Ana Sayfa » Kıbrıs » Karşı karşıya değil yan yana müzakere

Karşı karşıya değil yan yana müzakere

Kıbrıslı Türk Müzakereci Kudret Özersay, önümüzdeki müzakere sürecini değerlendirdi.

 
 
Karşı karşıya değil yan yana müzakere

KIBRIS

“Toplum, uzlaşıya dayalı bir çözüm istemeli”
… Kıbrıslı Rum Müzakereci Andreas Mavroyannis ile iyi bir diyalog kurduklarını belirten Özersay, “Muhatabımla karşı karşıya değil, yan yana müzakere etmek istiyorum” mesajını iletti. Özersay, bir çözüme ulaşmak için müzakerecilerin yeterli olmadığını, toplumun da uzlaşıya dayalı bir çözüm istemesi gerektiğini kaydetti



“Her açıdan devredeyiz”… Maraş konusu ile birlikte, tarafların “güven artırıcı önlem” olarak masaya getirdiği unsurların tartışılması ve müzakere edilmesi gerektiğini anlatan Özersay, önümüzdeki müzakere sürecinin diğerlerinden farklı olduğunu, tarafların sık sık üçüncü ülkelerle istişarelerde bulunacağını söyledi. Gelinen süreçte Kıbrıs Türk tarafının devre dışı kalmasının, müzakerecilik görevini kabul etmesinde en büyük etkenlerden biri olduğunu kaydeden Özersay, “Şu anda her açıdan devredeyiz” dedi



Osman KALFAOĞLU

Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis arasında doğrudan müzakereler, geçtiğimiz gün ortak açıklamanın okunmasıyla resmen başladı. Kıbrıs Türk tarafında müzakereci olarak atanan Doç. Dr. Kudret Özersay, KIRBIS Gazetesi’ne yaptığı değerlendirmelerde, meslektaşı Rum Müzakereci Andreas Mavroyannis ile nasıl bir müzakere yürütmeyi planladığını, sürecin ne şekilde gelişebileceğini anlattı.

Mavroyannis ile olumlu bir diyalog başlattıklarını söyleyen Özersay, önceki gün, Birleşmiş Milletler (BM) kontrolündeki ara bölgede ortak açıklama metninin okunması sırasında meslektaşıyla girdikleri diyalog şeklinde bir diyaloğa sahip olmak istediğini söyledi.

“Muhatabımla karşı karşıya olmaktansa yan yana olmayı ve ortak bir geleceğe doğru, ileriye doğru bakmayı tercih ederim” diyen Özersay, çözüm için sadece müzakerecilerin iyi olmasının yeterli olmayacağını, toplumun da uzlaşıya dayalı bir çözüm beklentisi içerisinde olması gerektiğini söyledi.



Maraş masaya gelebilir

Güven artırıcı önlemlerin, müzakereler başladıktan sonra konuşulmasında bir sakınca bulunmadığını kaydeden Özersay, Maraş konusunda ise Kıbrıs Rum tarafının bunu güven artırıcı önlem olarak görmesi durumunda bunun masaya gelmesine itiraz edilemeyeceğinin altını çizdi.

Kıbrıslı Türklerin devre dışı kalmaya başladığını gördüğü için müzakerecilik görevini kabul ettiğini belirten Özersay, “Şu anda, her açıdan devredeyiz. Bütün uluslararası aktörler, doğrudan bizimle ve sık bir biçimde temastadır. Bu bile sadece içimi rahatlatan bir şeydir. Samimi olarak söylüyorum” dedi.

Bu seferki müzakere sürecinin diğerlerinden farklı olduğunu, gerek liderlerin, gerekse müzakerecilerin dış merkezlere ziyaretler gerçekleştireceğini belirten Özersay, üçüncü ülkelerin sürece daha fazla müdahil olacaklarının görüldüğünü belirtti.



Birbirimizi teşvik edelim

Özersay, “Hepimiz aynı gemideyiz ve eğer kritik bir sürece giriyorsak ki ben girdiğimizi düşünüyorum, birbirimizi destekler mahiyette hareket etmemiz gerekir. Bu ‘herkes aynı görüşte olsun’ anlamında söylemiyorum. Pozitif bir biçimde, bir birimizi, müzakere sürecinde sonuç alacak şekilde teşvik edelim” şeklinde konuştu.

KIBRIS’ın Kudret Özersay ile yaptığı mülakatın tam metni şöyle:



Soru ve yanıtlar



KIBRIS: Müzakerecilik görevini kabul etmenizdeki en önemli etken nedir?



Özersay: Aslında çok nettir. Esas neden, Kıbrıs Türk tarafının devre dışı kalmaya başladığını gördüm, bundan ciddi rahatsızlık hissettim ve son iki haftadır bunun altını çiziyorum. Bence Kıbrıs Türk tarafının devre dışı kalmasıyla ortaya çıkacak hiçbir çözüm, kalıcı bir çözüm olamaz. Dolayısıyla Kıbrıs Türk tarafının aktif bir biçimde müzakerelerin içerisinde yer alması lazım.

İkincisi, görevimi bıraktığım dönemde müzakereler fiilen durmuştu. Geldiğimiz noktada, müzakerelerin tekrar canlanacağı ve bunun içerisinde ara bölgede tarafların bir araya gelerek birbirlerine pozisyonlarını anlatacak klasik bir müzakereden ziyade, üçüncü tarafların da aktif bir biçimde katılacağı, üst düzey temasların da yapılacağı bir müzakere süreci olacağına benzer bir hava vardı. Yani aslında tekrar gerçek anlamda bir müzakerenin canlanacağına dair bir hava olduğu için geri döndüm.

Kuşkusuz bu benim talebim ve isteğimle olan bir şey değildi. Bir ihtiyaç ortaya çıktı. Daha önce buradayken bir tercih yapmam istenmişti. Ben görevimi yapıyordum, herkes benden memnundu. Benim görevimi iyi yapmamam nedeniyle değildi bana ilişkin söylenen şeyler. Görevime ilaveten bir sivil toplum örgütünün başında aktif bir biçimde yer almam, muhtemelen o dönemde, tabi bunun cevabını sayın cumhurbaşkanı verebilir, bu ST֒nün apar topar bir siyasi partiye dönüşeceği yönünde bir algı vardı ve bir rahatsızlık yarattı. Bir tercih yapmak zorunda bırakıldım ve tercihimi yaptım.

Ama, benim önceliğim şu anda Kıbrıs Türk tarafı adına sonuç alıcı bir biçimde, düzgün bir biçimde müzakere etmektir. Zamanlama açısından bir tercih yapma durumunda kalırsam, benim esas önceliğim müzakereciliktir. Çünkü bu pozisyon Kıbrıs Türk tarafında daha önce var olan bir pozisyon değildi. Rum tarafındaki pozisyonla mukayese etmemek gerekir çünkü iki farklı hukuk sistemi var. Orada farklı bir prosedürle bir yapı yaratıldı. Bizde de anlamı, daha ziyade ortak açıklama metniyle ortaya çıkar.

Ortak açıklama metninde müzakerecilerin, bütün konuları ilgili bütün aktörlerle müzakere etmeye tam yetkili oldukları söyleniyor. Bu da önemli ve sorumluluk gerektiren bir pozisyondur ama aynı zamanda, aynı metin içerisinde alınacak bütün kararların, bunun altını çiziyorum, liderler tarafından kabul edilmesi gerektiği de yazıyor ki bu zaten demokrasinin gereğidir, çünkü demokratik meşruiyet, seçilmiş toplum liderlerindedir.



KIBRIS: Sonuçta siz Kıbrıs Türk toplumunun liderinin belirlediği politika çerçevesinde müzakere edeceksiniz.



Yanıt: Kuşkusuz. Aksi düşünülemez. Aksini düşünmek ve yapmak demokratik prensiplere aykırıdır.



KIBRIS: Ortak açıklama ile ilgili ne kadar katkı yaptınız?



Yanıt: En baştan itibaren, görevi bıraktıktan sonra da zaman zaman cumhurbaşkanı seviyesinde, zaman zaman (Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi) Osman Ertuğ seviyesinde, fikir ve görüşlerimi aldılar ve ben ne zaman kendileriyle bir araya geldiğimi şeffaf bir şekilde yazdım. Her aşamada, gelişmelerle ilgili olarak bana kısa da olsa bilgi verdiler ve yeni doküman geldiğinde fikrimi sordular. Ortak açıklama metninin bütün versiyonlarını gördüm ve düşüncelerimi o aşamalarda söyledim.



KIBRIS: Yani Eylül 2013’ten itibaren sürecin içerisindesiniz.



Yanıt: Evet, en baştan itibaren. Ve onun öncesinde, taraflar arasında ortak açıklamadan ayrı başka bir diyalog daha vardı. Alexander Downer, ortak açıklama değil de başka yollarla müzakerelerin başlama fikrini gündeme getirdiğinde, onlarla ilgili de ne yapılabileceği konusundaki düşüncelerimi söylemiştim.



KIBRIS: Ortak açıklama metnini nasıl değerlendiriyorsunuz? Dengeli bir metin mi?



Yanıt: Ortak açıklama metni bence, her iki taraf için de olumlu unsurlar, aynı zamanda da normal şartlarda çok da memnun olmayabilecekleri unsurları birlikte içeriyor. 1970’li yıllardan itibaren zaten, 1977-79 doruk anlaşmalarına da baktığımızda bu tür, bir sayfalık, yarım sayfalık ya da bir buçuk sayfalık açıklamalarda kaçınılmaz olarak “yapıcı muğlaklık” prensibi geçerlidir.

Yani her iki tarafın da bir miktar kendine, bir miktar diğer tarafa yakın bir şey bulacağı ama açık ve net bir biçimde taraflardan birinin tek kazanan olmayacağı metinlerdir bunlar. Genelde de “yapıcı muğlaklık” bağlamında yoruma açıktırlar. Neye yardımcı olur? Bir tıkanıklığı, bir eşiği aşmanıza yardımcı olur ve aslında olumlu bir şeydir. Mesela 1977-79’a (Doruk Anlaşmaları) baktığımızda, bir cümle, taraflardan birinin lehine başlar, öbürünün lehine biter. O şekilde formüle edilmiş bir şeydir.

Ortak açıklamanın işlevine odaklanmak lazım. Müzakerelerin başlamasını sağlıyor. Ortak açıklamaya ilişkin bence iki tane olumlu unsur var. Bir kere, daha önceki ortak açıklamalardan farklı olarak biraz daha geniş bir çerçeve sunuyor. Bu çerçeve, tarafların çoğu zaman müzakere sürecinde, hep olmuş olan,  birbirlerini karşılıklı suçlamalarını engelleyebilecek olan bir çerçevedir. Bu çerçeve, müzakerelerin sağlıklı ilerlemesine yardımcı olabilecek bir çerçevedir ve müzakereler sonucunda kapsamlı çözüm bulunana kadar tarafların makul bir işbirliği yapmasına zemin teşkil edebilecek bir çerçevedir. Bu anlamda olumlu görüyorum.

İkinci olumlu husus da; en son yakınlaşmalar, muhtemelen Sayın Eroğlu’nun seçilmesinden sonra “polis” konusunda yani “iç güvenlik” konusunda Yakovu ile benim üzerinde uzlaştığımız yakınlaşma kağıtlarıydı. O tarihten bu yana kaç yıl geçti, herhangi bir konuda bir anlaşmaya varılamadı.

Yani iki toplumda da şöyle bir algı gelişmeye başladıydı: “Bizim liderler veya temsilciler bir araya geldiklerinde bir şey çıkmaz, bir konuda anlaşamazlar”. O algının hem güneyde, hem kuzeyde kırılması açısından pozitif bir unsur olduğunu düşünmekteyim. “Demek ki isteyince anlaşabiliyorlarmış”. Toplumların her ikisinde de “Amerikalılar anlaştırdı veya başkası anlaştırdı” şeklinde bir algı var. Önemli olan husus, birileri yardımcı olduğunda olsa dahi, nihayetinde anlaşabiliyoruz demek ki. Onu göstermesi, o olumsuz algının kırılmasına yardımcı olması açısından önemli.

Bir risk vardır. O risk de eğer ortak açıklamanın içeriği, anlamı, kapsamı vs gibi geriye doğru hali hazırda anlaştığımız bir metnin anlamlandırılması üzerinden çok takılırsak, ileri gidemeyiz. O yüzden bunun “yapıcı muğlaklık” prensibiyle hazırlanmış bir metin olduğu gerçeğini kabul edip ileriye bakmamız gerekir. İleriye bakmak da somut konulardır… Yani mülkiyettir. Konuların özüyle ilgili oturup gerçekten al-ver yapmamız gerekir. Mülkiyeti örnek olarak söylüyorum. Yani biz daha az iade olacak bir mülkiyet rejimi istiyoruz, Rum tarafı da daha fazla. Peki, anlaşılır bir şeydir. Bize göre iki kesimliği bu şekilde muhafaza etmek mümkün. Bunun dengesini nasıl kuracağımızı müzakere edip bağlamamız gerekir. Asıl bağlamamız gereken yaşamsal husus da odur zaten. Onlara doğru gidersek, verimli bir müzakere olur. Geriye doğru, halihazırda anlaştığımız bir metne veya ifadelere takılırsak, bence sıkıntılı olur. Ama bizim niyetimizin ileriye bakmak olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.



KIBRIS: Bu ortak açıklamayla çizilen çerçevenin dışına çıkılabilir mi? Ortak açıklamanın zemin olup olmadığına dair siyasi partilerin farklı görüşleri var. Ortak açıklama bir zemin mi
 
13 Şubat 2014 Perşembe 13:40
Okunma: 821
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)