Ana Sayfa » Türkiye » Tc Başbakan Yardımcısı Arınç'ın 12 Eylül Davası Değerlendirmesi...

Tc Başbakan Yardımcısı Arınç'ın 12 Eylül Davası Değerlendirmesi...

''benim De Gönlümden O İş Geçiyor; 'ey Sanık Ayağa Kalk' Diyebilse Keşke Hakim Ve Bu Yaşına Rağmen 32 Yıl Sonra Sanık Sıfatıyla Yargılandığını Dünya Alem Görse Keşke''.

 
 
Tc Başbakan Yardımcısı Arınç'ın 12 Eylül Davası Değerlendirmesi...
Ankara, 6 Nisan 12 (T.A.K.): Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 12 Eylül askeri darbesiyle ilgili davanın sanıkları konusunda, ''Benim de gönlümden o iş geçiyor; 'ey sanık ayağa kalk' diyebilse keşke hakim ve bu yaşına rağmen 32 yıl sonra sanık sıfatıyla yargılandığını dünya alem görse keşke. Ama sizin illiyet bağınızı düşünerek şunlar da orada olmalıydı demeniz, bu işin sonu olmaz...'' değerlendirmesinde bulundu.


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Siyaset Meydanı programında Ali Kırca'nın sorularını yanıtladı.


12 Eylül askeri darbesine ilişkin dava hakkındaki soru üzerine Arınç, davanın Türk siyasi tarihinde önemli yeri bulunduğunu belirterek, bu noktaya kolay gelinmediğini, kimsenin küçümsememesi gerektiğini söyledi.


Arınç, şu görüşleri dile getirdi:


''Böyle bir davanın iddianameyle açılmış olması ve dün itibariyle de başlaması, Türk siyasi tarihinde çok önemli bir noktadır. İlk defa darbe yapanlar yargılanıyor. Bu Türkiye'de diyelim ki 1950 çok partili siyasi hayatın ilk seçiminden bu yana 60 küsur yıl geçti, bu 60 küsur yıl içinde 27 Mayıs darbesi vardır, bir muhtıra sayılıp da hükümetin devrildiğini dikkate alırsak 12 Mart 1971 vardır. 12 Eylül 1980 vardır, sonrasında gizli, açık cuntacılık müdahaleler vardır, 28 Şubat vardır, 27 Nisan akşamında yazılan bir paragraflık yazı vardır. Şimdi bütün bunları dikkate aldığınızda ilk defa, darbe yapan ve bu darbenin sonucunda da ülkenin kaderine hükmeden, hayatta Milli Güvenlik Konseyi'nden 2 kişi yargılanıyor. Bu müthiş bir şeydir. Bunu hayal etmek bile Türkiye'de mümkün değildi, bunu konuşan, bunu söyleyen insanlara da çok iyi gözle bakılmazdı. Bu noktaya kolay gelmedik. Kolay gelmediğimiz bu noktayı kimsenin küçümsememesi lazım şu veya bu sebeple. Çünkü Türkiye'de artık ilişkiler bu noktaya gelmişse, sivil asker ilişkileri, demokratikleşme ve özgürlükler, anayasanın getirdiği yeni birtakım imkanlarla bundan sonra kimsenin darbeyi düşünmemesi aklından geçirmemesi, bunun için gizli açık faaliyetlerde bulunmaması amacıyla bir ibret-i müessire olmak üzere yargı, bir dava açmış ve sanık diye iki insanın ismini söylemeye başlamışsa ve bu suçtan zarar gördüğünü ifade eden herkesin müdahillik talebini almışsa, bu Türk siyasi tarihinde bir ilktir. Bu açıdan bu noktaya gelmemiz, bana göre milletimizin özellikle 12 Eylül 2010 anayasa referandumunda yüzde 58 ile verdiği 'evet' oylarının karşılığıdır. Dolayısıyla milletimizi kutlamak gerekir.''


''KİM ZARAR GÖRDÜ DENDİĞİ ZAMAN, KENDİMİ SÖYLEYEBİLİRİM''


Bülent Arınç, 12 Eylül 1980 darbesinde Manisa Milli Selamet Partisi'nin il başkanı olduğunu ifade ederek, ''Ceza avukatıyım, hukukçuyum, yıllarca bu işi yaptım. Bundan kim zarar gördü dendiği zaman mesela ben kendimi söyleyebilirim. Bir partim, o zaman hükümet ortağıydı, iki ben il başkanıydım siyasi yasaklı hale geldim tam 7 sene. 1983-84 seçimlerine girmem engellendi. Gözaltında kaldım vesaire'' diye konuştu.


Arınç, şöyle devam etti:


''Şimdi şunu düşünmemiz lazım; bu yargılama, 27 Mayıs darbesinin de karşılığıdır, 12 Mart'ın da karşılığıdır, çünkü bu tür darbeler Türkiye'de bir gelenek haline gelmişti. 5 yılda bir muhtara, 10 yılda bir darbe. Bunlar biraz gülümsemeyle ama korkuyla söylenirdi Türkiye'de. Ne zamana kadar biliyor musunuz. Daha geçtiğimiz 6 yıl öncesine kadar. Meclis başkanıydım ben 2002'de, 2003'e girdik, 2004'ü yaşadık, 2005 oldu. Ne kadar Türkiye'ye dışardan davetli geliyorsa parlamento başkanı, siyasetçi, gazeteci, köşe yazarı, araştırmacı, şucu bucu 'Türkiye'nin ekonomik verileri çok güzel, toplumsal barışa doğru gidiliyor, yolsuzluklardan hesap soruluyor, parlamento yasama görevini yapıyor, her şey dört dörtlük çok güzel.' Kulağınıza eğilirler, 'sormak ayıp olmasın bir darbe ihtimali var mı' derlerdi. Düştüğünüz hale bakın, ben üzülürdün şahsen. 'Bana bunu niye soruyor bu insanlar, hala Türkiye'de bir darbe beklentisi mi var' diye bazılarına sorardım. 'Evet kulağımıza böyle şeyler hala geliyor' derlerdi. Bırakın yabancıları, Türkiye'nin içinden, dışından bazı gazetelerde atılan başlıklar; 'genç subaylar rahatsız' üst düzey bir askeri yetkili dedi ki; 'şöyle şöyle olursa biz de böyle böyle yaparız.' Türkiye'de siviller bile bunları konuşuyordu.


Ama şimdi konuşmuyor artık, kısmen yargılamaların başlamasıyla, kısmen AB'deki sürecin hızlanmasıyla, kısmen anayasanın çok önemli değişikliklerinin yapılmasıyla, geçici 15. madde...''


Bülent Arınç, yargılamaların önünü açan geçici 15. maddenin anayasadan çıkarılmasının 1,5 yıl önce gerçekleştirildiğine işaret ederek, AK Parti'nin bu noktada oynadığı role dikkati çekti. Arınç, ''Biz o zaman tek başımıza 'evet' dedik. Saadet Partisi'ni unutmuyorum, HAS Parti haline geldi onu da unutmuyorum, BBP'yi unutmuyorum, Sosyalist Devrim Partisini de unutmuyorum ama ana gövde AK Parti tek başına yüzde 58'in meydana gelmesinde birincil rolü oynadı. CHP karşı çıktı, parlamentoda hiçbir milletvekiline evet oyu kullandırmadı. Millete gitti ağız dolusu hareketlerle buna oy vermeyin, bunlar yargılayamazlar, illüzyon yapıyorlar falan. MHP de aynı şeyi yaptı'' ifadesini kullandı.


''OY VERMEMEK İÇİN MAZERET ÜRETTİLER''


Bu noktada muhalefet partilerinin ''referandumda 12 eylül darbe sanıklarının yargılanmasına değil, temelde HSYK ve Anayasa Mahkemesi'ndeki yapısal değişikliklere karşı oldukları'' yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine Arınç, şu değerlendirmeyi yaptı:


''Bu sözlerin hiçbirisi doğru değil, çünkü anayasa ilk defa değişmedi, yani referandum yoluyla 26 maddesinden önce 2007'de de 11 maddelik bir anayasa değişikliği yapıldı. 2001'de anayasanın 35 maddesi değişirken o zaman hükümette bulunan DSP, ANAP ve MHP bunları tek tek getirelim diye düşünmedi. Bunlar mazeret. Oy vermemek için mazeret ürettiler.''


Yargılamalar başlayınca referandum sürecinde karşı duranların ''müdahillik için kuyruğa girdiğini'' kaydeden Arınç, ''Siz o zaman bu olmaz diyordunuz, şimdi oluyor ve siz müdahil olmak istiyorsunuz. Şimdi çevirdiler plağı, bu gerçekten yargılama mı, bu iki kişiyle kalacak, 90 yaşındaki insanlarla ne uğraşıyoruz. Yani geline oyna demişler yerim dar demiş...'' dedi.


''İDDİANAMENİN BEN GÜZEL OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİM''


''12 Eylül işkencelerinde sakat kalmış, bugün dahi izlerini yaşayanlar, o işkencecileri de sanık sandalyesinde görmek ve göz göze gelmek istiyorlar. Bu nasıl genişletilebilir?'' sorusuna Arınç, şu yanıtı verdi:


''Çok güzel bir şey. Yani ben de şunu düşünüyorum; mesela bu iki kişi bile olsa bir 5 dakikalığına gelip hakimin karşısında sanık sıfatıyla durabilseler. Ama bir hukuk usulü var, bir ceza usulü var, adalet mekanizmasının çalışması var, sağlık raporları, şunlar bunlar var. Benim de gönlümden o iş geçiyor; 'ey sanık ayağa kalk' diyebilse keşke hakim ve bu yaşına rağmen 32 yıl sonra sanık sıfatıyla yargılandığını dünya alem görse keşke. Ama sizin illiyet bağınızı düşünerek şunlar da orada olmalıydı demeniz, bu işin sonu olmaz. Çünkü bu Milli Güvenlik Konseyi geldi kendi yönetimini kurdu, bir danışma meclisi ortaya çıkardı. Danışma Meclisi, meclisin yerine geçti. O zaman Danışma Meclisi'nin bütün üyelerini sorumlu tutmak lazım, bürokrasi var, cezaevinde görevli olanlar var, bu talimatları yerine getirenler var, Erdal Eren'in yaşını büyütenler var, benim müvekkilim Halil Esendağ ve Selçuk Duracık'ı asanlar var. Hangi yargı kararlarını şimdi tartışmaya açabiliriz, hangi sorumlular hakkında dava açabiliriz.


Bu Milli Güvenlik Konseyiyle sınırlı olarak tutulması ve birbiri arasındaki ilişkiyi iddianame gayet güzel irdelemiş. Hatta 146. maddenin unsurlarını irdelerken hükümete karşı verdikleri mektubu da darbeye teşebbüs olarak nitelendirmiş. Yani suçun unsurları konusunda 80 sayfalık iddianamenin ben güzel olduğunu söyleyebilirim.''


Bülent Arınç, yargı sürecinin başladığının altını çizerek, ''Yargının sonunda ne çıkar, ne çıkmaz, ben işin orasında değilim. Bunu iddianameyi yazan savcı, kararı verecek olan 3 tane hakim, bir de bunun temyizi var, temyiz sonrası bireysel başvurusu belki AİHM var. Oralara benim gitmem, benim onları konuşmam da doğru değil. Artık yargıya teslim edildi bu iş. Beğensek de beğenmesek de yargının bu dava hakkında bir karar vermesi gerekiyor. Hepimiz bu kararı bekleyelim. Böyle bir yargılamanın bugünlerde milletimizin önüne geldiği için ne kadar teşekkür etsek o kadar azdır'' diye konuştu.


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 12 Eylül askeri darbesinde dış güçlerin etkisiyle ilgili ''Bu darbeler başarıldığı zaman, Türkiye dışında 'bizim çocuklar işi başardılar' diye sevinildiği de yazılır, söylenir. Zaten bu tür olaylarda bir dış desteğin veya bir yönlendirmenin olması da çok doğaldır. Yani derinine gidildiği zaman belki bunun bağlantılarını ortaya koymak da mümkün'' dedi.


Arınç, ''Türkiye'nin, bunun dışarıya sorup, sorgulayabilmek için bugünkü trendini devam ettirmesi lazım. Yani güçlü bir devlet oldukça, söz sahibi oldukça, kendi içerisinde ekonomisiyle, yönetimiyle, toplumsal barışıyla ne kadar birbirine, içiçe geçmiş ve daha güçlenmiş ise dışardan bunun hesabı sorulabilir'' değerlendirmesinde bulundu.


''12 Eylül'ün ve daha önceki darbelerin de NATO çerçevesi içerisinde olduğu hep söylendi. Dolayısıyla bir uluslararası boyutu var işin...Dolayısıyla bir hesabın da dışarıya sorulması gerekmiyor mu?'' sorusuna Arınç, şu yanıtı verdi:


'Çok doğru söylüyorsunuz. Bu darbeler başarıldığı zaman, başka yerlerde, Türkiye dışında 'bizim çocuklar işi başardılar' diye sevinildiği de yazılır ve söylenir. Zaten bu tür olaylarda bir dış desteğin veya bir yönlendirmenin olması da çok doğaldır. Yani derinine gidildiği zaman belki bunun bağlantılarını ortaya koymak da mümkün. Türkiye, bunu dışarıya sorup sorgulayabilmek için bugünkü trendini devam ettirmesi lazım. Yani güçlü bir devlet oldukça, söz sahibi oldukça, kendi içerisinde ekonomisiyle yönetimiyle toplumsal barışıyla ne kadar birbirine iç içe geçmiş ve daha güçlenmiş ise dışardan bunun hesabı sorulabilir. Yoksa mesela PKK terörüyle ilgili olarak da bazı ülkelerin bu terörün şu veya bu şekilde destekleyicisi olduğunu söylerler, biz de biraz biliriz, ama onlara harp ilan edecek halimiz yok. Bunları biliriz, tedbirini alırız, başbaşa geldiğimiz zaman da 'ayağını denk al, yaptıklarından haberimiz var, bu işlerden elini ayağı çek' deriz, bunu da yapıyoruz. Şimdi gerilere gidip de '12 Eylül'ü sen yaptırdın, 27 Mayıs'ta da senin parmağın' vardı diyerek birilerine 'gel bakalım Yüce Divan'a' diyecek halimiz yok.''


Arınç'ın, ''İç içe geçmiş meseleler bunlar. Yani Amerika'nın CIA vasıtasıyla dünyanın neresinde neler yaptığını...'' yönündeki değerlendirmesi sırasında söze giren Ali Kırca, ''Siz CIA adını söyleyince ben de söyleyeyim, Wikipedia'ya 'kontrgerilla' diye yazınca aynen şöyle deniliyor; 'kontgerilla NATO bünyesindeki ülkelerde sol örgütlenmeye karşı oluşturulan CIA bağlantılı yasadışı gladyo örgütlenmelerinin Türkiye'deki adıdır'. Asıl kökü dışarda olan bu yapılanma ve bunun konuşulması gerekiyor'' demesi üzerine Arınç, şöyle konuştu:


''Bunu biliyor olmamız ve bunu konuşuyor olmamız, bence meselenin çoğunu halletmiş demektir. Çünkü bir devlet yönetimi, bir hükümet bu konularda bilgi sahibi olursa, çok doğru, çok isabetli, çok yerinde, bunu dışarıya karşı da en iyi şekilde kullanır. Biz, eskiden olduğu gibi başı önünde mahçup bir edayla duran bir ülke değiliz artık. Nerede ne konuşacağımızı, nerede ne yapacağımızı en azından kendimiz belirliyoruz ve kendimiz belirlediğimiz işlerde de dünya bizi dikkatle dinliyor. Daha 1 Nisan'da, İstanbul'da yaptığımız Suriye Halkının Dostları Grubu Toplantısı'na 80'e yakın ülke katıldı.''


''27 NİSAN AYRI BİR KONUDUR''


''Darbeleri Araştırma Komisyonu'' kurulmasıyla ilgili önergede bazı ifadeler aktarılarak, 27 Nisan'ın araştırma kapsamında yer alıp almayacağının sorulması üzerine Arınç, ''Ben tam metni okumadım ama 27 Nisan ayrı bir konudur. Yani 28 Şubat da bir darbe değildir ama bir hükümeti devirmiştir. Yani darbenin bir başka şekliyle işlenişi vardır. MGK kararları, Sayın Demirel'in buna iştirak etmesi, askerin tutumu, maalesef başka siyasi partilerin de buna 'evet' demesiyle Türkiye'de bir siyasi dönem bitirilmiş başka bir siyasi dönem başlatılmıştır'' dedi.


Meclis araştırmasının icrai fonksiyonunun bulunmadığını, bu nedenle sadece bir olayı tespit amacıyla komisyon oluşturulduğunu belirten Arınç, burada ticari ve devlet sırlarının araştırma konusu yapılamayacağı yönünde iki engel bulunduğunu vurguladı, uygulamalar hakkında bilgi verdi.


''27 Nisan'ın neden ayrı tutulduğu'' sorusuna karşılık Arınç, şunları söyledi:''Bir defa yani 27 Mayıs gibi veya 12 Eylül gibi sonuç vermiş, Meclis'in kapatılmasına yol açmış, şunu şunu gerektirmiş bir sonuç ortada değil. Ancak hükümete karşı bir tavır var, parlamentoya karşı bir tavır var. Parlamentoya diyor ki; anayasal görevin cumhurbaşkanını seçmektir ama böyle birisini seçemezsin, ben bunu beğenmiyorum, ben bunu istemiyorum. Hükümete de aba altından sopa gösteriyor. Sen de artık bunu savunma anlamına gelecek sözler. Hükümet buna karşı çıkıyor. Ertesi gün cevabını veriyor. Parlamento da bence daha önemli bir şey yapıyor. Bir anayasa değişikliği yapıyor, 'cumhurbaşkanını bundan sonra halk seçecektir' diyor. Kasımda olacak seçimi temmuz ayına alıyor. Bütün bunlar elbette bu 27 Nisan'da o yazılı olan bildiriyi geçersiz kılacak şeyler değil, ama ben tabii metni okumadığım için 27 Mayıs veya 12 Eylül'den farklı bir yere koymuşlarsa 27 Nisan'ı, belki bu sebepler gözetilerek konulmuş olabilir diyorum. Ama hepsinin araştırılması, askeri güç kaynaklı darbe veya benzeri teşebbüslerin sebepleri sonuçları üzerine herhalde bir araştırma komisyonu olacak.''


''Bir taraftan teşebbüsten dolayı yargılamalar sürerken, bunun Meclis Araştırma Komisyonu'na başka bir teşebbüsün dahil edilmemesi konusunda çelişki gibi algılandı'' sözlerine karşılık Arınç, şunları kaydetti:


''Bu iddianamede TCK'nın 146. maddesine aykırılık var, savcı öyle diyor. O da anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs. Aynı zamanda ikinci bir şey var iddianame içinde 147. maddede Bakanlar Kurulu'nu ıskata teşebbüs var. Diyor ki 'bu suçun unsurudur o, çünkü meclis kapatılmakla hükümetin faaliyetleri sona erdirilmekle millet iradesine karşı çıkılmıştır.' 'Bu suç daha ağır bir madde olan 146'nın içinde vardır' diyor. Bence de doğru bir tanımlama. Tabii savcı iddianame yapar ama mahkeme vasfını koyar. Yani hangi maddeden yargılayıp sonuç alacağını mahkeme kararlaştırır. Dolayısıyla 146. maddenin unsurları içerisinde bunların hepsi var. Orada tabii 'seçme, seçemezsin, ben istemiyorum, beğenmiyorum' şeklindeki sözlerin hangi safhada kaldığını mahkeme mutlaka kararlaştıracaktır. Kaldı ki şu anda 28 Şubat'la ilgili bir soruşturma var, ama henüz sonuçlanmadı.''


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Suriye'de yaşanan olaylara ilişkin, bu ülkede şiddetin durdurulması için bir müdahale düşünmediklerini belirterek, ''Ancak Suriyede'ki bu şiddetin önlenmesi, öldürmelerin önüne geçilmesi ve Suriye'nin kendi içindeki dönüşüme zorlanması için mutlaka ABD'nin de mutlaka AB'nin de BM'nin de kendi güçleriyle bir birlik meydana getirmeleri lazım'' dedi.


Suriye'de yaşanan olaylarla ilgili bir soruyu yanıtlayan Arınç, insanların öldürüldüğü bu ülkeyle Türkiye'nin sınırı ve akrabalıkları bulunduğunu söyledi.


Halkın talepleri karşısında bazı ülkelerin bir dönüşüm geçirdiğini dile getiren Arınç, ''Libya'da kanlı bir şekilde oldu. Tunus'ta biraz rahatlık içinde oldu. Mısır'da hala devam eden değişim, dönüşüm sıkıntılı da olsa bir süreç devam ediyor. Ortadoğu ülkelerinin birçoğunda buna benzer hareketlilikler oldu. Tabii Suriye'de başlayan olaylar, şiddet yoluyla insanların öldürülmesine yol açıyor. Bunların içerisinde kadınlar, çocuklar masum insanlar var. Şehirler kuşatılıyor, bombalanıyor, tanklar içeri giriyor. Şimdi bütün bunlara göz yummak mümkün değil'' diye konuştu.


Arınç, geçen yılın mart ayından bu yana Türkiye'den Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanının ve yerine göre de kendisinin Suriye'ye, ''halkın demokratik taleplerine şiddetle mukabele etmeyin, seçimlere gidin, yeni anayasa yapın. Suriye'deki etnik yapıyı, dini farklılığı bilmez miyiz sanırsınız, onun bütünlük içinde yaşamasını da isteriz. Ayrışmak Suriye için ne kadar zararlıysa bizim için de o kadar zararlıdır, bölge içinde o kadar zararlıdır'' dediklerini, kendilerine her defasında ''peki peki'' karşılığı verildiğini ancak verilen sözlerin yerine getirilmediğini anlattı.


Bunun üzerine, görüşmelerin tekrar devam ettiğini kaydeden Arınç, ''Sanırım ağustos ayında Dışişleri Bakanımız Suriye'ye özel olarak gitti, 6-6,5 saatlik baş başa görüşmeler oldu. Evet yol haritamız budur, şiddet duracak, bütün bunların kararı alındı ve Sayın Bakanımız geldi, 3 gün sonra yine eski tas eski hamam. Bütün bunları devam ettiriyoruz, takip ediyoruz'' ifadesini kullandı.


Önce Tunus'ta Suriye Halkının Dostları Grubu'nun toplandığını, daha sonra bunun ikincisinin Türkiye'de geçen hafta yapıldığını hatırlatan Arınç, şunları kaydetti:


''Önemli kararlar alındı. ABD'nin Sayın Clinton geldi ve diğer bütün ülkeler geldi ve bir mecraya doğru girdi. Önce Arap Birliği bu konuda Suriye'yi ikna etmeye çalıştı. Biz, 'Arap Birliği'nin kararlarını Türkiye olarak da kabul ediyoruz' dedik. Çünkü sadece Türkiye bu meseleyle ilgileniyor görüntüsü hoş bir görüntü değil. Arap Birliği'nin kendi bütünlüğü içerisinde meseleye bakmasını istedik. Sonra BM'yi sürekli tazyik ettik. BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya ve Çin'in vetosuyla Suriye aleyhinde bir karar alınamadı. Bölgedeki ülkelerden İran, Lübnan ve Irak yönetimi Suriye'deki yönetimi tutan, halkın karşı karşıya kaldığı mezalimi göz yuman bir noktaya geldiler. O da çok acı bir şey tabii.''


Arınç, İran'ın hangi nedenlerden dolayı Suriye'deki yönetimin yanında yer aldığı sorusuna, ''Çok açık. İran yönetimiyle veya İran'a hakim olan siyasi ve mezhep anlayışı Suriye'deki yönetim anlayışının sadece bir olduğunu söylemek güçlü bir sebep ama sadece o değil. Suriye ve İran birbirine destekleri geçmişten beri var. Suriye ve İran birbirlerinden yararlanmaya çalışıyor''  yanıtını verdi.


''SURİYE'YE DIŞ MÜDAHALE DOĞRU DEĞİL''


''Sıcak bir çatışmaya gider mi ve giderse Türkiye nereye kadar yer alır'' bir soruyu da yanıtlayan Arınç, şöyle devam etti:


''Biz kendimiz bir müdahale düşünmüyoruz, baştan beri. Türkiye Irak'a olacak bir müdahaleye izin vermeyen meclise sahip. Bunun sonuçlarını hep beraber gördük. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Bir gün ABD oradan çekilmek zorunda kaldı. Suriye'ye dış müdahale doğru değil. Ancak Suriyede'ki bu şiddetin önlenmesi, öldürmelerin önüne geçilmesi ve Suriye'nin kendi içindeki dönüşüme zorlanması için mutlaka ABD de mutlaka AB'nin de BM'nin de kendi güçleriyle bir birlik meydana getirmeleri lazım. Kaldı ki Güvenlik Konseyi'nde bir yaptırım çıkmayınca İnsan Hakları Komisyonu'na Türkiye müracaat etti ve sadece 3 ülkenin muhalefetiyle Suriye'nin insan hakları komitesinde suçlanması kabul edildi. Bunun üzerine BM Genel Sekreteri, eski Genel Sekreteri Kofi Annan görevli tayin edildi, gitti geldi, bir plan açıkladı. O planda da şimdi bir tarih verdi sanıyorum, 10 Nisan'ı mı verdi 11 Nisan mı verdi? Çok az bir zaman kaldı. Bize verilen 6-7 söz tutulmadığı için böyle yapacağız derler ama yapmazlar bu kanaat haline geldi, bizde. Bunu söylerken keşke yapsalar anlamında kabul etmeniz lazım. Biz hep kötü örnek gördük. Yemin billah ettiler, 'şöyle olacak' dediler, ama olmadı.''


Arınç, Türkiye'nin tek başına değil de Birleşmiş Millet çatısı altında Suriye'ye yapılacak bir müdahalede yer alıp almayacağının sorulması üzerine de şöyle konuştu:


''Bir defa buna ihtimal vermek istemiyoruz. Türkiye yükümlülüklerini gerek BM gerek NATO gibi bu tür ikili ilişkiler, sözleşmelerle bazı görev taahhütlerimiz içerisinde kalan herhangi bir uygulamada, Türkiye'ye pay düşerse bundan kaçınmak mümkün değil zaten ama yol açabilecek, buna yol açabilecek bir gelişme şu anda görünmüyor. Yani BM bir karar alsa ve 'bu kararı şunlar şunlar uygulayacak' deseler, kaçınma ihtimali varsa kaçınırız,  ama kaçınma ihtimali yoksa Türkiye üzerine düşecek bu görevi alır.''


Arınç, ''Askeri anlamda da mı'' sorusuna, ''Hayır şu açıdan söylüyorum, Suriye'deki bu olayları bitirme noktasında dışarıdan bir şekilde bir ambargo, bir yaptırım, o ülkeyi zorlayacak bir mekanizmanın içerisinde. Türkiye komşusu olmak hasebiyle, bölgedeki geleceğini düşünmek hasebiyle, rol oynamak istemez. Bu bize yakışmaz'' yanıtını verdi.


''Biz Afganistan'a giderken Bosna Hersek'e giderken koşa koşa, seve gitmiyoruz, üzerimize bir görev düşüyor, biz o görevi ikili anlaşmalar içerisinde Türkiye'nin de menfaatini düşünerek yapıyoruz'' diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:


''Ama bir şeye dikkat ediyoruz. Bir, 'silahlı mücadeleye girmeyiz' diyoruz. Devriye görevi yaparız, insani amaçla bazı hizmetler yaparız. O yüzden bütün sıcak ülkeler, çatışmanın yaşandığı ülkelerde Türk askeri görmek ister. Çünkü biz halkla bütünleşiyoruz. Onların ekonomilerine yardım ediyoruz ve Türk bayrağı kokartını taşıyan her ülkede güvenilen insanlar, askerler olarak bizi gösteriyorlar. Çatışmaya girsek ABD askerinin başına gelen veya diğerlerini başına gelen şüphesiz bizim başımıza gelecek. Lübnan'da devriye görevini yapıyoruz. Bosna Hersek'te halkla ilişkiler içerisindeyiz aynı zamanda polis eğitimine de katkıda bulunuyoruz. Yani Suriye ile ilgili bir konu geldiğinde yaptığımız işi, 1 senedir yaptığımız işi yapmak isteriz. Bu bir insani yardımdır. Bugün 20 bine yakın Suriye'den gelen kaçan insanlar var. Hala da gelebilir diye Kilis'te yeni yerler inşa ediyoruz. Oranın insanına, çocuğuna, kadınına, fakirine el uzatıyoruz. Bunun dışında Suriye ile başka bir ilişkisi yok.''


TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ


Arınç, İran Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi'nin Türkiye ile ilgili açıklamasına, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın verdiği tepkiyi hatırlatılması üzerine de şöyle dedi:


''Sayın Başbakanımız Güney Kore'ye gitti. Bir haftalık seyahat ve son iki günde de İran'a geldi. İran bizim komşumuzdur. İran'ın menfaatlerini biz her yerde savunuruz. Barışçıl amaçlarla nükleer enerjinin üretilmesini de İran'ın hakkı olduğunu düşünüyoruz. Bir ya da iki yıl önce zenginleştirilmiş uranyumun nerede muhafaza edileceği söz konusu olduğunda. Türkiye'nin bunu kabul etmesi halinde güvenebileceklerini söylediler. Biz bu kadar İran'ın menfaatlerine yakın ülke olarak görünüyoruz. İran buna rağmen verdiği sözleri tutmuyorsa, bu Sayın Başbakanın isyanıdır.''


İran'da daha önce Nevruz şenliklerine katıldığını, halkın kendilerini kucakladığını anlatan Arınç, ''Hepsi Türkiye'ye sevgi gösteren insanlardır. Ama dış siyasetinde zaman zaman dalgalanmalar görüyoruz. PKK meselesinde de böyledir. Pejak'ı sona erdirdiler onlar ama sona erdirirken Kandil ile nasıl bir anlaşma, sözleşme yapıldığı konusunda rivayetler var. Pejak'a karşı çıktılar, bombalamalar başladı, bulundukları bölgelerde neredeyse yok etme durumuna gelmişlerdi ama şimdi onların bir başka yöne doğru gittiğini duyuyoruz. Kendileri mi gitti yönlendirildi mi bilemiyoruz.''


Arınç, ''Beşar Esed birkaç defa buraya gelmişti, görüşmelerin iyi olduğu dönemde Suriye'de yine demokrasi yoktu. Bu hiç konuşulmadı mı?'' sorusuna da şu yanıtı verdi:


''Şu çok açık, iki devlet ilişkilerimizde çok iyi olmak isteriz. Bizim gerçek dostumuz halklardır, Suriye halkının ve Türkiye halkının dostluğu kardeşliğidir. Yoksa resmi hükmet ilişkilerinde elbette iyi olmak, iyi ilişkiler kurmak, iyi anlaşmalar yapmak, ülkemizin menfaatlerine birtakım haklar elde etmek bizim görevimizdir. Biz geçmiş 9 yılda bunu yaptık. İş halka silahların doğrultulması noktasına gelince, kan akmaya başlayınca, 'yanlış yapıyorsunuz' dedik. Şimdi o noktada yani halka silah doğrultulmadığı zamanda, bizim onlarla iyi ilişkiler içinde olmamızı kimse yadsımasın. Şimdi bozulmasının sebebi de 20 bine yakın insanın hayatını kaybetmesidir. O günlerde aramızdaki bütün ilişkilerde Suriye'nin demokrasi yolunda yürüyeceği kanaati vardı, bizde.''


Türkiye'nin, ilişkilerini iyi olduğu dönemde Suriye ile pek çok alanda işbirliği yaptığını anımsatarak, ''Pek çok Türk firması gitti, orada oteller yaptı. Türkiye'den 10 bakanımızla oraya gidiyorduk. Herkes kendi alanında, ben enformasyon alanında. Onların resmi haber ajanslarıyla özel haber ajanslarıyla ikili ilişkiler kurdum, müştereken belgesel çekmeye başladık Şam Çeliği isminde, TRT alanında Anadolu Ajansı alanında da ikili ilişkiler kurdum. TRT Türk'te ofisler açtık'' ifadelerini kullandı.


''DİNAMİK BİR DIŞ POLİTİKAMIZ VAR''


Arınç, MHP Antalya Milletvekilinin Parlamento'da bir konuşmasını izlediğini belirterek, ''(Bizim Suriye'de ne işimiz var? Önce memleketimizdeki zamlarla baş edelim) diyor. Bunu tersinden anlarsanız, Suriye'de zulüm devam etsin ama Türkiye'de zam olmasın. Bu çok yanlış bir anlayış. Hem Türkiye'deki zamlar önemli hem de başka ülkelerde yaşanan olaylar bizim için önemli'' dedi.


Türkiye'nin artık kendi içine kapanan bir ülke olmadığını, kabını aştığını, dünyada meydana gelen olaylarda söz sahibi bir ülke haline geldiğini vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:


''BM Güvenlik Konseyi'ne aday olduğumuzda 158 ülke Türkiye'ye oy verdi. Afrika ülkelerinin tamamı Türkiye'ye verdi. Şimdi 2015 dönemi için yeniden adayız. Afrika, Güney Amerika bize oy veriyor. Türkiye bu noktaya geldi. Biz Sudan'ı da Suriye'yi de Ruanda'yı da Arjantin'i de düşüneceğiz. Artık kendi kabuklarının içinde sıkışmış bir Türkiye yok. Olmaması da lazım. Türkiye İsrail ile Suriye arasındaki doğrudan görüşmeleri başlatmış bir ülkedir. Söylenecek sözümüz, etkimiz var. Ne dediğimize bakılıyor. Bizim çözüm önerilerimiz var. Dinamik bir dış politikamız var.''


(AA/TUĞ/ÖK)


 
6 Nisan 2012 Cuma 10:52
Okunma: 412
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)