Ana Sayfa » Kıbrıs » Tavuri: “Yakında büyük vurgun yapacağım”

Tavuri: “Yakında büyük vurgun yapacağım”

Ülkemizin tanınmış dolandırıcılık olaylarının başkişisi Mustafa Serttaş, namı-değer “Tavuri” Havadis’e konuştu

 
 
Tavuri: “Yakında büyük vurgun yapacağım”
“HIRSIZ DEĞİL DOLANDIRICI”… “47 yaşındayım, 34 yılım cezaevinde geçti. Dışarıda kaldığım en uzun süre iki ay. Hırsızlıktan dolandırıcılığa terfi ettim. Bana hırsız demeyin”


“KIBRIS’IN ROBİN HOOD’U BENİM”... “Zenginden alıp fakire veriyorum. Ben fakirliğin ne demek olduğunu bildiğim için fakirlerden yanayım. Zenginler benden korksun. Bugünlerde birkaç büyük vurgunum olacak”


“FULL EMEKLİ OLANA KADAR DEVAM”… “
Bu işe full emekli olana kadar devam edeceğim. Daha 9 yılım var. Kesinlikle tövbe etmedim. Yaparım pişman değilim, ben dolandırıcıyım. Hatta bugün yarın gene yapacağım. Aha buradan bunu da söyleyeyim”


“TAVURİ ‘ŞEYTAN’ DEMEK”… “
Tavuri adını bana dedem koydu. Anlamı ‘Şeytan.’ Hep aklım şeytanlığa çalışır diye bana bu ismi takmıştı. Artık herkes de beni böyle tanıyor”



“DOLANDIRICILIĞIN DA ŞEREFİ VAR”… “
Son iki ay içerisinde 14 kişiyi dolandırdım, hem de büyük paralar, polis daha bilmez. Ancak küçük olaylar oldu mu, 50 Euro çalındı diye beni rezil etmek için ‘Tavuri’ yaptı derler. Dolandırıcılığın da bir şerefi var”


Onu nasıl tanımlamam gerektiğini bilemiyorum. Bir insan bu kadar açık ve net olarak kim olduğunu, ne olduğunu ortaya koyamaz sanırım. Evet “çalıyorum”, evet “ben dolandırıcıyım” diyebilen çok az insan vardır. Ülkemizin tanınmış simalarından Mustafa Serttaş. Kimse onu bu ismi ile tanımıyor. Ancak “Tavuri” dendiği zaman hemen hemen ülkede onu tanımayan yok. Zaman zaman basına da çıkıp sesini kamuoyuna duyurmaya çalışıyor. İşte, cezaevi dışında ender geçirdiği zaman dilimlerinden birinde kendisi ile tesadüfen bir araya geliyoruz. Basından ve polisten yana biraz dertli. “Adı çıktığı” için kendisine yargısız infaz yapıldığını söylüyor. Sohbetimiz sırasında artık bu işleri bırakmasını söylediğimiz zaman ise, önce “full emekli” olana kadar daha 9 yıl bu işi sürdüreceğini söylüyor. Ancak biz ısrar edince de “hatırınız için düşüneceğim” diyor. Tavuri’nin son marifeti ev bağışlamak. Bu konudan ben de muzdaripim. Ben de bir gün Tavuri tarafından arandım ve karşıdaki ses bana Sosyal Riskleri Önleme Vakfı’na 7 villa bağışlamak istediğini söyledi. Allah’tan daha önce başka bir arkadaşıma bunu yaptığı için ben buna kanmadım. Bunu kendisine anımsattığım zaman “Sen olduğunu bilmezdim yahu” deyip utanıyor. Zenginlerin kendisinden korkmasını isteyen Tavuri, “Ben kimseden zorla bir şey almadım. Onlar ahmaksa ben ne yapabilirim” savını da ortaya koyuyor. Bu aralar büyük birkaç vurgun yapmayı planladığını da açıklayan Tavuri ile yaptığımız röportajda yer alan ifadeler tamamen kendisine ait olup, onun üslubu çerçevesinde yorumlayıp okumanızı öneriyorum.


“Hırsızlığa 14 yaşında başladım”


HAVADİS: Bu işe nasıl başladın, öncelikle konuşmamıza oradan başlayalım istersen?

TAVURİ: Bu işe başlamam benim 14 yaşıma denk gelir. Dönemin Başbakanı Mustafa Çağatay beni hapishanede gördüğünde cezaevi müdürüne “Hayırdır ana okul mu açtınız” dedi. Ben o zamanlar küçük bir çocuktum. Onun tanımasıyla serbest kaldım cezaevinden. Daha sonra yaşımız ilerledi, ufak - tefek suçlardan dolayı, bir de çok sevdiğim bir kız arkadaşım vardı. Onun evlenip başkası ile yuva kurduğunu duyunca hayata tamamen küstüm ve bunu unutmama rağmen devamlı suç işlemeyi alışkanlık haline getirdim. İlk zamanlarda 8 ay, 9 ay hapislik gerektiren suçlar iken, daha sonra bu rakam, 2-3 yıl, 4 ve en son 5 seneye kadar çıktı.

HAVADİS: Bugüne kadar cezaevi dışında kaldığın en uzun süre ne kadardır?

TAVURİ: Çok kalmak istedim ama maalesef polisimiz peşimizi bırakmadı. En uzun süre dışarıda 2 ay kalabildim.

HAVADİS: Neden polisin sürekli peşinde olduğunu söylüyorsun?

TAVURİ: Çünkü biliyorsunuz bir söz vardır. “İnsanın adı çıkacağına, canı çıksın” derler. Devamlı olarak polisin beni rahatsız etmesi, gerçekten son zamanlarda hem kendimi bulanıma soktu, hem polise karşı olan sevgim nefrete dönüştü. Polisi de kınamıyorum ama polisin yapmış olduğu eksik tahkikatlardan ve mahkemenin yargısız infazla yargılaması beni fevkalade üzer. Çünkü bizim yasalarımız değişiktir. Örneğin, benim size söylemek istediğim şudur. Bir polis, özellikle beni mahkemeye çıkardığı zaman, kuranı kerime elini basıp yemin ettiğinde, o yeminin ne derece doğru olduğunu, yargıç ya da mahkeme de bilemez. Ama, polis birine gıcık gider ve gelir der ki “falan yerde bir olay oldu ve ben senden şüphelenirim.” Alır ve o şahsı içeri götürür. 24 saat içeride tutar ve sonra polis zanlıyı mahkemeye çıkarır ve der ki, “teminat şartlarını yerine getirinceye kadar bu şahsın tutuklu kalmasını isterim.” Hiç araştırmadan, gerçekten bu adam bunu yaptı mı diye, mahkemeye çıkarılır. Bence, bu adamla ilgili gerçekten bir şikayet varsa yargıç önce o kişiyi araştırmalıdır, gerçekten şikayet var mı diye.

HAVADİS: Sen bunları dile getirerek, daha önce işlemediğin suçlarla ilgili tutuklandığını mı ima ediyorsun?

TAVURİ: Evet, birçok kez bu şekilde tutuklandım. Mesela, yılda 50 kez yargıcın karşısına çıkarsam, 30 tanesinde benim ne kadar suçlu olduğumu biliyorlar. Birkaç yargıç beni tanımıyor olabilir. Allah’a çok şükür ki hiçbir yargıç da bugüne kadar beni toplumdan dışlamadı. Yani benim için yardım buldular, söz hakkı verdiler, sağlığımla ilgilendiler.

“Ülkede çok enayi var, ben napayım”

HAVADİS: Sen özellikle bir şeyler çalmaktan çok, son zamanlarda kişileri arayarak yalan sözlerle insanları dolandırıyorsun. Neden bunu yapma ihtiyacı hissediyorsun?

TAVURİ: Haklısınız, söylediğiniz doğru. Ben de buna açıklık getirmek istiyorum. Bu memlekette o kadar çok enayi var ki. Şimdi ben bir kişiye telefon açıyorum ve ben zengin bir iş adamıyım diyorum. (Bu noktada aynı şeyi bana da yaptığını anımsattığım ve benim kanmadığımı söyleyince utanıp sıkılıp, “Sanki da bilirdim sen olduğunu” deyip gülüyor, özür diler gibi) Adamlar hemen ganar. O kadar iddialıyım yani. Şimdi sen bana bir adam göster, iki dakikada dolandırmazsam adam değilim. Ganarlar çünkü, ahmaktırlar ne yapabilirim. Neden bunu söylüyorum. Düşün ben seni telefonda arıyorum, ben bir iş adamıyım diyorum. Sen beni hiç görmeden bana para gönderir misin? Bunun suçlusu ben değilim. Adam beni görmedi bilmez, adam bana İtimat ile birkaç milyar para gönderir. Bundan bir yıl önce adamın biri bana çikolata kutusu içerisinde 35 bin TL gönderdi.

“Polise telefon bağlatıyorum”

HAVADİS: Neden böyle bir şey yaptı peki?

TAVURİ: “Ben başmüfettişim, sizin bir davanız var sizi kurtaracağım” diyorum. Kalkıyorum, polis arkadaşlara “bu numarayı bağlayın bana” diye rica ediyorum. Ben cep telefonumdan Polis 155’i arıyorum ve istediğim numarayı bağlattığım zaman karşı tarafın telefonunda polisin numarası çıkıyor. O insan “acaba kim aradı bizi” diye o çıkan numarayı aradığında da karşısına polis merkezi çıkıyor. Onlar da o zaman inanıyorlar. Demek ki bizi arayan gerçekten polistir diyorlar.

HAVADİS: Polis sana neden numara bağlasın ki?

TAVURİ: Neden polisler insan değil mi? Onların da hepsi ak süt emmiş değildir. Yani polis ise o da insan değil mi? O da hata yapamaz mı yani?


“Gat gıravatsız gezmememin nedenleri var”


HAVADİS: Bugüne kadar haksız şekilde elde ettiklerini ne yaptın. Nasıl harcadın?

TAVURİ: Ben kendim için bugüne kadar hiçbir şey yapmadım. Fakir fukara için yaptım, zenginden aldım, fakir fukaraya yedirdim. Çünkü bu benim hobimdir. Fakirliğin ne olduğunu ben çok iyi bilirim. Evden atılmayı, bir insanın çıplak elbisesiz kalmasını, aç susuz sokaklarda kalmayı çok iyi bilirim. Çünkü bunlardan pek çoğunu ben de yaşadım. Ha, bugün derler ki “Mustafa Serttaş bu ülkenin en şık insanlarından” biridir. Hiçbir zaman şıklığını kaybetmedi. Neden acaba? Bir da bana sorun. Çünkü ben 12 yaşında insanların mahallede, aha ilk defa size söylüyorum, ailelerin elbise yıkayıp sermelerini beklerdim. Bir kadın çıkar çamaşır sererdi ben de pantolonu çalar giyerdim. Daha sonra yakalandım. Çünkü ben 47 yaşındayım, tam 35 sene gat gıravat gezdim. Bu son birkaç aydır bunalımdayım diye bakımsız kaldım. Bir da başka konuya daha değinmek isterim. Örneğin, bizim Merkezi Cezaevi, İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı’na bağlı bir kurumdur. Ben oranın temelini attım Sayın Rauf Denktaş Bey ile ve 13 Aralık 1982 tarihinde de açılış törenini yaptık. O zaman küçük olmama rağmen tepsiyi ben tutardım. Geçen hafta içinde Maliye Bakanı Ersin Tatar cezaevini ziyaret etti ve orada birçok mazbatadan yatan kişiye söz verdi onlara yardım edeceğine dair. Peki, şimdi ben buradan sorarım. 35 sene ben cezaevinde yattım. Bu devlet neden bana sahip çıkmadı. Sorarım buradan.

HAVADİS: Sen hiç bankadan kredi aldın mı?

TAVURİ: Hiç, hayatta kesinlikle. Ama bana tek bir zaman maaş bağlamışlardı. Ancak cezaevine düştüğüm zaman kesildi. Şimdi sağlığım yerinde değil tabii. Bu yaştan sonra ben ne yapacağım devletten yardımı.

“Hırsız değil, dolandırıcıyım”

HAVADİS: Devlet sana yardım bağlarsa bu sirkat olaylarından vazgeçer misin?

TAVURİ: Ben sirkat olayı yapmıyorum zaten. Ben emekli bir hırsızım. Terfi ettim şimdi dolandırıcılığa bağladım. Ayda bir iki kişi dolandırırım, yer içerim o biter. Bitmesine yakın tekrar başlarım.

HAVADİS: Tüm bunları yaparken yakalanacağın belli. Cezaevinde yatmaktan korkmuyor musun?

TAVURİ: Cezaevinde yatmaktan korkmuyorum değil. Ama yaptığımdan sonra adam gibi cezamı çeker giderim.

HAVADİS: Ben de bunu söylüyorum, bu seni rahatsız etmiyor mu?

TAVURİ: Eeeee, eder ama… Dediğim gibi, cezaevine girince istediğin gibi çıkamazsın.

HAVADİS: 35 sene cezaevinde kaldın. Bildiğim kadarıyla eşin, çocuğun vardı. Onları bu süreçten nasıl etkiledi?

TAVURİ: Onları da anlatayım size. İlk eşim olan şahıs şu anda dıştan hukuk okudu. Eşimden ayrılma sebebim, ben onu tanıdığımda 16 yaşında idi. Beni çok sevdiği için bırakmak istemedim, ben 27 yaşında idim. Evlendim. Bir gün evde otururken ansızın canım sıkıldı ve boşanma davası açtım. Çünkü eşimi kendime layık görmedim. Benden kendisini kurtarması için eşime çok baskı yaptım. Çünkü, ben sabıkalı bir insanım o ise bir asker evladı ve okumuş tahsilli bir insan.



“Pişman değilim, bugün yarın gene yapacağım”


HAVADİS: Artık yaptığın bu işlere tövbe ettin mi?

TAVURİ: Kesinlikle tövbe etmedim. Çünkü o durumda değilim. Yaparım pişman değilim, ben dolandırıcıyım. Hatta bugün yarın gene yapacağım. Aha buradan bunu da söyleyeyim.

HAVADİS: Neden?

TAVURİ: Son iki ay içerisinde 14 kişiyi dolandırdım, hem da büyük paralar, ama polisin bundan daha haberi yoktur. Çünkü o karşımdaki kişileri tehdit ettim, acayip tehdit etti şantaj yaptım. Polise gitmiyorlar. Gitseler da ispatlayamazlar. Aha ben burada size açık açık söylüyorum. Polis böyle olayları görmez, ama küçük olaylar oldu mu, 50 Euro çalındı diye beni rezil etmek için “Tavuri” yaptı derler. Dolandırıcılığın da bir şerefi var.

HAVADİS: “Ben 50 Euro’ya tenezzül etmem” mi diyorsun yani?

TAVURİ: Etmem tabii ki. Ben 50 Euro’yu yerde bulsam almam. Benim ihtiyacım olsa ve arkadaşlarıma “50-100 Euro ver bana” desem. Kimse bana “yok” demeyecek, verecektir. Ama şimdi kalkıp da benim 50 Euro için birini dolandırmam emeğime değmez. Dolandırma işi yapacaksam ben en az 10 bin TL’yi geçecek. Bu arada, bu devlet hiç bana çocuğumun ismini neden “Kader” koyduğumu sordu mu hiç. Hayır sormadı. Ben buradan onu da açıklamak istiyorum. Hemşire bana “Mustafa Bey bir kızınız oldu” dediği zaman benim ertesi günü ağır cezam vardı. Hapis cezası yiyecektim ve ben de orada kaderime isyan ettim. Annem bana dedi ki “Mustafa, ne koyacağız çocuğun adını?” Ben de ona dedim ki, “Anne onun adı “Kader’dir”

HAVADİS: Kızın kaç yaşında?

TAVURİ: 17 yaşında. Kızım benden nefret ediyor. Konuşmuyoruz.

HAVADİS: Devlet sana maaş bağlasın, sen de gel vazgeç bu yaptıklarından. Aran da düzelir kızınla. Ne dersin?

TAVURİ: Devlet bana maaş bağlayacak ama lazım bana geriye dönükleri de versin. Ödeyemez beni maliye bu bir gerçektir. Onun için ben de istemem. Ben da işime devam edeceğim.


“9 yıl daha bu işi yapacağım”


HAVADİS: Kaç sene daha bu işi yapacaksın?

TAVURİ: 9 yıl daha.

HAVADİS: Neden 9 yıl?

TAVURİ: Full emekli olmak isterim da ondan. Bugüne kadar yaptıklarımdan bir birikimim yok ama buradan bir şey söyleyeyim. Yakında çok param olacak. Birikimi sevmem aç kalmayacak, sokakta kalmayacak kadar param vardır. Bir kıyafete, bir de yemeğe para veririm. Onları çalmam.

HAVADİS: Kendine ait evin var mı?

TAVURİ: Evim vardı. İkinci eşimden ayrıldıktan sonra eve girmek istemedim. Şu anda belli kaldığım bir yerim yok, çünkü ne zaman içeri gireceğim belli değil.

HAVADİS: Şu anda sevdiğin birisi var mı?

TAVURİ: Var fakat, ayrı dünyanın insanları olduğumuz için sevgisini daima kalbimde muhafaza ederim. Açılmadım. Ona zarar vermek istemem.

HAVADİS: Erken emekli edelim seni gel?

TAVURİ: Emekli olalım da. Ben Türkiye’de de ceza evinde yattım. İnsanlar bana sempati ile bakıyor. Çünkü ben fakire dokunmadım. Bir insandan ben zorla bir şey almadım. Silah zoru olsun veya herhangi bir zorlamada bulunmadım.

HAVADİS: Az önce insanları tehdit ettiğini söyledin ama?

TAVURİ: Doğrudur, tehdit ettim ama aldıktan sonra tehdit ettim. Benim Tavuri olduğumu anlayacağını fark edince tehdit ederim. Ama örneğin bazı insanlar isim vermeyim, gazete bir kişi önemli suç işler ancak devletin protokolündeki insanlarla arası iyi diye basında farklı yer alır. Ancak ne zaman ki Tavuri bir suç işler, hemen gazeteler başlar yazmaya. Sanki de şikar bir adam gelmiş gibi orada yazıyorlar, “Tavuri imaj değişti, bu adam akıl gomaz” diye. Peki ben aklandığım zaman neden aynı gazete bunu açıklamaz. “Mustafa Serttaş Bey’e iftira atıldı biz da bunu düzeltiyoruz” diye. Yooo, bunu yapmazlar nedense.


“Tavuri ‘Şeytan’ demek”


HAVADİS: Sana neden Tavuri diyorlar? Kim koydu sana bu ismi?

TAVURİ: Tavuri kötü bir içerik taşımaz. Dedem koydu bana bu ismi. Tavuri “Şeytan” demektir. Ama kamuoyu Tavuri duyunca akla hırsızlık ve dolandırıcılık gelir.

HAVADİS: Aklın hep şeytanlığa mı çalışır?

TAVURİ: Tabii ki.

HAVADİS: Kimler Tavuri’den korkmalı?

TAVURİ: Çok büyük projelerim ve planlarım vardır. Polise de söyledim. Artık beni rahat bıraksınlar. Aksi taktirde 3 tane Cumhurbaşkanı’nın KKTC’yi dünyaya tanıtamadığı kadar ben tanıtırım. Öyle bir yaparım ki kaybedecek bir şeyim da yoktur. Benden uzaklaşsınlar, beni rahat bıraksınlar, biraz da dışarıda sevdiğim insanlarla, ailemle zaman geçirmek isterim. Aile sevgisinden mahrum kaldım ben. Kızımı 15 yaşında gördüm, annemi cezaevinde kaybettim. Babamı yıllardan sonra tanıdım. Yani kardeşlerimle bir arada oturup da yemek yemedim. Çünkü devlet bana bu fırsatı vermedi.

HAVADİS: Devlet yetkililerinden isteğin nedir?

TAVURİ: Şimdi ben şunu açıklamak isterim. Devletin birçok kurumuna ben bağış yaptım. Bunu araştırsınlar. Devletin birçok huzurevi, çocuk yuvaları gibi yerlerine. Ama bugüne kadar hiç devlet yetkilisi sordu mu “Tavuri bu parayı nereden buldu da yardım etti.” Şimdi gerçeği konuşalım, sormadı. Peki ben normal bir vatandaşa bir şey çalıp verdiğim zaman neden hırsızlık mal bulundurmaktan sokar onu içeriye. Devlet kendini ne sokmaz içeri. Önce bunları bir düşüneceksiniz ve bazı kararlar alınırken toplumu rencide etmeyeceksiniz. Şimdi dünya haritasına bakarım, Interpol hangi ülkeye karışmaz ora gidip suç işleyim diye.


“Zenginler benden korksun”


HAVADİS: Yapma bu işi artık vazgeç, hatırımız için, ne dersin?

TAVURİ: Düşüneceğim bunu hatırın için. Ama zenginler benden korksun. Çünkü onlardan gıcık kaparım. Ben 35-40 sene çaldım, hırsızlık, dolandırıcılık yaptım, bir bisiklet sahibi olamadım. Ama bazı adamlara bakarım altlarında son model arabalar. Adam hiçbir şey yapmaz, ne yaptıysa da görünmez, görünse de ses çıkarılmaz, holding sahibi olur. Nasıl hazmedeyim bunları yani.

HAVADİS: Kimsenin ruhu sezmeden nasıl becerin bu dolandırıcılığı sen?

TAVURİ: Başarılı olmamı şeye borçluyum zeki ve akıllıyım. Mesela bugün mahkeme avlusuna git, günde 100 avukat görün. Durup düşünürüm, ya bir tane okul açsam ve bu hukukçulara ders versem. Çünkü avukatın yaptığını ben bugüne kadar mahkemelerime avukatsız girdim. Ben onlardan iyiyim. Avukat savunma yapamaz ama ben yaparım.

HAVADİS: Dolandırdığın insanlar senden hiç şüphelenmiyorlar mı?

TAVURİ: Ben ne yapayım yahu. Aha gel yanında şimdi arayım birini. Deyim ki, “ben bir iş adamıyım. Benim eşim öldü isterim bazı evlerim var bağışlayım.” O da der bana, “Aman oğlum, tam üstüne geldin keşke bir tane da bana bağışlasan.” Hemen ganına girerim. “Şimdi tamam ben sana bir tane ev veriyorum yalnız gidecen Mağusa’ya bu kadar para ister tapu. Bu parayı yatırıp fatura alacan. Ya da sen getir bana ben yatırayım da yemin ettiğimde başım ağrımasın” derim. “Ne kadar” der. “5 bin TL” derim kadın çıkarır verir bana parayı. İki gün sonra bakar ortada ne ev var, ne bir şey, hemen polise gider. Polis da hemen ciddiye alır. Önce bir araştır bakalım tahkikat yap, neresi doğru neresi düzgün. Ama adın Tavuri olunca araştırmaya gerek yok.


Selda İÇER

Fotoğraflar: Erol UYSAL
 
8 Nisan 2012 Pazar 12:50
Okunma: 4720
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)