Ana Sayfa » G. Kıbrıs » “Talat’ın kazanması için Türkiye’ye yem”

“Talat’ın kazanması için Türkiye’ye yem”

“Hristofyas ve Talat’ın anlaştıkları 29 Ocak 2010 tarihli yakınlaşma belgesinin ilk iki satırı gerçekten tüyler ürperticidir: ‘Kıbrıs Rum tarafı Türk vatandaşların Kıbrıs’ın tüm hükümranlığında dört özgürlükten faydalanmasını prensipte (in principle) kabul eder.’

 
 
“Talat’ın kazanması için Türkiye’ye yem”


“Dört Özgürlüğü ve Deniz Hukukunu neden verdi?
(Makarios Drusiotis)


Yani Türk vatandaşları, Türkiye AB’ye üye olsun olmasın, -önkoşullar altında- Avrupa vatandaşı statüsüne sahip olacaklar. Konu Hristofyas’ın Ulusal Konsey üyelerine son toplantıda verdiği belgelerle ortaya çıktı. Hristofyas Ocak 2010 tarihinde Talat ile yapmış olduğu yoğunlaştırılmış müzakerelerin son gününde neden ve nasıl böyle bir şeyi kabul edip ortak belgeye dahil ederken, Kıbrıs Rum tarafı için elverişli olan ve Eroğlu’nu gerilemekle suçladığı yönetim başlığında Talat ile vardığı diğer yakınlaşmaları neden kaydetmeyi inatla reddetti? Neden önceliği yönetimdeki yakınlaşmalar değil de, Kıbrıs’taki Türk vatandaşlarının haklarını prensipte kabul etmekti?

‘Politis’ gazetesi bu tuhaf anlaşmayı gözler önüne seriyor ve tamamıyla ilginç perde gerisine ışık tutuyor:

Hristofyas ilk başlarda, Cumhurbaşkanı olarak beş yıllık görev süresini tüketmeyi hedeflemişti. Kıbrıs sorununu çözümü (eğer bunu başaracaksa) onun için ikincil öneme sahipti ve çözümü görevinin sonuna bıraktı. Mehmet Ali Talat’a göre Hristofyas müzakerelerin ilk aşamalarında ona, amacının 2012’de çözüme varmak olduğunu ve kısa süreçler için gelişmeleri zorlamamasını söylemişti.

Uluslararası  faktör (BM, ABD ve AB), Talat’ın görev süresinin dolacağı Nisan 2010 tarihinden önce çözüm için baskı yapıyordu. Konjonktür Hristofyas için çok uygundu. İki toplumun liderliğinde aynı ideolojiye sahip iki kişi vardı, Nikos Anastasiadis onu destekliyordu ve Türkiye Avrupa perspektifini canlandırmak istiyordu. Kıbrıs’ta başka hiçbir Cumhurbaşkanı, Hristofyas’ın sahip olduğu konjonktüre sahip olmamıştı.

2010 yılı dönüm noktası

2009 yılının sonbaharında uluslar arası faktörün işgal bölgelerindeki seçimlerden önce süreci tırmandırma niyeti açığa çıkmıştı. Hristofyas ‘takvimler ve hakemlik olmadan Kıbrıslı süreç’ söylemiyle buna tepki gösterdi. ‘Kraliçe Elizabeth gibi olan’ ve sadece Kıbrıs sorununun çözümü ile meşgul olan Talat’ın aksine, kendisinin yönettiği bir devleti olduğunu söyledi.

Eylül 2009 tarihinde BM Genel Kurulundaki konuşmasında BM’nin arabuluculuk imkanını dahi dışta bıraktı, New York’ta, Ban Ki Moon ve Talat ile görüşmeyi reddetti ve New York yerine Küba’ya gitti. Tüm bunlara rağmen BM, Ocak 2010’daki müzakerelerin yoğunlaştırılması için baskı yapıyordu, Ban Ki Moon’un aynı ay Kıbrıs’a gelmesini ve nihai konferansın Mart ayında gerçekleşmesini planladı. Hristofyas, müzakerelerin sonucundan bağımsız olarak buna karşı çıkıyordu: 21 Aralık 2009 tarihinde yaptığı açıklamada ‘işgal bölgelerindeki seçimlerden önce Kıbrıs sorununun çözümü yönünde bir amaç yoktur, dolayısıyla Kıbrıs Türk toplumu hangi lideri tercih ederse, seçimlerden sonra onunla müzakere etmeye devam edeceğiz’ dedi.

Gerçek şu ki takvimsiz müzakereler için Talat’ın kazanmasını çok istiyordu.

Hristofyas her ne kadar kamuoyu önünde, Türkiye’den seçimlere karışmamasını ve Kıbrıslı Türkleri rahat bırakmasını istese de, Talat’ın yeniden seçilmesi için Türkiye’ye yatırım yapıyordu. Aleksander Downer, 14/4/2009 tarihinde ona, muhatabı olarak karşında Talat’ın olmama tehlikesinin olduğunu söylese de, Hristofyas, Downer’a, ‘eğer böyle  bir tehlike varsa, Türkiye’nin, müzakerelerin 2010 yılında da devam etmesi için, Talat’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi yönünde müdahalede bulunması gerektiğini’ söyledi.

Türk önerileri

Uluslararası toplum Türkiye ile de uzlaşarak, Hristofyas’a yönelik baskıyı artırdı ve 4 Ocak 2010 tarihinde Türk tarafı, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda öneri paketi sundu. Bu pakette, Hristofyas’ın başkan, başkan yardımcılığı ve çapraz oy ile ilgili önerisi benimsendi. Devletin, federal olması, tek egemenliğe, tek uluslararası kimliğe ve tek vatandaşlığa sahip olması kabul edildi. Aynı zamanda milli hava sahası, kara suları ve münhasır ekonomik bölge birleşik olacak ve federasyonunun yetkisinde olacaktır.

Türkiye’nin yukarıdakiler için istediği karşılıklar, Kıbrıslı Türklerin merkezi yönetime yüksek oranda katılımları ve Türk vatandaşlarının dört özgürlükten (dolaşım, yerleşim, mal mülk ve ekonomik faaliyet) faydalanmalarıydı. Türk paketinden ne kalıp, ne gideceği müzakere yeteneği meselesiydi.

Türk tarafı çapraz oyun verilmesinin önemli olduğunu düşünüyordu. Muhalefette bulunan Eroğlu buna tepki gösterdi ve Türkiye hükümetinden bunu geri çekmesini istedi. Kıbrıslı Rumlar için büyük diken, Türk vatandaşlarına dört özgürlüğün verilmesiydi. Hristofyas, Türk paketini bütünüyle olumlu olarak karşıladı ve DİKO ve EDEK tepki göstereceği için, Talat’tan bu paketi sunduğunu açıklamamasını istedi. Önerilerin seçilen bazı bölümleri, Kıbrıslı Rumların tepkisine neden olması için (ki öyle de oldu) özellikle de Türklere dört özgürlüğün verilmesine vurgu yapılarak, Türk basınına sızdı (tahminen Eroğlu’nun çevresi tarafından).

‘Konfederasyon’

4 Ocak tarihinden beri belgeyi elinde tutan Hristofyas, el yazısıyla ‘7.1.2010 tarihinde, saat 12’de teslim alındı’ notunu yazdı, parafe etti ve onu partilere verdi. Aynı zamanda belgenin teslim alınma tarihi ile ilgili olarak Downer’dan açıklama-destek istedi ve aldı. Akabinde de partilerin beklenen tepkidi geldi. Her ne kadar Hristofyas belgeyi olumlu değerlendirse de, onu savunmadı. Tam aksine, müzakerelerin yakın zamanda tamamlanması için maruz kaldığı baskıları etkisiz hale getirmek amacıyla partilerin tepkisini değerlendirdi. Belge 10 Ocak 2010 tarihinde gayrı resmi parti başkanları konseyinde ele alındı ve oy birliği ile Türk önerilerinin konfederal öneriler olduğuna karar verildi. Stefanos Stefanu yaptığı açıklamada ‘öneriler Türkiye’nin imaj yaratma oyunuydu, kabul edilemezdi ve iki bölgeli iki toplumlu federasyon konusunda
uzlaşılanlardan çok uzaktı’ dedi. Bu nedenle belge görüşme için zemin daha olamazdı.

Yoğunlaştırılmış müzakereler başladığı zaman, Hristofyas’tan konfederasyon ile ilgili tezini kanıtlaması istendi. Ancak Hristofyas, bu tartışmayı bir kenara bırakarak, Türk paketini madde madde müzakere etti. Kamuoyu önünde yaptığı açıklamalarda da, Talat ile serbest görüşme yaptıklarını söylüyordu. Ancak müzakere salonunda bulunanlar (Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler ve BM), o belge zemininde, yönetim konusunda neredeyse anlaşmaya vardıklarını biliyorlar. Bunlar, Hristofyas’ın bugün Eroğlu’nu gerilemekle suçladığı, üzerinde anlaşmaya varılmış noktalardır.



Moratinos’un girişimi

2010 yılının Ocak ayı sonlarında Ban Ki Moon, yakınlaşmaları not etmek ve bunları iki liderle birlikte açıklamak için Kıbrıs’a gelecekti. BM’nin amacı, yoğunlaştırılmış müzakerelerin Şubat ayında, mülkiyet konusunda devam etmesi ve Mart ayı sonunda konferansın toplanmasıydı. AKEL, Ban Ki Moon’a ve çalışma arkadaşlarına, Kıbrıs’ı ziyaret edecek olmasından dolayı saldırıyor, Hristofyas da ilerlemeyi reddediyordu.

Bu arada Dönemim AB Dönem Başkanı İspanya, Yunanistan’ın, Türkiye’nin ve AB’nin katılımı ile Madrid’te konferans gerçekleşmesi için girişim üstlendi. Erdoğan bunu kabul etti, ancak Hristofyas İspanya Dışişleri Bakanı Moratinos’ın yaptığı öneriyi reddetti. Moratinos, nabız yoklamak için onunla görüştüğünde, Hristofyas ondan, Erdoğan’a seçimleri kazanması için Talat’a para göndermesini söylemesini istedi!

Talat yakınlaşmaları ortak belgelere not etmeleri ve bunları birlikte açıklamaları için Hristofyas’a ağır baskılar yapıyordu. Hristofyas reddediyordu ve Talat’a göre ona, DİKO ve EDEK’in tepkisinden korktuğunu söylüyordu. Gerçekte zamanın kontrolünü kaybedeceğinden korkuyordu. Eğer yakınlaşmaları not ederse, aynı yoğunlukla mülkiyet konusuna devam etmesi ve Mart 2010’da da konferansa gitmesi gerekecekti.

Yem

Talat, Hristofyas’ı, seçimleri kaybedeceği ve Eroğlu’nun gelmesi halinde ağırlıklı oy da dahil, yönetim konusundaki önerileri geri çekeceği konusunda uyarıyordu. Hristofyas, Talat’a yardım etmek istiyordu ancak gelişmelerin süratlenmesi konusunda istekli değildi.

Türkiye’nin onu yeniden dayatacağına ve birlikte 2012 yılında çözüme ilerleyeceklerine inanıyordu (Türkiye’nin 2011 yılının Haziran ayında yapılacak seçimlerden sonra çözüme hazır olacağını söylüyordu).

Talat’ı ve (konfederasyon olarak aforoz etmiş olduğu) Türk paketini kurtarmak, aynı zamanda Türkiye’yi iyi niyetli olduğuna ikna etmek için, biraz istişareden sonra, Talat ile yoğunlaştırılmış müzakerelerin son günü olan 29 Ocak 2010 tarihinde Türkiye’yi ilgilendiren iki ortak belge üzerinde anlaştı:
·        Türk vatandaşlarına dört özgürlük verilmesi
·        Deniz Hukuku

Dört özgürlükle ilgili belgenin gizli olması konusunda anlaşmaya varıldı ve Cumhurbaşkanlığı bu belgeyi partilere, ‘Alithia’ gazetesi yayınladıktan sonra verdi. Basına sızması halinde böyle bir belgenin varlığını yalanlayacakları konusunda Talat’la uzlaşmışlardı.

‘Başarı’

Cuma günü Limasol’da konuşan Cumhurbaşkanı Hristofyas, dört özgürlükle ilgili belgenin, Kıbrıs Rum tarafının büyük bir başarısı olduğunu ileri sürdü ve ‘bazı kişilerin yorumladıkları gibi bunun Türk vatandaşları ile ilgili değil, Kıbrıs vatandaşları ile ilgili olduğunu’ söyledi. Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu  yaptığı açıklamada, ‘böyle bir şey Kıbrıs sorunu müzakereleri tarihinde ilk kez başarılıyor’ dedi.

Gerçekten de Hristofyas-Talat anlaşmasında, tüm Kıbrıs’ta Kıbrıslıların özgürlükleri ile ilgili paragraf vardır, ancak böyle bir şey ilk kez başarılmıyor. Böyle bir koşul, 5. Annan Planında da vardı (Fondation Agreement, Annex II, Attachment 3). Hristofyas’ın Türk vatandaşlara dört özgürlük verilmesine ilişkin olarak kabul ettiği belge Türk vatandaşlara verilen dört özgürlükle ilgilidir ve böyle bir şey Annan Planında yoktu,

Hristofyas ‘Türk vatandaşları sadece Avrupa koşullarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olabilirler. Belgede 4’e 1 oranı vardır. Dolayısıyla dört Yunan vatandaşı Kıbrıs Cumhuriyetinin vatandaşı olursa, bir Türk vatandaşı da olabilir’ dedi.

Ancak kendisinin partilere verdiği belgede 4’e 1 oranıyla ilgili hiçbir ifade yoktur.  Kıbrıs Cumhuriyetinin vatandaşı olacak kişilerle ilgili ifade de anlaşmada da yer almamaktadır. Bugün, Romenler, Bulgarlar ve Kıbrıs’ta yaşayan ancak Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmayan diğer Avrupalılar gibi, Avrupa vatandaşı statüsü alacak Türklerden bahsedilmektedir.

29 Ocak tarihinde Talat ile uzlaşmaya varılan ikinci ortak belge, Deniz Hukukundan bahseden ve Cumhurbaşkanının partilere verdiği belgedir. 5. Annan Planına göre 1982 yılındaki Deniz Hukuku ile ilgili BM Anlaşması geçerli olacaktı (‘In conformity with the principle of eiusdem generis, this includes all matters regulated by the 1982 United Nations Convention on the Law of the Sea’.) Hristofyas’ın yaptığı anlaşmaya, yukarıdaki Anlaşma dahil ediliyor, ancak kurucu devletçiklere açıklık getirilmeyen ve Annan Planında olmayan haklar veriliyor. Aynı zamanda kıta sahanlığıyla ya da komşu devletlerle (örneğin Türkiye ile) sınırlandırmaya ilişkin tüm kararlar, federal hükümet tarafından özel bir çoğunlukla alınacak.

Şeytanı arayarak

Bir uzlaşma ve barış anlaşmasına varmak için, uzlaşmaların olması ve en geniş çıkarlar için tavizlerin verilmesi gerekir. Çözüm çabalarını yaralamak için belgeleri süzgeçten geçirip olumsuz noktalarını bulmak, sağlıklı bir olgu değildir. Bu taktik siyasete 2004 yılında girdi ve bugüne kadar devam ediyor. Yapılması gereken şey, ayrıntılarda şeytan aramak değil, paketin ve büyük resmin tümünü değerlendirmektir.

Söz konusu durumda mesele bu değildir. Hristofyas bizzat kendisinin çok önemli olarak değerlendirdiği bir dizi konuda aynı zamanda Türkiye’ye zarar veren bazı noktalarda anlaştı. Tüm bunlardan ortak metinlere SADECE Türkiye’yi ilgilendiren zarar verici şeyler not edildi.

Ban Ki Moon’un Ocak 2010 tarihinde Kıbrıs’a yaptığı ziyaretin başarısız olması için yakınlaşmaları not etmedi. Takvimsiz onunla müzakere etmek için, Talat’ın yeniden seçilmesi amacıyla Türkiye’ye açılım yaptı. En sonunda Talat kaybetti, Eroğlu yazılı olmayan hiçbir anlaşmayı tanımıyor, Türkiye AB’ye yönelik ilgisini kaybetti, masada kalan Deniz Hukuku ve Türklere yönelik dört özgürlükle ilgili iki anlaşmadır. Her ikisi de reddedilmesinden sekiz yıl sonra, Annan Planından daha kötüdür.”

Politis Gazetesi
 
13 Şubat 2012 Pazartesi 11:50
Okunma: 740
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)