Ana Sayfa » G. Kıbrıs » New York'ta Camp Davıd Tipi Konferans...

New York'ta Camp Davıd Tipi Konferans...

Cenevre Üçlü Görüşmesinde Uzlaşıya Varıldığı İddia Edildi.

 
 
New York'ta Camp Davıd Tipi Konferans...

"İKİ TOPLUMLU İKİ KESİMLİ FEDERASYON PERDESİ EKİMDE KAPANIYOR"

Lefkoşa, 14 Ağustos 11 (T.A.K.): BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Cenevre'de gerçekleşen üçlü görüşmesinde ekim ayında New York'ta Camp David tipi bir konferans yapılması konusunda anlaştığı iddia edildi.

Politis "Cenevre'deki Üçlü Görüşmede Anlaşmaya Varıldı... Ekim'de Camp David Tipi Konferans" başlıklı haberinde, 7 Temmuz'da Cenevre'de gerçekleşen üçlü görüşmenin sonunda Genel Sekreter'in, Eroğlu ve Hristofyas onuruna verdiği yemekten önce iki lideri "ekim ayına kadar çıkmazın kırılmaması halinde iyi niyet misyonunu Güvenlik Konseyi'ne iade edeceği" konusunda uyardığını yazdı.

Habere göre Ban Ki Moon Güvenlik Konseyi'ne, çabasının başarısızlığa uğramasının nedenlerini izah ettikten sonra 1977'den beri uğraşılan çözüm modelinin neden ulaşılabilir olmadığının kanıtlarını ortaya koyacak ancak o noktaya varılana kadar müzakerelerin başarılı sonlanması için bütün olanaklar tüketilecek.

Gazete, Ban Ki Moon'un Cenevre'de, ekim ayında gerçekleşecek bir sonraki randevunun basit bir üçlü görüşme olmayacağı, gazeteciler ve siyasilerden uzak bir yerde Camp David prosedürüne benzeyen üçlü konferans halini alacağı konusunda iki liderin rızasını aldığını yazdı, özetle şunları ekledi:

"Ban Ki Moon'un iki lideri prosedüre bağlama yöntemi ilgi çekicidir. Cenevre'deki çalışma yemeği sırasında Genel Sekreter liderlerin önüne prosedürün ileri gitmesi için çeşitli alternatif seçenekler koydu:

Önce, her iki tarafa da dost bir ülke olan Katar'da, iki liderin müzakere grupları ve BM'den ödenekli uzmanların katılacağı çok taraflı bir görüşme yapılmasını önerdi. Eroğlu olumlu yanıt verdi ancak Hristofyas, böyle bir görüşmeye katılması için bütün siyasi liderliği (siyasi parti başkanları) yanına alması gerektiğini söyledi. Ban Ki Moon, verimli olmayacağı gerekçesi ile bunu reddetti.

Daha sonra Genel Sekreter müzakerelere Türkiye'yi ve Yunanistan'ı da katmaya çalıştı ve Talat döneminde yapılan, Hristofyas'ın Erdoğan'la, Eroğlu'nun da Papandreu ile görüşmesi önerisi yinelendi. Eroğlu, iki lider arasında eşitliğin sağlanması şartıyla bu öneriye olumlu yanıt verdi. Hristofyas da aynı nedenden dolayı öneriyi reddetti.

Ban Ki Moon'un bir sonraki hareketi,  haftada üç görüşme yapılmak suretiyle müzakerelerin Kıbrıs'ta yoğunlaştırılması önerisi oldu. Eroğlu kabul etti ancak Hristofyas devlet başkanı olarak pek çok yükümlülüğü bulunduğunu belirterek, haftada iki görüşme karşı önerisinde bulundu.  Genel Sekreter bunu kabul etti ve haftada iki gün, tam gün müzakereler konusunda anlaşma sağlandı.

Genel Sekreter, BM'nin daha aktif katılımını elde ettikten sonra yoğunlaştırılmış müzakerelerin sonuçlarının değerlendirilmesi için ekim ayı başlarında New York'ta yeni bir üçlü görüşme önerdi. Eroğlu kabul etti ancak Hristofyas AB Konseyi'nde yükümlülükleri olduğunu söyledi. O zaman Genel Sekreter, Ekim sonu New York önerisinde bulundu, her iki lider de kabul etti.

Ban, her iki liderden de 'evet' yanıtını (yoğunlaştırılmış müzakereler ve Ekim sonunda üçlü görüşme) aldığında, önceki çok taraflı üçlü konferans düşüncesini yeniden gündeme getirdi. New York'taki BM ofislerindeki tadilat nedeniyle liderlere BM uzmanlarının da yardımı ile havada olan bütün konuların görüşülebilmesi için, bütün imkânların bulunduğu ancak ne gazetecilerin ne de üçüncü şahısların erişebilirliği olduğu New York dışında belirli bir yer önerdi. Eroğlu derhal 'kabul ediyorum' dedi. Hristofyas önce tereddüt gösterdi ve Ban'a şu soru şeklindeki yorumu yaptı: 'Bize çözüm planı dayatacak mısınız?' Ardından da öneriyi kabul etti ve 20 Ekim'den sonra New York randevusu kesinleştirildi.

Ancak Kıbrıs sorununa ilişkin son raporlardan anlaşıldığı üzere Ban Ki Moon Kıbrıs sorununda sabrını yitirdi ve zamanın, bir uzlaşı çözümü ihtimalini gittikçe daha da uzaklaştırdığına ikna oldu. Yine, Kıbrıs aidiyetli müzakerelerin 'ununu eleyip eleğini astığı', takvimler ve hakemlik olmadan nafile bir çaba olduğu sonucuna vardı."

Gazete, bütün bunların, RMMO deniz üssündeki patlamadan ve Hristofyas'ın iç cephede gücünü kaybetmesinden önce planlandığına dikkat çekerek, uluslararası unsurun Hristofyas'ın sonuna kadar müzakere edip edemeyeceği ve toplumunu en iyi ihtimalle Annan planına yakın bir çözüm planını kabule ikna edip edemeyeceği sorusuna kafa yorduğunu vurguladı. "İKİ TOPLUMLU İKİ KESİMLİ FEDERASYON PERDESİ EKİMDE KAPANIYOR"

Haftalık Kathimerini'ye göre de iki lider Ekim 2011'e kadar, uluslararası konferans düzenlenmesine olanak tanıyacak bütün başlıklarda görüş birliklerine varamaması halinde, BM'nin Kıbrıs sorununun mevcut çözüm prosedürünü devam ettirmeye niyeti yok... "Perde ekim ayında kapanacak. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorunundaki durumla ilgili rapor taslağındaki ana mesaj da budur."

Gazete, Ban'ın raporunda iki bölgeli, iki toplumlu, tek egemenliği ve tek uluslar arası temsiliyeti olan federasyondan söz edildiğini; tek vatandaşlık ifadesine yer verilmediğini, uluslar arası ve çok taraflı konferans ifadelerinin yer almasının da dikkat çekici olduğunu yazdı.

"Ekimde Perdeler ve İki Bölgeliliğin Sonu" başlıklı habere göre, BM yetkilileri perde gerisinde ancak net şekilde, mevcut müzakere prosedürünün iki bölgeli iki toplumlu federasyon için son çaba olduğuna, başarısızlık durumunda tarafların çözüm için başka zeminler araması gerekeceğine dikkat çekiyorlar. Başarısızlık olması durumunda Genel Sekreter'in bir sonraki raporunda yer alacak ana önerilerden biri olması bekleniyor.

Gazete, Rum tarafındaki siyasi çevreleri kaynak gösterdiği haberinde, müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde "iki bölgeli, iki toplumlu federasyonun gömülmesinin artık kuvvetle muhtemel bir senaryo ve gelecekte aynı motifte çözüm için ısrar etmek istemeyen BM için de tek çıkış yolu olduğunu" yazdı.

Habere göre "müzakereleri çok yakından takip eden" kaynaklar, "BM'de, iki bölgeli iki kesimlilik konusunda geliştirilmekte olan argüman, iki toplum arasında 34 yıldır (1977'den beri) sürdürülen çabalara rağmen başarılı olunamayacağı" görüşünde. Ve bu, BM yetkilileri tarafından çok mantıklı bulunan, AB'deki diplomatik çevrelerde de sürekli zemin kazanan bir yaklaşım.

Ancak eski bir Rum devlet yetkilisi, "Bu durum Rum tarafı için korkunç tehlikeli. Böyle bir gelişmede Kıbrıslı Rum müzakereci, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi değil ama toprak iadesine karşılık Ada'nın taksimi patikasında bulunabilir" uyarısında bulundu.

Genel Sekreter, rapor taslağının iki yerinde planlanmakta olan konferanstan söz etti. Bir yerde Kıbrıs Rum tarafının isteği olan "çok taraflı konferans", bir yerinde de Kıbrıs Türk tarafının isteği olan "uluslararası konferans" ifadesine yer verdi.

Gazeteye göre aradaki fark; Rum tarafının uluslararası konferansa müdahil tarafların ve "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin dışında BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ile AB'nin de katılmasını istemesinden, Kıbrıs Türk tarafının ise "dörtlü, beşli veya çok taraflı konferans" ifadesini kullanmasından kaynaklanıyor.

BAN'IN RAPORUNDA TEK VATANDAŞLIĞA YER VERİLMEMESİ "MAKSATLI"

Fileleftheros, "BM: Tek Vatandaşlığı Yok Etti" başlıklı haberinde de, BM Genel Sekreteri'nin raporunda "müzakere zemininin tam olarak kaydedilmediğini", BM'nin tek vatandaşlık ifadesini kullanmaktan kaçındığını yazdı ve diplomatik kaynakların bunun "tesadüf olmadığı" görüşünde olduklarına işaret etti.

Gazete maksadın, tepkileri ölçmek için zemin hazırlamak ve Türk tarafını tatmin etmek olduğunu yazdı ve raporda yer alan "iki oluşturucu taraf" ifadesinin de tesadüf olmadığını vurguladı.

Rum tarafının, müzakere zemininden tek vatandaşlığın çıkartılmasına herhangi bir tepki göstermediği, genel olarak Ban'ın raporunu yorumlamadığı kaydedilen haberde, "Bu muhtemelen,  diğer iç gelişmelerle aynı zamana denk geldiği içindir. Ekonomik kriz, kredi notlarının düşürülmesi, Mari'deki ölümcül patlama hükümetin dikkatini dağıttı" ifadesine yer verildi.

Gazeteye göre, yabancı bir diplomatik kaynak, "Tek vatandaşlığa atıfta bulunulmaması Türk tarafının, oluşturucu devletçiklerin ve merkezi hükümetin ayrı vatandaşlıklar tezi ile bağlantılıdır. Bu hareket,  prosedürün normu haline gelebilir ve müzakerelerin zemini değişebilir. Kıbrıs sorununun tarihi 'tesadüf ihmallerle' ve 'yapıcı belirsizliklerle' doludur" dedi.

(ŞA/GÜR)

 
14 Ağustos 2011 Pazar 16:26
Okunma: 525
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)