Ana Sayfa » Kıbrıs » Ortak Açıklama metninin içeriği - Yazı Dizisi

Ortak Açıklama metninin içeriği - Yazı Dizisi

Sabahattin İsmail Ortak Açıklama metninin içeriği konusunda değerlendirmelerde bulundu.

 
 
Ortak Açıklama metninin içeriği - Yazı Dizisi



Sabahattin İsmail Ortak Açıklama metninin içeriği konusunda değerlendirmelerde bulundu.

İŞTE O YAZI DİZİSİ


Ortak Açıklama metninin içeriği konusunda değerlendirmeler (1)


Sabahattin İsmail

Bugünden itibaren birkaç yazıda Güney’de fırtınalar yaratan, KKTC’de ise, UBP ve DP-UG tarafından bir “görüşme ve anlaşma zemini” olarak kabul edilmeyen, ancak görüşmelerin başlaması için bir vesile olarak değerlendiren “ortak açıklama” metnini değerlendireceğim.

NERDEN İCAP ETTİ?

Hristofyas, DİSİ adayına karşı seçimleri geleneksel müttefikleri olan EDEK ve DİKO’nun desteğiyle kazanmış hükümeti de bu iki partinin katılımıyla kurmuştu. Ne ki bu iki parti Talat-Hristofyas anlaşmalarına ve müzakere sürecinde Hristofyas’ın verdiğini iddia ettikleri “tavizlere” karşı çıkarak hükümetten çekildiler. 
Sonraki seçimlerde ise DİSİ adayı Anastasiadis seçimleri kazanmak için “Ret Cephesi” olarak adlandırılan DİKO ve EDEK’in desteğine ihtiyaç duydu. Söz konusu partilere başvurduğu zaman, onlar bazı taahhütler istediler. Buna göre Anastasiadis, Hristofyas’ın verdiği “tavizleri” geri almalıydı…Bunlar şöyleydi: 
- İki kurucu devletin kabulü, dönüşümlü başkanlık, çapraz oy, bakir doğum, belli sayıda TC kökenli vatandaşın adada kalması, çözümden sonra Türk vatandaşlarına 4 özgürlüğün tanınması, iç vatandaşlık vb…
Muhalefette iken “gevşek federasyonu” savunan Anastasiadis, tam ters bir tutumla, bu taahhüdü vererek onların desteğiyle seçimi kazandı, hükümeti birlikte kurdular, Meclis Başkanlığını da EDEK Başkanına verdi.
Anastasiadis, taahhütleri çerçevesinde “görüşmelerin kaldığı yerden başlamasına karşı olduğunu ve sıfırdan başlamak istediğini” açıkladı…Amacı, Hristofyas’ın verdiğini iddia ettikleri “tavizler”den ve 23 Mayıs – 1 Temmuz Talat-Hristofyas ortak açıklamalarından kurtulmaktı. Çünkü o açıklamalarda “tek egemenlik” olmasına karşın, “iki kurucu devlet”ten söz edilmekteydi…Ayrıca Hristofyas’ın müzakerelerde kabul ettiği diğer hususların da kendisini bağlamadığını açıkladı…
Downer, bunun üzerine, bunca yıllık çabanın boşa gitmemesi için, Talat-Papadopulos; Talat-Hristofyas, Eroğlu-Hristofyas görüşmelerinde üzerinde mutabakata varılan hususları bir belgede toplayarak taraflara sundu ve kayıt altına aldı. Anastasiadis ve Rum partileri bu gelişme üzerine Downer’i “istenmeyen şahıs” ve “Türk yanlısı” ilan ettiler..O belgeyi asla görüşme zemini kabul etmeyeceklerini belirttiler…
Bu durumda geçmiş tüm mutabakatları reddetmiş olduklarından, görüşmelerin uyuşulmuş zeminini de yok etmiş oldular.. 
İşte tam da bu nedenle Anastasiadis ve destekçileri “görüşmelerin zemini yok, bir ortak açıklama yapalım ve bu metinde görüşmelerin zeminini belirleyelim” demeye başladılar…
Hiç şüphesiz asıl amacı, yukarıda da ortaya koyduğum “iki kurucu devlet” başta olmak üzere Hristofyas’ın verdiğini iddia ettikleri “tavizlerden” kurtulmak ve “Ret Cephesi”nin istediği hususları görüşme zemini olarak kabul ettirmekti. Buna göre ortak açıklamada şu hususların yer almasını istediler:

- Tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek uluslar arası temsiliyet
- Kıbrıs Cumhuriyeti’nin evrimleşerek devam etmesi
- İki kurucu devlete dayalı federasyon yerine iki toplumlu ÜNİTER Devlet
- Garantörlüğün iptali
- TC kökenli vatandaşların adadan çıkarılması
- Tüm göçmenlerin mülklerine dönmesi

Doğal olarak Cumhurbaşkanı Eroğlu hem ortak açıklamanın gerekliliğine, hem de bu dayatmalara karşı çıktı…
Ne ki ABD, AB, İngiltere Anastasiadis’e bir şans vermek istediler ve “madem çok ısrar ediyor, ortak açıklama olsun” dediler…
Öneriler gidip gelmeye başladı ancak, Anastasiadis ve Ret Cephesinin dayatmada ısrar etmesi, Eroğlu’nun da dik durarak dayatmaya direnmesi üzerine sonuç alınamadı..

ABD DEVREYE GİRDİ

İşte bu noktada, Türkiye’nin de isteğiyle ABD devreye girdi…Çünkü Türkiye, birçok nedenle, ciddi ve samimi şekilde Kıbrıs sorununun bir an önce çözülmesini istiyor…Bu nedenlerden en önemli 2 tanesi şöyle:

1- AB’a tam üyelik sürecini hızlandırmak ve bloke edilen müzakere başlıklarını açmak istemesi
2- Akdeniz’de İsrail ve Rum yönetiminin bulduğu doğal gazı Türkiye üzerinden AB’a ulaştırmak istemesi

Bu iki önemli neden, aynı zamanda ABD’nin de öncelikli dış politika hedefleridir…Dolayısı ile ABD ile Türkiye’nin dış politika hedefleri tarihin bu anında örtüşmüştür…ABD, bu nedenledir ki tüm ağırlığı ile devreye girerek hazırladığı ortak açıklama taslağını baskıyla taraflara kabul ettirmiştir…

NİYE BASKIYLA?

Çünkü bu ortak açıklama metni ne yüzde yüz Rum taleplerini, ne de yüzde yüz Türk taleplerini içeriyor…
Buna karşın ben iddia ediyorum ki, en az %80 Türk görüşlerini içeriyor…Zaten böylesine karmaşık bir sorunda hiçbir taraf, hiçbir zaman isteklerinin yüzde yüzünü elde edemez.
Anastasiadis ve Ret Cephesi’nin dayattığı taleplerin en önemlileri ise dışlanmıştır…
Yine iddia ediyorum ki bu ortak açıklama Talat-Hristofyas’ın yaptığı 23 Mayıs ve 1 Temmuz Anlaşmalarından çok daha iyidir ve Türk tarafı bu metinle kalıcı kazanımlar elde etmiştir…Bugüne kadar elde ettiği kazanımları korumuş ve üzerine kalıcı ilaveler eklemiştir..
Anastasiadis ve Ret Cephesi ise “ortak açıklama” diye diye, “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan” da olmuş ve açıkgözlük yapayım derken, kendi kazdıkları kuyuya düşmüşlerdir…
Şimdi Güneyde birbirlerinin boğazına sarılmalarının, hükümet krizi çıkmasının ve Anastasiadis’in yalnızlaşmasının nedeni budur.
Yarından itibaren, bu metnin hangi bakımdan %80 lehimize olduğunu, aleyhimize veya eksik olan %20’yi ve bu anlaşmanın Talat-Hristofyas anlaşmasından niye çok daha iyi olduğunu mukayeseli olarak ortaya koyacağım


Ortak açıklamanın içeriği konusundaki değerlendirmeler (2)


Sabahattin İsmail

Yarın resmen yapılacak olan Eroğlu-Anastasiadis ortak açıklaması, Kıbrıs sorunu müzakere sürecinde yapılan ilk açıklama değildir…
İlk açıklama olmadığı gibi, Kıbrıs sorununun tüm yönlerini sihirli bir değnek gibi çözecek mucizevi bir buluş da değildir..

Bu bağlamda ortak açıklama, Kıbrıs sorununun 6 başlığından sadece yönetim başlığı ilgilidir ve federal yapının çerçevesini çizmektedir…
Oysa en az bunun kadar, hatta bundan daha da önemli Garantiler ve Güvenlik; Toprak, Mülkiyet, AB’a üyelik ve derogosyanlar, dönüşümlü başkanlık, ayrı oy çoğunluğu, TC kökenli vatandaşlarımız, veto konusu, Rum yönetiminin 25-30 milyar euro’yu bulan borçlarının ne olacağı, Kıbrıs’ın BM, AB, uluslar arası örgütler ve 3. ülkelerdeki temsiliyetinde iki kurucu Halkın eşit katılımı, Kurucu Devletlerin 3. Ülkelerle direk ilişki kurması, adanın doğal kaynaklarından elde edilecek gelirin bölüşülmesi, TÜRK-YUNAN DENGESİNİN KORUNMASI açısından vazgeçilmez olan Türk vatandaşlarına 4 özgürlüğün tanınması ve Türkiye AB’a tam üye olana kadar, AB üyeliği nedeniyle Yunanistan’a tanınan hakların Türkiye’ye de tanınması vb. birçok çok ciddi konular henüz ellenmemiştir bile…
O nedenle daha işin başında umut pompalamak ve “bu iş birkaç ay içinde bitecek” demek, hele hele Güney’deki şövenist muhalefetin tavrı ortadayken, abesle iştigal etmektir..

Nitekim, geçmişte, Denktaş Makarios, Denktaş Kiprianu, Talat-Papadopulos (8 Temmuz); Talat-Hristofyas (23 Mayıs) ve yine Talat-Hristofyas (1 Temmuz) ortak açıklamaları da yapılmıştır, ama bir çözüme ulaşılamamıştır…

BM tarafından kabul edilen geçerli parametreler, ilave olarak görüşme sürecinde bugüne kadar üzerinde mutabakata varılan hususlar ve en son Downer’in taraflara sunduğu üzerinde anlaşmaya varılan hususlar belgesi de müzakereler için gerekli zemini oluşturmaktaydı. Ama yine bir çözüme ulaşılamamıştır…
Niye?
Çünkü egemen-eşitliğe ve iki Halka-İki kurucu devlete-iki demokrasiye dayalı Yeni Bir Ortaklık Devleti istemiyorlar…Yüzde yüz kendilerine ait olan “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni, hep aşağıladıkları ve “börekçi-şamişici-barbar” olarak niteledikleri Türk Halkıyla ve “gayrı meşru” gördükleri Türk Kurucu Devletiyle eşit şekilde paylaşmak istemiyorlar…Rum Halkı buna hazır değildir, böyle bir paylaşımı hazmedebilecek, sindirebilecek olgunlukta değildir…

ORTAK AÇIKLAMADA LEHİMİZE OLAN HUSUSLAR

Ortak açıklamanın 1. Maddesinde şöyle deniyor:

- “Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin DEMOKRATİK İLKELERİNE insan haklarına, temel özgürlüklerine,İKİ TARAFIN AYRI KİMLİKLERİNE ve BÜTÜNLÜĞÜNE saygı duyularak AB içinde birleşik bir Kıbrıs’ta ortak gelecekleri sağlama alınacaktır”
Bu ifadenin anlamı adada ayrı bir Kıbrıs Türk Halkı (ayrı kimlik) olduğu ve bu Halkın ayrı bir demokrasisi bulunduğudur…
“İKİ TARAFIN KİMLİK VE BÜTÜNLÜĞÜNE SAYGI” ifadesi ise “İKİ DEVLETİN KİMLİK VE BÜTÜNLÜĞܔ olarak algılanmalıdır…Böyle olmadığı iddia edilirse o zaman NEYİN BÜTÜNLÜĞܒne saygı istenmektedir? Sözü edilen “İKİ TARAF” eğer “İKİ DEVLET” değilse nedir?
Dolayısı ile bu ifade Rum yönetiminin inkar ettiği “AYRI KİMLİĞİ olan İKİ HALK VE İKİ DEVLET-İKİ DEMOKRASİ” gerçeğini dolaylı olarak, Rum yönetiminin tepki göstermeyeceği şekilde ifade edilmesinden başka bir şey değildir ve lehimize olan bir vurgudur..
Nitekim aşağıda aktardığım paragrafta da görüleceği gibi, “AYRI VE EŞ ZAMANLI REFERANDUMLARIN GERÇEKLEŞTİRİLMESİNDEN” söz edilmektedir, ki bu da Kuzeyde ayrı egemen bir Halk, ayrı egemen bir devlet, ayrı özgür bir irade olduğunun kabulü demektir. Eğer ayrı egemen bir devlet yoksa, referandum hangi devletin yasasıyla ve hangi devletin kurumları tarafından yapılacaktır? Ayrı egemen bir Halk yoksa referandumda kimler oy verecektir, kimin egemen iradesini ortaya koyacaktır?

2. MADDEDE NE VAR?

Ortak açıklamanın 2. Maddesinde ise şöyle deniyor:

- Çözümlenmemiş tüm temel konular masada olacak ve BİRBİRLERİ İLE İLİŞKİLİ BİR ŞEKİLDE GÖRÜŞÜLECEKTİR. Liderlerin amacı EN KISA ZAMANDA çözüme varmak ve akabinde de AYRI VE EŞ ZAMANLI REFERANDUMLAR gerçekleştirmek olacaktır
Bu maddede yer alan konuların “BİRBİRLERİ İLE İLİŞKİLİ BİR ŞEKİLDE GÖRÜŞÜLECEK” olması, Rum tarafının Hristofyas zamanından beri istediği, ancak Türk tarafının reddettiği bir konuydu…
Rum tarafı örneğin toprak-mülkiyet ve göçmenlerin geri dönüşü konularını ilişkilendirmek ve birlikte görüşmek istemektedir…Çünkü bize “eğer çok toprak isterseniz, içinize çok Rum dönmesini kabul edeceksiniz…Eğer içinize çok Rum dönmesini istemezseniz daha çok toprağı vereceksiniz” diyeceklerdir …

Oysa Türk tarafı başından beri her başlığın kendi içinde farklı özellikleri olduğunu, o nedenle ayrı ayrı görüşülmesi gerektiğini savunmuştur.

Örneğin, Toprak konusunun “verimlilik, yeterlik, güvenlik ve tapu” kriterleri çerçevesinde belirlenmesi, başka bir konunun karşılığı olarak ele alınmaması gerektiği savunulmuştur…

Örneğin mülkiyet konusunun, “takas-tazminat” ağırlıklı olmak üzere ve az miktarda da iade ile çözülerek sıfırlanmasını savunmuştur…İçimize dönecek Rum sayısında da Türklerin Türk Kurucu Devletinde mülkiyet ve nüfusta bariz ve çok belirgin bir üstünlüğe sahip olması savunulmuştur…
Dolayısı ile kendi içinde farklı özellikleri ve kriterleri bulunan konuların birbiriyle ilişkilendirilmesine hep karşı çıkılmıştır…

Ortak Açıklama metninde bu hususun yer alması, “çok acil çözüm” dayatmasıyla bağlantılı olduğu açıktır…Bu yöntemde Türk tarafının toprak ve mülkiyette daha çok taviz vermesi için masada çok sıkıştırılacağı ve dış güçlerin çok yoğun baskısına açık hale geleceği kesindir…

Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ve müzakerecilik görevine getirdiği Kudret Özersay’ın, bu yöntemin uygulanmasıyla çok sıkıştırılacağı açıktır…
Türk tarafı masada bu yöntemi etkisiz hale getirmek için her başlığa özel KRİTERLER belirlemesi ve her başlığın belirlenecek kriterler çerçevesinde müzakere edilmesinden taviz vermemesi gerekmektedir…
Yarınki yazımda da ortak açıklamadaki en kritik 3. Ve 4. Maddeyi değerlendireceim…

Ortak Açıklama metninin içeriği konusunda değerlendirmeler (3)

Sabahattin İsmail

Ortak açıklama metnini bugün de değerlendirmeye devam ediyorum:
Bugün resmen açıklanacak olan ortak açıklama metninin 3. Paragrafının ilk cümlesinde şöyle deniyor:

- “ Çözüm Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararları ve Doruk Anlaşmalarında belirlendiği üzere Siyasi EŞİTLİĞE dayalı, iki bölgeli ( Bİ-ZONAL ) iki toplumlu federasyona dayanacaktır…”
Burda iki tarafın ağzına da bir parmak bal çalındığı anlaşılmaktadır….
“Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararları” bizim dışımızda, tek yanlı olarak alındığı ve genellikle Rum görüşlerine destek verdiği için vurgulanmasını tercih etmediğimiz, ama her zaman ifade edilen bir husustur.
Buna karşın “SİYASİ EŞİTLİĞE” vurgu yapılması, lehimizedir, bizi “azınlık” olarak gören, devleti ve egemenliği bizlerle paylaşmak istemeyen Rum tezi aleyhinedir ve dengeyi sağlamaktadır…

SİYASİ EŞİTLİK NEDİR?

Bunun anlamı, çözümün “çoğunluk-azınlık” ilişkisi temelinde olmayacağı, anlaşmayla ortaya çıkacak olan yeni devletin, yani “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nin, nüfus olarak çoğunlukta olması nedeniyle Rum ağırlıklı olmayacağı, Rum tarafının istediği her kararı kendi aklına göre alamayacağı, devleti tek başına temsil edemeyeceği, iki Halkın da nüfusu ne olursa olsun, adanın yönetiminde eşit ve etkin söz hakkına sahip olacağıdır… 
Buna ilaveten “siyasi eşitlik” aynı zamanda “egemenlik” kavramını da içermektedir…Çünkü, Egemen olmayanların eşit olması da söz konusu değildir…Eşit değilseniz, “azınlıksınız”; Azınlıksanız kendi kendini yönetebilen bir HALK değilsiniz, çoğunluk tarafından yönetilen bir etnik topluluksunuz; Halk değil de yönetilen bir etnik azınlık topluluğu iseniz o zaman egemen değilsiniz…
Dolayısıyla SİYASİ EŞİTLİK kavramı, ayrı EGEMEN bir HALK olmak demektir….

BI-ZONAL KAVRAMI NEDİR? 

Bu cümlede olumlu olan bir diğer husus ise, “BI-ZONAL-iki kesimlilik” vurgusudur.
Nitekim metinde Rumların tercih ettiği ve geçmişte büyük kavga çıkardıkları “BI-REGIONAL” kavramı değil, “BI-ZONAL” kavramının kullanılmıştır…
Bilindiği gibi “Bi-Regional” kavramı, “ÜNİTER BİR DEVLET İÇİNDE DEĞİŞTİRİLEBİLİR İDARİ EYALET VEYA BELEDİYE SINIRLARINI” anlatmaktadır.

“Bi-Zonal” kavramı ise “İKİ KESİM ARASINDA DEĞİŞTİRİLEMEZ, KESİN SINIRLARI” ifade etmektedir. Anımsanacağı gibi 1979’da imzalanan 10 maddelik Denktaş-Kiprianu anlaşmasından sonra bu kavramlar üzerinde aylarca süren tartışmalar olmuş ve sonunda BM eski Genel Sekreteri Kurt Waldheim, devreye girerek üzerinde anlaşmaya varılan kavramın “Bi-Regional” değil, “Bi-Zonal” olduğunu söyleyerek tartışmaya nokta koymuştu. 
Buna karşın Rum tarafı, “Bi-Zonal” kavramının doğal bir sonucu olarak Türk tarafının talep ettiği sınırları kesin olan “FOUNDİNG STATE”- iki kurucu devlet) kavramını reddetmiş ve savundukları “Bi- Regional” kavramının başka şekilde ifadesi olan “Birleşik Kıbrıs’ın değiştirilebilir idari sınırları olan iki EYALETTEN” oluşacağı anlamına gelen “PROVİNCE- EYALET” kavramını kullanmakta ısrar etmiştir…

BM ise,bu tartışma üzerine “Founding State ve Province” kavramlarını kullanmamış, orta yol olarak “yapıcı belirsizlik” yöntemini benimseyerek bu iki kavramın yerine “Constituent State- OLUŞTURUCU DEVLET” kavramını kullanmayı tercih etmiştir…Nitekim bu kavram ilk kez Annan Planı’nda kullanılmış, daha sonra da Talat-Hristofyas tarafından yapılan 23 Mayıs anlaşmasında yer almıştır…Ne ki Türk tarafı bu kavramı “kurucu devlet”, Rum tarafı ise bunu “eyalet” olarak tercüme edip böyle kullanmayı sürdürmüştür.
Ve, şimdi ABD tarafından son şekli verilen Ortak Açıklama taslağında da yine “Constituent State” kavramı kullanılmıştır…Nitekim Rumlar bu kavramı, savundukları “Bi-Regional” kavramının devamı olarak “değiştirilebilir sınırları olan EYALET” olarak tercüme eder ve asla “devlet” olarak telafuz etmezken; Türk tarafı da bunu, savunduğumuz “Bi-Zonal” kavramının devamı olarak değiştirilemez sınırları olan KURUCU DEVLET” olarak tercüme ediyor…

Sonuç olarak bence asıl önemli olan, geçerli bir BM parametresi haline gelen ve son anlaşmada da yer alan “BI-ZONAL” kavramının kullanılmış olmasıdır. Bu Türk tarafının lehine olan bir durumdur ve adı ne olursa olsun, egemenliklerinin bir kısmını devrederek Birleşik Kıbrıs Devletini kuracakolan iki eşit-egemen yapının, anlaşmayla belirlenecek sınırlarının değiştirilemeyeceğini ortaya koymaktadır…
Türk tarafı müzakere sürecinde bu kavramı ( Bi-Zonal) ileri götürerek “iki kurucu devletin anlaşmayla belirlenecek sınırlarının hiçbir şekilde tek yanlı olarak değiştirilemeyeceği” ifadesinin, anlaşma metnine açıkça yazılmasında ısrarlı olmalıdır…

4. MADDE DESTEKLİYOR

Bu konuda yapılacak ısrarı haklı gösterecek olan bir başka husus zaten anlaşmanın 4. Maddesinde yer almaktadır..Bu maddede “bir başka ülkeye bağlanma, taksim, ayrılma” yanında, “ anlaşmayla ortaya çıkacak düzenin ( STATE OF AFFAİRS) bozulması da yasaklanmıştır”. 
Bu da anlaşmayla ortaya çıkacak düzen yanında bu düzenin bir parçası olan iki kurucu devletin sınırlarının da tek yanlı olarak değiştirilemeyeceği ve 1963’de olduğu gibi, “bir tarafın tek başına ortak federal devleti ele geçiremeyeceği” anlamına gelmektedir.
O nedenle Türk tarafının, yukarıda sözünü ettiğim “iki kurucu devletin anlaşmayla belirlenecek sınırlarının hiçbir şekilde tek yanlı olarak değiştirilemeyeceği” ifadesinin net olarak anlaşma metnine ilave edilmesinde ısrar etmesi haklı bir durumdur
Yarınki yazımda ise anlaşmada yer alan “tek egemenlik” kavramının ne anlama geldiğini değerlendireceğim

Ortak Açıklama metninin içeriği konusunda değerlendirmeler (4)


Sabahattin İsmail

Ortak Açıklama metnini bugün de değerlendirmeye devam ediyorum.
Dün birinci cümlesini değerlendirdiğim 3. maddenin ikinci cümlesinde ise şöyle denmektedir:

- “ BM ve AB üyesi olarak Birleşik Kıbrıs’ın birleşik bir hukuk kişiliği, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerden EŞİT OLARAK NEŞET EDECEK ( emanetes), BM şartı altında tüm BM üyesi devletlerin sahip olduğu egemenlik olarak belirlenecek tek egemenliğe sahip olacaktır.”

DIŞ EGEMENLİKTİR

Burada sözü edilen “BM şartı altında tüm BM üyesi devletlerin sahip olduğu egemenlik olarak belirlenecek tek egemenlik”, “DIŞ EGEMENLİKTİR. Yani, devletin bağımsızlığı ve 3. Ülkeler karşısında onlar gibi eşit-egemen olduğudur…

Nitekim Rum muhalefeti de, uluslar arası hukuk uzmanları da bunun “DIŞ EGEMENLİK” olduğunu ortaya koymuşlardır…
Bizim bu anlamdaki “BM şartında sözü edilen diğer ülkelere karşı egemenliğe” bir itirazımız yoktur…İki Halklı-iki kurucu devletli Birleşik Kıbrıs dışta tek temsiliyete sahip bağımsız-egemen bir devlet olacağına göre bu doğaldır…

ÖNEMLİ OLAN İÇ EGEMENLİKTİR

Önemli olan iç egemenliktir, yani kurucu Halkların-Devletlerin EGEMEN olup olmayacaklarıdır; Federal merkezi devletin müdahalesi ve dayatması olmadan, kendi kendilerini yönetmekte ve kurucu devletlere bırakılan egemenlik yetkileri-konuları-alanları çerçevesinde 3. Ülkelerle direkt ilişki kurmakta yetkili olup olmayacaklarıdır…
Bu konuda ortak anlaşmada yer alan ifadeler Kıbrıs Türk tarafının lehinedir…Rum tarafında kopan yaygaranın nedeni de budur. Nitekim Rum muhalefeti “metinde sözü edilen tek egemenlik bizim istediğimiz tek egemenlik değildir, bu dış egemenliktir, egemenliğin iki taraftan neşet etmesi kabul edilemez, egemenlik tek Kıbrıs Halkından kaynaklanmalıdır ” derken; Hrisofyas da “Benim Talat’la yaptığım 1 Temmuz anlaşmasında kabul ettirdiğim tek bölünmez egemenlik sulandırılmıştır, zayıflatılmıştır, Türk tarafı kendi egemenlik anlayışını ileri götürmüştür” diye konuşmuştur…
Ortak açıklama metninde “Birleşik Kıbrıs’ın hukuki kişiliğinin, Kıbrıslı 
Rumlarla Kıbrıslı Türklerden EŞİT OLARAK NEŞET EDECEĞİNİN - EMANETES) vurgulanması, Kurucu Halkların EGEMEN olduklarının ifadesidir…Egemendirler ki, ortak devletin egemenliği bu iki Halktan kaynaklanmaktadır…Yani, egemenliklerinin bir kısmını anlaşmayla kuracakları merkezi devlete verecekler, geri kalan artık egemenlik yetkilerini de kendileri kullanacaklardır….
Bu bütünüyle savunduğumuz tezdir…Ve 1 Temmuz-Talat-Hristofyas anlaşmasında altı doldurulmayan “Tek-bölünmez egemenlik” kavramından çok daha ileridir…

Eğer metinde sözü edilen “Türkler” ayrı bir HALK-ayrı bir DEVLET değilse, o zaman EGEMEN değildir…Egemen değilse, o halde egemenlik “Türkler”den nasıl NEŞET edecektir? 
Demek ki ortak açıklamada sözü edilen “egemenliğin Türkler ve Rumlardan neşet etmesi” ifadesi, Rum tepkisi nedeniyle açık olarak yazılmasa da, “Türkler ve Rumlar”ın “AYRI, EŞİT ve EGEMEN birer HALK” oldukları anlamına gelmektedir…

Bir başka deyişle, “Türk HALKI ve Rum HALKI” yazmaktan kaçınıp, sadece “Türkler ve Rumlar” ifadesini kullanmak, “TÜRKLER VE RUMLARIN AYRI EGEMEN BİR HALK” olduğu gerçeğini ortada kaldırmıyor…Çünkü, “Egemenliğin Türkler ve Rumlardan” kaynaklanması, “Türkler ve Rumların” EGEMEN BİR HALK olduğu olgusunu doğal olarak kendi içinde barındırıyor. 

EGEMENLİK 3’e BÖLÜNDÜ

Bir başka deyişle Birleşik Kıbrıs’ta 3 ayaklı bir egemenlik olacaktır ve Rumların istediği gibi “bölünmez” olduğu iddiası bir yana, 3’e bölünmüştür:

1-İki kurucu Halktan-devletten neşet edecek olan merkezi devletin dışa karşı kullanacağı DIŞ EGEMENLİK… Kurucu devletlerin verdiği yetkiler (tanımlanmış ve federal Anayasada sıralanacak yetkiler) kadar egemenlik kullanacak olan Federal devletin MERKEZİ EGEMENLİĞİ…
2-Türk Kurucu Devletinin merkezi devlete devretmediği tüm artık yetkilerden ( tanımlanmamış ve o an akla gelen ve gelmeyen tüm yetkiler) oluşan İÇ EGEMENLİĞİMİZ
3-Rum kurucu Devletinin merkezi devlete devretmediği tüm artık yetkilerden ( tanımlanmamış ve o an akla gelen ve gelmeyen tüm yetkiler) oluşan İÇ EGEMENLİĞİ

Bu yanıyla ortak metinde yer alan bu egemenlik anlayışı, Rumların savunduğu türden federasyonlar olan (adı federasyon, içeriği ÜNİTER ) Avustralya ve Almanya Federasyonlarında örneğini gördüğümüz egemenlik anlayışından çok uzaktadır ve KONFEDERAL unsurlar içermektedir…
Bir başka deyişle buna GEVŞEK FEDERASYON da denebilir…Çünkü ortak metnin öngördüğü federasyon modeli kesinlikle Rum tarafının istediği “MERKEZİ YANI GÜÇLÜ FEDERASYON” değildir; “ÜNİTER DEVLET” hiç değildir…

O nedenle “Eroğlu tek egemenliği kabul etti” şeklindeki suçlamalar yersiz ve dayanaksızdır…Esasen aksi olsaydı, Rum Hükümetindeki DİKO, EDEK, EUROKO partileri ile tüm muhalefet bu konuda “Türkler egemenlik konusunda istediklerini aldılar, bu metin kabul edilemez ” şeklinde yaygara koparmayacaklardı…

Şimdi önemli olan müzakere masasında bu kavramların ve yorumların sözünü ettiğim şekilde detaylı olarak ortaya konarak milim taviz vermeden savunulmasıdır…Bu konuda Cumhurbaşkanı Eroğlu’na, müzakereci Kudret Özersay’a ve siyasi danışmanı-sözcüsü Osman Ertuğ ile tüm müzakere heyeti üyelerine güveniyoruz.
Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığının, Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın eski müsteşarı Ergün Olgun’dan, Kıbrıs uzmanları TC Dışişleri Bakanı eski müsteşarı Korkmaz Haktanır’dan, eski müsteşar yardımcısı Tugay Uluçevik’ten, Kıbrıs Masası eski Başkanı emekli Büyükelçi Duray Polat’tan gerektikçe teknik katkı almasının, Türk heyetini çok daha güçlü yapacağı hususunun altını çizmek istiyorum.

Ortak Açıklama metninin içeriği konusunda değerlendirmeler (5)


Sabahattin İsmail

Ortak Açıklama metninin 3. maddesinin 3. Cümlesi “Federal vatandaşlık ve İç vatandaşlık” konuları ile ilgilidir ve şöyle denmektedir:
- “Federal Yasa tarafından düzenlenecek Birleşik bir Kıbrıs vatandaşlığına sahip olunacaktır. Birleşik Kıbrıs’ın tüm vatandaşları, ya Kıbrıs Rum Kurucu Devletinin, ya da Kıbrıs Türk Kurucu Devletinin vatandaşı olacaktır. Bu kimlik iç vatandaşlık şeklinde ve tamamlayıcı olacaktır. Hiçbir şekilde birleşik Kıbrıs vatandaşlığının yerini almayacaktır”

3 AYAKLI VATANDAŞLIK

Buna göre, Egemenlik konusunda olduğu gibi vatandaşlık konusunda da 3 ayaklı bir vatandaşlık öngörülmektedir..

1- Federal devlet vatandaşlığı ( uluslar arası alanda geçerli Birleşik Kıbrıs vatandaşlığı)
2- Rum Kurucu Devlet Vatandaşlığı ( iç vatandaşlık)
3- Türk Kurucu Devlet Vatandaşlığı ( iç vatandaşlık)
“İç Vatandaşlık” da, egemenlikte olduğu gibi, ortak açıklama metninde yer alan bir başka güçlü Konfederal unsurdur…Örneğin Rum tarafının istediği türden federasyonlar olan Avustralya ve Almanya federasyonlarında eyaletlerin ayrı vatandaşlıkları yoktur; tek bir Avustralya, tek bir Almanya vatandaşlığı vardır…

Bu durumda Birleşik Kıbrıs vatandaşlarının cebinde kendi Kurucu Devletleri tarafından verilecek ikinci bir kimlik olacaktır…Bu Rum Kurucu Devleti veya Türk Kurucu Devleti kimliği olacaktır…Bir başka deyişle, adının önüne “Türk Kurucu Devleti” sıfatını alacak olan KKTC Devletinin vatandaşlığı “İÇ VATANDAŞLIK” olarak devam edecek ve bunun simgesi de cebimizde şu an tuttuğumuz “KKTC KİMLİĞİ” olacaktır…
Bu konu doğrudan AYRI EGEMENLİKLE ilgilidir ve KURUCU HALKLARIN-DEVLETLERİN İÇ EGEMENLİĞE SAHİP OLDUKLARININ KANITIDIR…Çünkü ayrı vatandaşlık olması ve ayrı vatandaşlık kimliği verebilmek için egemen bir devletin olması koşuldur…Sadece bu olgu bile, nasıl ifade edilirse edilsin, Kurucu iki Halkın-Devletin İÇ EGEMENLİĞE sahip olduklarının ve adada içe yönelik TEK EGEMENLİK değil, 3 parçalı egemenlik olduğunun kanıtıdır…

İÇ VATANDAŞLIK NE İŞE YARAYACAK?

İç vatandaşlığa sahip olacak olanların ne gibi haklardan yararlanacakları, Birleşik Kıbrıs Vatandaşlığı ile Kurucu Devlet Vatandaşlığının farkının ne olacağı sıkça sorulan bir sorudur…
Aynı zamanda Birleşik Kıbrıs vatandaşı kimliği taşıyacak olan Türk ve Rum Kurucu devletlerinin vatandaşları, federal Anayasada belirlenecek haklardan yararlanacaktır…Örneğin, Federal devlet bürokrasisinde, federal devlet kurumlarında, Bakanlıklarında, organlarında görev alma, federal devlet pasaportu alma, o pasaportla seyahat etme, federal devlet seçimlerinde aday olma, oy kullanma vb…

Kurucu Devlet Vatandaşları ise, yukarıda sıralanan haklara ilaveten, Kurucu devlet seçimlerinde aday olma, oy kullanma, Kurucu devlet mekanizmalarında çalışma ve Kurucu Devlet Anayasasında öngörülen haklardan yararlanma hakkına sahip olacaklardır…Özetle, şu anda KKTC vatandaşlığının sağladığı tüm haklara sahip olmaya devam edilecektir
Bir başka deyişle Rum Kurucu Devletinde yaşayacak olan Türk Kurucu Devleti vatandaşı kişiler o devletin seçimlerine katılamayacaklar, oy kullanamayacaklar, o devletin mekanizmalarında görev alamayacaklardır…
Aynı şeyler Türk Kurucu Devleti içinde yaşayacak olan Rum Kurucu Devleti vatandaşları için de geçerli olacaktır…

Peki bu neye yarayacaktır?

Bu, gün gele, serbest yerleşme hakkından yararlanacak Rum Kurucu Devlet vatandaşlarının, Kuzeye yerleşerek bizim seçimlerimize katılmalarına, seçimleri etkileyecek bir çoğunluğa ulaşmalarına, aday olmalarına ve bizim devlet mekanizmalarımızda görev almalarına engel olacaktır…
Kuzeye yerleşip bu haklardan yararlanmak isteyecek kişilerin Rum kurucu devlet vatandaşlığından çıkmaları gerekecektir. Böyle bir durumda bile onlara vatandaşlık vermek Türk Kurucu Devletinin egemenlik yetkisinde olacaktır. Merkezi Devlet, Kurucu Devletlere bu konuda bir talimat veremeyecektir.
O nedenle İÇ VATANDAŞLIK, İç egemenlikle doğrudan bağlantılıdır ve İÇ EGEMENLİĞİMİZİ korumaya yarayacak çok önemli bir ek güvencedir…

HERŞEY 3 TANE OLACAK

Aslında sadece egemenlik ve vatandaşlık konularında değil anayasada da, meclislerde de hükümetlerde de hep 3’lü yapı olacaktır…

Örneğin 3 Anayasa olacaktır:

- Federal Birleşik Kıbrıs Anayasası, Türk ve Rum Kurucu Devletleri Anayasaları

Örneğin 4 Meclis olacaktır olacaktır:

Federal Birleşik Kıbrıs Temsilciler Meclisi ( her kurucu devlet nüfusuna göre milletvekili gönderecektir)
- Federal Birleşik Kıbrıs Devletler Meclisi ( Senatosu) ( Her Kurucu Devlet eşit sayıda temsilci gönderecektir)
- Türk Kurucu Devleti Meclisi
- Rum Kurucu Devleti Meclisi
Örneğin 3 hükümet olacaktır:
- Birleşik Kıbrıs Hükümeti, Türk ve Rum Kurucu Devletleri hükümetleri
Örneğin 3 Devlet Başkanı olacaktır:
- Birleşik Kıbrıs Devlet Başkanı, Türk ve Rum Kurucu Devletlerinin Başkanları ( Başkanlık Sistemine geçmezsek, bir de Başbakanımız olacaktır)

Bütün bu hususlar, yukarıda sözünü ettiğim “iki egemen Halk, iki kurucu devlet, Siyasi eşitlik, merkezi devletin egemenliğinin iki eşit kurucu Halktan neşet etmesi, İÇ EGEMENLİK, İÇ VATANDAŞLIK, ARTIK YETKİLERİN KURUCU DEVLETLERDE KALMASI vb, özelliklerle birlikte değerlendirildiği zaman, ortak açıklamada çok esaslı Konfederal unsurlar olduğunu ve merkezi yanı güçlü bir federasyondan çok, GEVŞEK BİR FEDERASYON modelinin öngörüldüğünü kanıtlamaktadır…
Yeter ki müzakere masasında sağlam durulsun; ortak açıklamada belirtilen bu ilkeler doğru şekilde yorumlanarak geriye gidilmesin; nihai anlaşma metnine doğru şekilde yazılsın….
Yarınki yazımda “artık yetkiler” ve bu yetkilerin nasıl kullanılacağı konusunu değerlendireceğim

Ortak Açıklama metninin içeriği konusunda değerlendirmeler (6)


Sabahattin İsmail

Ortak açıklama metninin 3. Maddesinin 5. Paragrafı “ARTIK YETKİLER”le ilgilidir. Bu paragrafta şöyle denmektedir:

- Federal hükümetin yetkileri ve belirlenmiş yetkilerle ilişkili olacak konular, Anayasada saptanacaktır. Federal Anayasa aynı zamanda ARTIK YETKİLERİN KURUCU DEVLETLER TARAFINDAN KULLANILMASINI öngörecektir…Kurucu devletler tüm yetkilerini federal hükümetin MÜDAHALELERİNDEN UZAK BİR ŞEKİLDE tam ve kesin olarak kullanacaktır. Federal yasalar kurucu devletlerin yetkileri dahilinde olan KURUCU DEVLET YASALARINI İHLAL ETMEYECEKLERDİR. Kurucu devletlerin yasaları da Federal hükümetin yetkileri dahilinde olan yasaları ihlal etmeyecektir. Yukarıdaki konularla ilgili herhangi bir anlaşmazlık federal Yüksek Mahkeme tarafından çözülecektir. TARAFLARDAN HİÇBİRİ DİĞER TARAF ÜZERİNDE YETKİ VE OTORİTE KURAMAYACAKTIR…

EGEMENLİĞİMİZİ İÇERİYOR

Bu paragraf da, AYRI EGEMENLİĞİMİZİ içermektedir ve bugüne kadar savunulan tezimizle uyumludur. Buna göre;

1- Türk ve Rum Kurucu Devletleri, kendi egemenlik yetkilerinin bir kısmını merkezi devlete devredeceklerdir…Devredilen bu yetkiler ( TANIMLANMIŞ YETKİLER) Federal Anayasaya yazılacaktır…
2- Merkezi devlete devredilenler dışında kalan, yani FEDERAL ANAYASAYA YAZILMAYAN ve o an akla gelen- gelmeyen tüm ARTIK YETKİLER ( TANIMLANMAMIŞ TÜM EGEMENLİK YETKİLERİ) Kurucu Devletlere kalacaktır…
3- Kurucu Devletlerin, kendilerine ayırdıkları tüm ARTIK YETKİLERİ merkezi devletin müdahalesi olmadan kullanacakları Federal Anayasada belirtilecektir…(Yani İÇ EGEMENLİKLERİ Anayasal güvence altına alınacaktır…)
4- Federal hükümet, Kurucu Devletlerin yetkili olduğu konularda ( KURUCU DEVLET EGEMENLİK ALANINDA) yasa çıkarmayacaktır…
5- Kurucu Devletler de Federal Devletin yetkili olduğu alanlarda veya o yasalara ters olan, o yasaları ihlal eden yasa çıkaramayacaktır…
6- Yetki alanları konusunda çıkabilecek anlaşmazlıklar Yüksek Mahkeme tarafından çözülecektir..(BİR BAŞKA DEYİŞLE, MERKEZİ DEVLET, KURUCU DEVLETLERE “BEN FEDERAL DEVLETİM, BEN SENDEN ÜSTÜNÜM, BENİM DEDİĞİM OLACAK, SENİN YASAN GEÇERSİZDİR, BENİM YASAMA UYACAKSIN vb…) diyemeyecektir…İtirazı olan mahkemeye gidecektir…
7- Merkezi devlet Kurucu devletler üzerinde, kurucu devletler de birbirleri üzerinde yetki ve otoriteye sahip olmayacağı gibi, böyle bir girişimde de bulunamayacaktır…(Bir başka deyişle Merkezi Devlet veya Rum Kurucu Devleti Türk Kurucu Devleti üzerinde EGEMENLİK kuramayacaktır…Her parça ( Merkezi devlet ve 2 kurucu devlet), kendi egemenlik alanında serbestçe yetki kullanacaktır..

BAKİR DOĞUM ( virgin birth) ÖNGÖRÜLÜYOR 
Ortak açıklama metninin 4. Maddesinin 1. Ve 2. Cümlelerinde ise şöyle denmektedir:

- Birleşik Kıbrıs Federasyonu, ayrı ve eş zamanlı referandumlarda onaylanacak çözümden sonra ortaya çıkacaktır. Federal Anayasa Birleşik Kıbrıs federasyonunun iki eşit kurucu devletten oluşacağını belirleyecektir..
Bu ifade de yüzde yüz Türk tezi ile uyumludur…
Bu cümlenin anlamı anlaşmayla kurulacak devletin YENİ BİR DEVLET olacağı ve mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olmayacağıdır…
Bilindiği gibi Rum tarafı, Annan Planı’ndaki bir Sir David Hannay buluşu olan ve “partenejonez” dedikleri “bakir doğum-virgin birth” a karşı çıkmaktaydı. Bunun yerine mevcut “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin evrimleşme yoluyla federal bir devlete dönüşmesini” dayatmaktaydılar.
Nitekim Papadopulos, Annan Planı’na HAYIR çağrısında,”ben uluslar arası tanınmış bir devlet aldım, bu devleti bir topluma dönüştüremem” demişti… Çünkü Annan Planı, KKTC ile Kıbrıs Cumhuriyeti’ni birer oluşturucu devlete dönüştürmekte ve varılacak anlaşma ile bu iki devletten hiçbirinin devamı olmayan YENİ bir devletin, İsa’nın bakire Meyrem’den doğması gibi, doğmasını öngörmekteydi… 

Anastasiadis, buna karşı “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin evrimleşerek federasyona dönmesini ve Türkleri de içine alarak devam etmesini” dayatmaktaydı. 
Geçmişte Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş, şimdi de Cumhurbaşkanı Eroğlu ise “iki eşit-egemen Kurucu Devlete dayalı YENİ BİR ORTAKLIK DEVLETİ” kurulmasını savunmaktaydı. “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı meşru bir devlet olmadığını, o devletin yüzde yüz Rumlardan oluşan bir Rum devleti olduğunu, dolayısı ile Güney’deki devletin Rum Kurucu Devletine dönüşmesi gerektiğini vurgulamaktaydık…

İşte şimdi ortak açıklamada yer alan yukarıdaki ifade tam da bu anlama gelmektedir: Buna göre, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olmayacak, anlaşmanın, ayrı ve eş zamanlı referandumlarda onaylanmasıyla birlikte YENİ bir devlet olarak doğacaktır…Mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti de “Rum Kurucu Devleti”ne dönüşecektir…Bu durum Federal Anayasa ile güvence altına alınacaktır. 
Nitekim 2. Cümlede devamla “FEDERAL ANAYASADA BİRLEŞİK KIBRIS FEDERASYONUNUN İKİ EŞİT KURUCU DEVLETTEN OLUŞACAĞI BELİRLENECEKTİR..”denmektedir…

Bunun anlamı, Birleşik Kıbrıs’ın, Türk Halkının mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yamalanmasıyla oluşmayacağıdır…Birleşik Kıbrıs, Güneydeki “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı Rum Kurucu devleti ile Kuzeydeki “KKTC” adlı Türk kurucu devleti tarafından kurulacaktır…Rum devleti Türk kurucu devletinin üstünde olmayacaktır, iki kurucu devletin mutlak eşit statüsü korunacaktır…

KONFEDERAL UNSURLAR

Bütün bunlardan çıkan anlam, Kurucu Devletlerin EGEMEN oldukları ve bu egemenliklerini, merkezi devlete karşı Federal Anayasanın güvencesi altında koruyacaklarıdır…

Bir kez daha vurgulamak istiyorum: Bunlar çok güçlü KONFEDERAL unsurlardır ve öngörülen yeni yapıda TEK EGEMENLİK, HERŞEYE HÜKMEDEN TEK EGEMEN OTORİTE olmayacağının ifadesidir…

Müzakere masasında Türk müzakere heyetine düşen görev, ortak açıklamadaki bu vurgulamaları, nihai anlaşmanın içine ve federal anayasaya aynen koymaktır, bu ilkelerden milim geri gitmemektir…

Ortak Açıklama metninin içeriği konusunda değerlendirmeler (7)


Sabahattin İsmail

Ortak açıklama metninin 4. Maddesinin 2. Cümlesinde de “yapıcı belirsizlik” yöntemi kullanılarak şöyle denmektedir:

- “Federasyonun iki toplumluluğu ve iki kesimliliği ile AB’nin dayandığı ilkeler sağlama alınacak ve tüm adada bunlara saygı duyulacak.
Bu cümlenin ilk bölümünde bizim hassasiyetimiz, ikinci bölümde ise Rum tarafının hassasiyeti bağdaştırılmak istenmiştir…Bu cümleyi Anastasiadis kendine göre, biz ise kendimize göre yorumlamaktayız…
Rum tarafı “AB ilkelerinin anlaşmada korunmasını” talep ederken kastettiği “serbest dolaşma, yerleşme ve mülk edinme özgürlükleri”nin tüm adada serbestçe geçerli olmasıdır…Anastasiadis, bu cümleyle istediğini aldığını ve “AB ilkelerinin tüm Kıbrıs’ta kısıtlamasız uygulanacağını” iddia etmiştir…Oysa bu doğru değildir…

Türk tarafı, anlaşmanın temelini teşkil eden “iki toplumluluk ve iki kesimlilik” ilkeleri ile “her toplumun kendi bölgesinde nüfus ve mülkiyet çoğunluğuna sahip olması” ilkesinin bunun kabul edilmiş “BM PARAMETRESİ” olduğunu, bunun korunmasını, dolayısıyla sınırsız “yerleşme ve mülk edinme özgürlüğü” olamayacağını belirtmektedir…
Yukarıdaki cümle içindeki “iki toplumluluk ve iki kesimliliğe saygı duyulması” ifadesi de bu anlama gelmektedir…

Türk tarafı “iki toplumluluk ve iki kesimliliğin” korunması için, sözünü ettiğim AB ilkelerinin anlaşma içinde belirtilecek “DEREGOSYONLAR” vasıtası ile kısıtlanmasını ve ileride bu “DEREGOSYANLAR’ın AB ilkelerine terstir” iddiası ile AİHM tarafından iptal edilmemesi için “ANLAŞMANIN AB MÜKTESEBATI”olarak kabul edilmesini talep etmektedir…Bu tezi güçlendirmek için de değişik ülkelerin AB’a üye olurken koydukları “deregosyanları” örnek göstermektedir…
Dolayısıyla, yukarıdaki cümle, sadece iki tarafın tezlerini ve temel ilkeleri içermekte, ama ortaya bir çözüm koymamaktadır…Bizim kırmızı çizgilerimizden biri olan bu ilkeler, yani “iki toplumluluk-iki kesimlilik, her toplumun kendi bölgesinde nüfus ve mülkiyet çoğunluğuna sahip olması, bunun DEREGOSYANLARLA korunması ve anlaşmanın AB müktesebatı olarak kabul edilmesi” müzakere süreci içinde en çetin konulardan biri olacaktır… 

YETKİLER

4. maddenin 3. Cümlesinde ise şöyle denmektedir:
“- Federal Anayasa adanın en üst yasasını teşkil edecek ve federasyon ile kurucu devletlerin yetkilerini belirleyecektir”
Anastasiadis bu cümleyi de kendine göre yorumlayarak, “Federal Anayasa’nın her şeyi belirleyen tek egemen otorite” olduğunu iddia etmiştir…

Oysa ortak açıklamaya göre, “Federal Anayasayı eşit-kurucu iki ortak Halk yapacak, Federal devleti de eşit-kurucu iki devlet kuracaktır..Federal Anayasa, ortak açıklamanın diğer bölümlerinde de belirtildiği gibi, “eşit statüdeki Türk ve Rum Halklarının federal devlete devredecekleri yetkileri içerecektir”, kendilerine bıraktıkları “ARTIK YETKİLERİ” de kendileri kullanacaktır…

Federal devlet sadece, Anayasada belirtilecek olan kendi yetkilerini kullanabilecektir…Kurucu Devletler üzerine otorite ve yetki kullanamayacaktır…Ve, bu durum ileride sorun yaratmasın diye Anayasaya da yazılacaktır…
Yukarıda aktardığım cümle ortak açıklamanın 2. ve 3. Maddeleriyle birlikte değerlendirildiği zaman çıkan anlam budur…
Bir başka deyişle Anastasiadis kendisine yönelik eleştirileri savuşturmak için, “Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını değiştirerek federal bir içeriğe kavuşturacak ve devam edecek, kurucu devletler de Anayasa ile doğacak, yetkileri de anayasa tarafından dağıtılacak” şeklinde konuşsa bile bu değerlendirme ortak açıklamada yer alan tüm temel hususlara terstir, bu hususları çarpıtmaktır.

YASAKLAR

Ortak açıklamanın 4. Maddesinin 4. Cümlesinde şöyle denmektedir:
- Federasyonun tümünün ya da bir kısmının başka bir ülkeyle birleşmesi (ENOSİS), ya da bölünmenin herhangi bir şekli (partition-TAKSİM), ayrılma ( sessescion-federasyondan kopmak) ya da anlaşmayla ortaya çıkacak düzende ( State of affairs- Birleşik Kıbrıs kuruluş anlaşmaları) herhangi bir değişiklik yasaktır…

ENOSİS ve TAKSİM, 1960 Anlaşmalarında yasaklanmıştı ama Rum tarafının 
ENOSİS kararlarını ve saldırılarını önlemeye yetmedi…Yeni olan “ayrılma hakkının” yasaklanmasıdır ki bizim bunu benimsememiz söz konusu olamaz…Bu KATOLİK EVLİLİĞİ anlamına gelmektedir…Bu hakkımızın yasaklanması egemen bir Halk olarak “self-determinasyon hakkımızın kısıtlanması” anlamına gelmektedir ve ortak açıklamada öngörülen, “Birleşik Kıbrıs’ı kuracak iki eşit kurucu Halk-iki eşit kurucu devlet” ilkesine de terstir…

Buna göre eşit statüdeki iki halk, ayrı referandumlarda ortaya çıkacak gönüllü iradeleriyle yeni bir ortaklık kuracaklar ama ileride anlaşamazlarsa, yeniden kavgaya tutuşurlarsa asla ayrılma kararı alamayacaklar…Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir yasak işler mi? İşlemeyeceğinin kanıtı ENOSİS amaçlı 1963 Rum saldırıları ve Rum partileri ile Meclisinin ENOSİS kararlarıdır…

“Ayrılma yasağı” Rum tarafının isteğiydi…Buna karşın denge sağlamak amacı ile “anlaşma ile ortaya çıkacak düzenin (state of affairs) değiştirilmesi” de yasaklanmaktadır…Buna göre Rum tarafı ileride “anlaşma ile ortaya çıkacak yeni düzeni, yani kuruluş anlaşmalarını” tek yanlı olarak değiştiremeyecektir; Birleşik Kıbrıs devletini anlaşmalar hilafına ele geçirme yönüne gidemeyecektir…Böylece bu yasaklama ile “ayrılma”ya da gerek kalmayacağı öngörülmektedir…

Bunu tersten okursak, Rum tarafı “state of affairs”ı değiştirme yasağını ihlal ederek 1963’de yaptığı gibi, anlaşmalarla ortaya çıkan yeni devleti işgal etmeye veya anlaşmalarda tek yanlı değişikliğe giderse, o zaman Türk tarafının da “ayrılma” yasağını ihlal etme hakkı doğacaktır…
Bu nedenle hiçbir tarafın anlaşmaları ihlal etme yoluna gitmeyeceği öngörülmüştür…

 
13 Şubat 2014 Perşembe 16:13
Okunma: 2758
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)