Ana Sayfa » Kıbrıs » Sadakatsizlik Çağı (1)

Sadakatsizlik Çağı (1)

Özdemir Tokel ; “Bu yeni çağda, sadakate yer yok...Bir yerlere ve birşeylere bağlanıp kalmak yok... Bu yeni çağda bitmek tükenmek bilmeyen, sınırsız bir bireysel özgürlük istenci, tavana vurmuş bir değişim, yenilenme ve keşfetme arzusu yanında yeni sınırları henüz belirlenmemiş, geleneksel sınırların ise flulaştığı bir yaşam talebi var...”

 
 
Sadakatsizlik Çağı (1)
Sadakatsizlik Çağı (1)  (Yazı dizisi)

Yeni bir çağ başladı. Kimilerimiz bunun farkındayız, kimilerimiz ise bunun farkına varmamak için hala direniyoruz. Ama gerçekler tüm çıplaklığı ile ortada dururken, bu çağın başladığını görmezlikten gelmek, bunu ısrarla inkar etmek, kabullenmemek, deve kuşunun kafasını kuma gömmesi gibi birşey aslında.

Bu reddedici tavrımızın kökeninde, yeni çağa ayak uyduramama korkusu mu var?

Yoksa yeni çağın ortaya koydukları, eski çağdan kalan sosyo kültürel, tırnak içinde “ahlaki” düşünce yapımıza göre çok mu acımasız?

Bir grup insan sadakatsizliğin sadece gönül işlerinde, basit bir aldatma veya aldatılma eyleminden ibaret olduğunu düşünebilir. Bu düşünce ve ruh hali içine düşmüş olanların, sadakatsizlik kelimesini duyup işin özüne inmeden bu yazılanlardan basit çıkarımlar yapma olasılıkları da var. Ancak işler o kadar da basit değil...

Bugün farklı düşünenler, her an farkında bile olmadan kendilerini bir anda bu yeni çağın içinde bulup, çağı besleyen ve çağdan beslenen kişiler haline dönüşebilirler...

Değişen çağ ve gelişen iletişim araçlarının ivmelendirdiği bu dönüşüm süreci, karşımıza yenilenen sosyo kültürel yapısı, yenilenen yaşam formları ve ortadan kaldırılan sınır çizgileri ile yep yeni bir birey modeli çıkardı...

Bu yeni çağda, sadakate yer yok... Bir yerlere ve bir şeylere bağlanıp kalmak yok...

Bu yeni çağda bitmek tükenmek bilmeyen, sınırsız bir bireysel özgürlük istenci, tavana vurmuş bir değişim, yenilenme ve keşfetme arzusu yanında, yeni sınırları henüz belirlenmemiş, geleneksel sınırları ise flulaştırılmış bir yaşam modeli talebi var...”

Sadakatsizlik çağında; aynı işe, aynı arkadaşlara, aynı sevgililere, aynı eşlere, aynı evlere, aynı ortamlara, aynı mekanlara, aynı markalara, aynı anlayışlara ya da aynı düşünce sistemlerine bağlılık yok.

Yüzeyselleşen ilişki biçimleri ile kuşatılmış, bireyin merkezine kendisini oturttuğu, veren değil alan olma stratejisini daha ön plana çıkaran, her şeyin daha fazlasını arzulayan ve arzulatan yeni anlayışı ile  bu yeni çağda, en önemli şey bireyin ta kendisidir...

Yeni çağın sloganı “"Ben bu dünyaya bir kez geldim”" olsa idi tam da yerine oturmuş olurdu aslında...

Hatta bu çağın sloganlarına birkaç örnek daha verebilirim. Bu çağın başladığını keşfetmiş iletişimciler, bizim bu yeni çağdaki ruh halimizi kullanıp geliştirdikleri sloganlarla bizi istedikleri noktaya bakın nasıl yönlendiriyorlar; "durmak yok”, “hep daha fazlasını iste", ”senden daha önemlisi yok”, “çünkü sen önemlisin”, ”yeter ki iste”, “anı yaşa”... Tabiki bunlardan sadece bazıları. Bu örnekleri artırmak mümkün... Oysa eskiden böyle miydi? Eskiden reklam sloganlrı hep marka ve kurum odaklıydı...

Eskiden sıkça "En iyisi Arçelik", "en sağlamı şu", "en iyi bizimkisi", "bundan daha iyisi yok", gibi sloganlarla karşılaşıyorduk...


Bu yeni çağda herşeyin ve herkesin bir son kullanma tarihi var... Tabi ki istisnalar kaideyi bozmaz ama istisnalar istisna olarak kalmaya mahkumdurlar, istisnalar asla kaide olamazlar.

Bir önceki çağda "alacarte" bir yaşamdan, "fast food" bir yaşam tarzına zaten geçmiştik. Ama bu beslenme odaklıydı. Bu çağ bu değişim sürecini yemek kültüründen çıkarıp adeta hayatın her alanına taşıyor.

"Fast food ilişkiler", "fast food işler", "fast food görüşler", "kullan ve at düşünceler", "kullan ve at insanlar, dostlar, arkadaşlar"...


Yeni çağ tıpkı o bilindik markanın sloganında olduğu gibi, "istiyor musun? Yap o zaman", “Just Do It” modeli bir hayatı bireyin önüne sunuyor...

"Kim ne der?" sorusuna yanıt vermek çok da önemli değil... Bu çağda "paşa gönlüm ne ister" sorusunun yanıtı çok daha önemlidir...

“Herşeyi en iyi paşa gönlünüzün bildiği” yeni bir çağdır sadakatsizlik çağı...

Sadakatsizlik çağında, kendini yenilemeyen, değişime ayak uydurmayan ve eskiyen herşey ölmeye veya yok olmaya mahkumdur.

“Ama bu çağda değişseniz, yenilenseniz bile, sizi talep eden, arzulayan veya satın alan kitlenizin sürekli bir sadakatle size bağlı kalmasının da imkanı yok.”


Değişim ve yenilenme sizi sadece reyonda tutan ve tamamen yok oluştan koruyan bir unsurdur sadece.

Eğer hala yaşamaya devam ediyorsanız, şimdilik sizden daha iyisi olmadığından değil, daha iyisi henüz keşfedilmediğindendir. “Her zaman sizden daha iyisi vardır”... Bunu unutmayın...

Bu çağda en iyisi de önemlidir belki ama en yenisi çok daha önemlidir. Hem en iyisi hem en yenisini bulmak ise en muhteşemidir...

“Sıkılmak bu çağın en büyük hastalığıdır.”

İnsanlardan sıkılmak, dostlardan sıkılmak, aynı muhabbetlerden sıkılmak, aynı mekanlardan sıkılmak, aynı ortamlardan sıkılmak, aynı eşlerden sıkılmak, aynı işlerden sıkılmak, aynı düşüncelerden sıkılmak...

Sadakatsizlik çağında, herşey ve herkes, onu daha önce kullanıp tüketenlere göre, tadına bakılmış, kullanılmış ve eskitilmiş, yeni keşfetmiş olanlara göre ise denemesi gereken, tadılması gereken, yepyeni bir heyecandır...

Bu çağı yaşayanlar, sadakati, bağlılığı ve bağımlılığı, eskilerin tabiri ile durmayı, yerleşmeyi, alışmayı ve kök salmayı, ulaşılabilecek mutlu bir son olarak değil, çok daha güzele, çok daha iyiye, çok daha fazlaya ulaşmanın önündeki en temel engel olarak görürler...

Bu çağda ben en iyisini buldum yoktur, bu çağda mutlaka daha iyisi de vardır, "aramaya devam etmeliyim" vardır!

Bu çağda yetinmek, razı olmak yoktur örneğin... Kabullenmek, boyun eğmek yoktur...

Bu çağda her yeni gün doğuşu, yeni ve bakir bir doğum gibidir... Dün dünde kalmıştır, yeni gün ise düne esir edilmemesi gereken ve insana sunulan çok büyük bir nimettir...

Rahata ermek yoktur bu çağda... Sürekli bir arayış, bitmek tükenmek bilmeyen bir koşu vardır...

İlginç olan taraf koşulan noktanın neresi olduğunu koşanın dahi bilmemesidir...

Hedefleri her an değişebilen, bireysel hazzın doruklarına çıkma arzusu ile yanıp kavrulan ruhunuzla, dopamin hormonuna hapsolmuş, koşmaya devam edersiniz.

Bir like ve bir like daha...

Başınıza böyle şeyler gelmeye başladıysa sakın korkmayın.

Artık yeni çağa ayak bastınız demektir.

********

Beğeniriz  veya beğenmeyiz... Bizim fikrimizin artık çok da önemi yok... Çağ başladı ve devam ediyor... Her geçen gün bu çağa geçiş yapanların sayısı da katlanarak artıyor... Tabi ki herşeyin olduğu gibi bu çağın da mutlaka bir sonu olacaktır.

Yazılanlar size çok acımzasız geliyor olabilir... Yazarken bana bile acı verdiği düşünülürse, sizin de böyle hissetmenizi çok iyi anlıyorum... Hele bir de yazılanları kendi üzerinize alıp, ya da çevrenizdekileri biraz izleyip, gözlemleyip, vay be haklıymış dedirtnen davranışların varlığının farkına varırsanız bu düşününce size bir o kadar daha acımasız ve insafsızca gelebilir...

İyi bir şey mi? Kötü birşey mi? Bilmiyorum... Gerçek birşey diyebilirim sadece...

Sonuç olarak tercihler sizindir. Kabullenmek veya reddetmek sizin bileceğiniz bir şeydir. Zaten sadakatsizlik çağında en önemli şey de bu değil midir?

"En iyiyi ve en doğruyu “paşa gönlünüz bilir”"...






--------------------------------------------------------------------------------------


Bir sonraki bölüm, Sadakatsizlik Çağı (2)
“Sadakatsizlik çağında var olmak!”
“Sadakatsizlik Çağı” Özdemir Tokel’in “hayata dair ve sair” isimli çalışmalarındaki notlarından derlenmiştir.
3 bölüm olarak yayınlanacaktır.

 
14 Aralık 2013 Cumartesi 11:46
Okunma: 3041
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)