouchere V Earl of whamcliffe 1879 Volume XIII sayfa 346)

Bir hukuki hakkın ihlal edilmesi tehdidi ayni eserin 745. paragrafında yer almaktadır.

Aynen şöyledir:-

“ Where a plaintiff has established that he has a right which has been infringed and that further infringement is threatened to a material extent, he is entitled to an injunction to restrain such thréatened infringement upon the ordinary principles upon which the Court acts in granting

injunctions.................... The mere fact that the defendant denies any intention

of committing the act complained of is not of ifself a sufficient qround for refusing releif.”

Bir Davacının hukuki bir hakkının ihlal edildiğini ispatladığı veya bu ihlalin tehdit edici bir boyuta ulaştığı hallerde, Davacının ara emri alma hakkı vardır. Davacının zarar ziyanının gerçekte meydana gelmemiş ancak makûl bir süre içerisinde meydana gelebilecek nitelikte bir zarar ziyan olması halinde Mahkemenin bunu dikkate alıp ara emri vermesi gerekir. Davalı/M/Aleyhin

böyle bir hareketi kasten yapmadığını iddia etmesi ve/veya kasten yaptığını reddetmesi, ara emri verilmemesi için yeterli bir sebep değildir.

Pride of Derby and Derbyshire Angling Association V British Celanese 1953 Ch. 149 davasında Harman J. Şöyle demiştir:-

“The question arises whether there should be any injunction in the circumstances or whether the plaintiffs should content themselves with some less releif? Prima facie, a plaintiff, whose rights have been invaded is entitled to releif from this Court by way of injunction.

Görüleceği gibi, cevap verilmesi gereken soru mevcut durum içerisinde ** bir meni müdahale emrinin verilmesi mi yoksa Davacıları başka bir hal çaresi tatmin eder mi . İlk nazarda bir Davacı haklarının ihlal edilmiş olması halinde Mahkemeden ara emri temin etme hakkına haiz olur.

Bir ara emrinin amacı duruşma süresince tarafların pozisyonunu korumak ve Müstedinin ileride telafisi imkansız zarar görmesini önlemektir. Ancak bir ara emri verilirken taraflardan sadece birinin muhtemel zarar ziyanını göz önünde bulundurmak yeterli değildir. Bir ara emri istidasında iki tarafın da muhtemel zararlarının göz önünde bulundurulması ve bir tarafı korumaya

çalışırken bu kez karşı tarafa telafisi imkansız zarar verme yönüne gidilmemesi gerekir.

American Cynamid V Ethicon Ltd. 1975 I A11ER 504 at 509’da şöyle denmiştir:-

“The object of the interlocutory injunction is to protect the plaintiff aqainst injury by violation of his right for which he could not be adequately compensated in damage recoverable in the action if the uncertainty were resolved in his favour at the trial; weighed aqainst the corresponding need of the defendant to be protected aqainst injury resulting from his having been prevented from exercising his own legal rights for which he could not ** be adequately compensated under the plaintiffs undertaking in damages if the uncertainty were resolved in the defendants favour at the trial. The court must weight one need aqainst another and determine where “the balance of convenience lies.”

Yukarıdan görüleceği gibi, bir ara emrinin amacı Davacıyı korumak olmakla birlikte Davacının bu korumaya olan ihtiyacının Davalının haklarını kullanmaktan men edilmesi neticesi düçar olacağı zararın Davacının sağladığı teminat ile yeterli derecede tazmin edilememesinden ötürü korunmaya olan

ihtiyacına karşı ölçülüp tartılması gerekir. Mahkemenin bunu ölçüp tartması ve neyin uygun olduğuna karar vermesi gerekir. (Bak: 71/89 D. 17/90)

Davalı/Müstedialeyh no 2 Parti içerisinde hayati kararlar alındığını ve/veya Belediye ile ilgili kararların alınması gerektiğini, bu nedenle Parti Başkanlığındaki yetkilerini kullanmaktan men edilmesi seçim arifesinde olan bir parti için zararlı olacağını iddia etti.

Ulusal Birlik Partisi Tüzüğünü’nün 42(1) bendi Başkanın olmadığı ve/veya Parti Başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması halinde Başkana Genel Sekreterin vekalet edeceği belirtilmiştir. Hatta söz konusu Tüzüğün 43 (6) bendine göre, Genel Sekreterliğin görev ve yetkileri arasında Genel Başkanlık ^ adına partiyi Mahkemelerde, Devlet Daire ve kuruluşlarında, özel ve tüzel kişilerle ilişkilerde temsil etmek vardır. Belediye sorunu maalesef ülke sorunu haline gelen ve uzun süreden beri devam eden bir durumdur. Her ne kadar bu sorun Lefkoşa halkını ilgilendirse de bu Meclisin ve Hükümetin sorunudur. Bu nedenle Parti Başkanı yetkilerini kullanmadığı takdirde partideki işlerin duracağı iddiasına katılma olasılığım yoktur. Bu hususta bulgu yaparım.

Davacı/Müstedinin UBP Kurultayında Genel Başkan adayı olarak katıldığı seçimde seçim sonucu verilen Divan Kararı ışığında hukuki bir hakkının İhlal edildiği ve/veya bu yönde haklı belirtiler bulunduğu sarihtir. İlgili kararın icrasının ve Parti Başkanmm yetkilerini kullanmaktan men edilmemesi halinde Davacı/Müstedinin düçar olacağı muhtemel zararın Davalı/Müstedialeyh no 2’nin düçar olacağı zarardan daha fazla olacaktır. Daha önce de belirttiğim gibi, Parti Tüzüğü Parti Başkanmın sürekli bir biçimde Partinin başında bulunamayacağını ve/veya Parti Başkanmm bazı hallerde yokluğu öngörülmüştür ve bu durumu telafi etmek için de yokluğunda Parti Başkanmm yetkilerini vekaleten Genel Sekreterliğe vermiştir.



Huzurumdaki ihtilafsız olgulardan görüleceği gibi, Davacı/Müstedinin muhtemel zararı maddi değildir ve/veya Davacı/Müstedi davasında başarılı olması halinde uğrayacağı zarar tazminatla giderilebilecek zarar değildir. Davacı/Müstedinin iddiaları ve/veya talebi bir hakka ve/veya hak ihlaline dayandırılmaktadır. Bu gibi durumlarda aranan çare' tazminat değildir ve/veya tazminat uygun hal çaresi değildir.

Yukarıda iktibas ettiğim hukuki durum ve içtihat kararlarına göre bu meselede ara emrinin verilmesi uygun ve adil olacaktır. Bu hususta bulgu yaparım. Bu bulgum ışığında Davacı/Müstedinin istidasında talep ettiği şekilde emir veririm.


Netice itibariyle

1.      21/10/2012 tarihinde UBP Kurultayında alınan Divan Başkanlığı kararının icrasının işbu dava neticesine kadar durdurulmasını ve Davalı/Müstedi aleyh no 2’nin UBP Genel Başkan yetkilerini kullanmaktan işbu dava neticesine değin men edilmesine emir veririm.

2.      İstida masraflarının Davalı/Müstedi aleyh no 1 ve 2 tarafından Davacı/Müstediye ödenmesine Emir Verilir.

Ehline Dizdarlı (Kaza Mahkemesi Başkanı)


Sadece haberkktc.com'da

haberkktc özel haber

 
14 Kasım 2012 Çarşamba 19:24
Okunma: 2317
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)