Ana Sayfa » Kıbrıs » Türkiye Basınında Kıbrıs Konusu

Türkiye Basınında Kıbrıs Konusu

Türkiye basınından Fehmi Koru, Taha Kıvanç ve Murat Aksoy "Kıbrıs" konulu üç farklı yazı yazdılar...

 
 
Türkiye Basınında Kıbrıs Konusu





Star Gazetesi yazarı Fehmi Koru

Eroğlu: “Çözümü istemeyen Rumlar”



Türkiye’nin kendi yoğun gündemi sebebiyle şimdilerde Kıbrıs’ı hatırlayanımız pek yok. Bunun bir sebebi, 2003 sonrasında ‘Annan Planı’ ile yeşeren adada kalıcı bir çözüme ulaşma umudunun Rum tarafının tavrı yüzünden yok olması; bir diğer sebebi de ‘sol’ kökenli Mehmet Ali Talat’ın kuzeyde, ‘komünist’ olmakla övünen Dimitris Hıristofyas’ın güneyde cumhurbaşkanı seçilmeleriyle filizlenen ‘barış’ beklentisinin gerçekleşmemesi...

Mehmet Ali Talat yerini Dr. Derviş Eroğlu’na bıraktı, Dimitris Hıristofyas da şubat ayında yapılacak seçimde aday bile olamayacak.


Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmayı başaran Rum kesimi, 1 Temmuz’dan itibaren AB dönem başkanlığını üstleniyor. Rum yönetimi, altı aylık dönemi, Kıbrıs konusunda uluslararası camiayı gerçekten
‘çözüm’istediklerine inandırarak Türkiye’yi köşeye sıkıştırma amacıyla değerlendirmek niyetinde.

Geçen hafta kabul ettiği bir grup Türk gazeteciye, Rum kesimi lideri Hıristofyas, “Türkiye’nin AB ile tıkanmış olan üyelik sürecini dönemimizde hızlandıralım; kuzeyde yaşayanları da dış dünyaya açalım... Mağusa limanı BM gözetiminde ticarete açılsın; turistler Maraş bölgesine gelebilsin” diye özetlenebilecek bir mülâkat verdi.

Sadece Türkiye’de değil adanın kuzeyinde de hiçbir heyecan uyandırmadı ‘Hıristofyas açılımı’... Kıbrıslı Türk siyaset adamları için klasik bir ‘Rum oyunu’ bu. Türkler Rum tarafının kesinlikle çözümden yana olmadığı kanaatinde.Hıristofyas’ın sözlerinin altını kazıyınca, Rum kesiminin, AB üyesi olarak elde ettikleri haksız konumu adayı bütünüyle kendilerinin yapmak amacıyla kullanma niyeti kendini belli ediyor.


“Müzakerelere açığız”


KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu 2003 yılında kapı açılıp geçişlere imkân sağlayan düzenlemeyle iki halkın yanyana ve barış içinde yaşayabileceğinin ortaya çıktığı görüşünde. “Kapı açıldı ve halklar birbirini keşfetti” diyor. Ardından başlayan müzakere sürecini ise tam bir hayal kırıklığı olarak tanımlıyor. Görüşmemiz sırasında “Sonuna kadar müzakerelere hazırım” cümlesini birkaç kez tekrarladı.



Rumlar 1974’e giden şartlar hiç olmamış farz edilsin istiyorlar. Kuzeyde yaşayan insanların can güvencesi onlar için fazla önemli değil. Yüzde 65 oyla kabul edilmiş Annan Planı’nda yer alan toprak tavizlerine rağmen, Türk tarafını pazarlığa kapalı göstermek işlerine geliyor. Abdullah Gül’ün, dışişleri bakanı sıfatıyla, 2006 yılında açıkladığı ‘10 maddelik eylem planı’ makul ve uygulanabilir bir çözüm önerisiydi; Rumlar işitmek bile istemedi.

“Federal bir devlet yapısını kabul ettik ya, başka daha ne istiyorsunuz?” tavrında Rumlar... Kabul ettikleri, Türklerin ‘eşit’olmadığı, temel hakları garanti etmekten uzak bir yapı. Gerçekten hakkaniyete uygun bir çözüm isteseydi Rumlar, uluslararası kuruluşlarda ‘Birleşik Kıbrıs’ için öngörülmüş temsil koltuklarından Türklerin payını düşeni de kendileri kullanmazdı.


“En iyi çözüm, çözümsüzlüktür” diye özetlenebilecek bir politikayı şimdilerde Rum kesimi benimsemiş durumda. Statüko kendi lehlerine çalışıyor çünkü. BM’de adayı tek başlarına temsil ediyor, AB üyeliğiyle gelen bütün imkânlardan yalnızca kendileri yararlanıyorlar. Neden bunlara kuzeyde yaşayanları da dahil etsinler ki?


Elektriği Türk kesimi sağlıyor, Türkiye’den su da geliyor


Gerçekten de durum tersine dönmüş Kıbrıs’ta. Ada açıklarında bulunan zengin hidrokarbon yatakları iştahlarını daha da artırmışa benziyor. 2011 yılının eylül ayında doğal zenginlikten ada halkının eşit yararlanmasını öngören bir yazılı metni New York’ta Hıristofyas’a vermiş; “Baktı ve cebine koydu, o kadar” dedi Derviş Eroğlu...


KKTC Cumhurbaşkanının konuya ilişkin anlattıklarını da aktarayım: “Çözümsüzlüğü dayattıkları için ada zaten bölünmüş durumda; İsrail’le ortak yürüttükleri sondaj çalışmaları yüzünden adanın denizini de kendi keyiflerine göre bölme çabasındalar. Ortak bir komisyon kurulup doğal kaynaklardan elde edilecek zenginliğin silâhlanmak için değil barışa sarf edilmesi şartıyla bankaya yatırılmasına kadar kazıların durdurulmasını istiyoruz biz. Bunu öngören talebimizi BM genel sekreterine de ilettik.”


Rum kesimi elektrik ihtiyacını kuzeyden karşılıyor. Yakında 22 km’lik boru hattı tamamlanacak ve Türkiye’den her türlü ihtiyaca yetecek su adaya ulaştırılacak. Akılcı bir tarım politikasıyla adanın kuzeyini bütün Avrupa’nın organik tarım ürünü ihtiyacını karşılayacak büyük bir tarla haline getirmek mümkün.

Maraş sürprizi gelebilir

Adanın otel ve eğlence merkezi Maraş bölgesi iki toplum arasında en hassas konulardan biri. 1974’ten beri el değmeden muhafaza edilen bölgede yaklaşık 25 bin yataklı 100’e yakın otel, bir o kadar eğlence mekânı, 24 tiyatro ve sinema, binlerce ofis ve beşbin kadar mesken bulunuyor. Aradan geçen yıllarda el sürülmediği için bir hayalet kent görüntüsünde bugün Maraş...

Barış Harekâtı sonrasında hemen başlayacağı varsayılan müzakereler için elde tutulan bölge bugüne kadar çivi çakılmadan duruyor. Bütüncül bir çözümün parçası olarak değeri bulunan bölgenin bir kez daha adanın turizm merkezi haline dönüşmesi KKTC açısından da önem taşıyor. Anladığım kadarıyla, Maraş’ta işyerleri, otelleri, sinema ve tiyatroları bulunan Rumlar da, nasıl olursa olsun bölgenin yeniden hizmete açılmasını olağanüstü arzuluyorlar...

Maraş konusunda bir sürpriz gelişme yaşanabilir.

“Kosova’dan daha devletiz biz”

“Kosova bağımsızlığına kavuştu ya, biz Kosova’dan daha dörtbaşı mamur bir devletiz. Pek çok ülkeden daha iyi işleyen bir demokratik sisteme sahibiz. Çözüm istiyoruz, bunun için her türlü müzakereye hazırız, ama ilânihaye sürecek bir müzakere sürecinin de kimseye yararı olmadığını biliyoruz.” Bu sözler Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun...

Bugünkü durum en çok kuzeyde yaşayanları olumsuz etkiliyor. Düşünün, ülkeler ve toplumlar arasında yakınlaşma sağlamak için yapılan uluslararası etkinliklere bile katılamıyor Kıbrıslı Türk sporcular... Batılı örgütleri bir tarafa, İslâm İşbirliği Teşkilâtı (İİT) ile İslâm Kalkınma Bankası gibi kuruluşların da ofisleri yok KKTC’de. Oysa İİT’nın merkezi İstanbul’da bulunan kültür ve sanat birimi IRCICA’nın bir şubesi Lefkoşa’da açılabilir pekâlâ...

“Hadi başkalarını anladık da, aynı ambargoya sıkı sıkıya uyan İslâm ülkelerinin tavrına ne diyeceğimi bilemiyorum” dediDerviş Eroğlu.


Anladığım kadarıyla, tıkanan müzakere süreci, kuzeyde yaşayan Türkleri bu durumun kalıcı olabileceği noktasına götürmüş. Rumların varolan statükodan yararlandıkları ve Türkler ile eşit olacakları bir zeminde ‘birleşik bir Kıbrıs’ istemedikleri kanaati hakim.


Ak Parti’yle birlikte gelen “Her zaman bir adım ileride olma” politikası, Kıbrıs Türklerini yeni açılımları düşünmeye sevk etmiş; Maraş bölgesiyle ilgili sürpriz girişimi onlara düşündüren de bu.

Görüşmede en sık tekrarlanan görüşlerden biri de, güçlenen, ekonomisi diri, dış politikada sözü dinlenir hale gelen Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde de etkisini hissettirdiği... Yunanistan’ın içine düştüğü ekonomik durum güneyde yaşayan Rumları elbette çok olumsuz etkiliyor. “Türkiye güçlenince ellerin zayıflayan Rumlar’ın müzakere iştahı da kapandı”görüşü burada oldukça yaygın.

KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile mesaisine katkıda bulunan kadrosunu gelecekten olağanüstü umutlu buldum.


STAR / Taha KIVANÇ


Cumhurbaşkanı Eroğlu ile.


1963 yılında, henüz 25 yaşında taze bir doktorken Kıbrıs davasıyla tanıştım; o gün bugündür mücadelemi sürdürüyorum. 19 yıl başbakanlık yaptım. 2010 yılı nisan ayından buyana da cumhurbaşkanıyım. Hayli uzun tecrübem bana şunu öğretti: Rum’un uzlaşma niyeti yoktur...”


Kıbrıs’ta, Cumhurbaşkanlığı konutundayım. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanlığı konutunda, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve yakın mesai arkadaşlarıyla birlikteyim.


Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun, birkaç gün önce, yanında Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hasan Güngör ve müzakere heyetinin başkanı Osman Ertuğ olduğu halde, çıkmaza giren görüşmeleri yeniden canlandırma konusunu, BM genel sekreteri Ban-ki Moon’un Kıbrıs’la ilgilenen danışmanları Alexander Downer ve Lisa Buttenheim’la görüştükleri mekânda...



Kıbrıs siyasetinde saçların ağartıldığı bir ömrün en tepe noktasında sarf edilen, “Rum’un uzlaşma niyeti yoktur” hüküm cümlesini Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ağzından işittiğim sırada, Hasan Güngör ve Osman Ertuğ da bizlerle... Ve Annan Planı sonrasında adada meydana gelen değişim ile Kıbrıs’a uygulanan ‘izolasyonu’ işleyen iki bilimsel kitaba ortak imza koymuş akademisyenler: Mehmet Hasgüler ve Murat Özkaleli...



Derviş Eroğlu cumhurbaşkanı seçildiğinde ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adıyla bütün adayı temsil ettiği iddiasındaki Rum kesimi bayram etmişti; nihayet ‘çözüme karşı’ bilinen biri yeniden Türk kesimini temsil edeceği ve bütün dünyaya sorunun hâlâ sürüncemede kalmasından kimin sorumlu olduğunu daha kolay anlatabilecekleri beklentisiyle...



Kıyasıya geçen seçim kampanyasında, “Eroğlu seçilirse müzakere masası bozulur” propagandası da karşı tarafta bu kanaatin oluşmasında etkiliydi.



Öyle olmadı. Eroğlu göreve başlar başlamaz müzakerelere sahip çıktı ve süreci selefi Mehmet Ali Talat’ın bıraktığı yerden daha ileriye götürme kararlılığı sergiledi. Masa değil, ama oyun bozuldu.




Rum kesiminin lideri Dimitris Hıristofyas’ın görev süresi gelecek yılın şubat ayında sona eriyor. Kendisi yeniden aday olabileceğini Türkiye’den davet ettiği bir grup gazeteciye açıkladı. Çözüm istiyormuş ve bunu sağlamak için de yeni formülleri varmış... Röportajın yayını sonrasında, partisi AKEL, Hıristofyas’ın yeniden cumhurbaşkanı olma girişimini boşa çıkartan bir adım attı: Seçimde başka birini aday göstereceğini açıklayarak...


Hıristofyas adanın 1974 sonrasında değişen demografisinden etkilenenlerden; doğup büyüdüğü köy olan Dikmen (Dikomo) KKTC tarafında kalmış... Harabeye dönmek üzere olan ev sonradan yıkılıp düğün salonu yapılmış... Biri “Çok güzel bir düğün salonu oldu” dedi.


İki taraf arasında resmi görüşmeler dışında hiçbir sosyallik yaşanmadığını sananlar yanılıyor. Derviş Bey kendisine iletilen davetlere birkaç kez gitmiş, Rum politikacıları kendisi de evinde ağırlamış. Aralarında bayağı hoş sohbetler de geçmiş... Etraftan çekinip kendileri gelmekte nazlanır olmuş sonradan...



“Bir keresinde, 1974’ün ardından Türkiye’den gelip adaya yerleşmiş vatandaşlarımızdan söz ederken, ‘Gönderin onları, olsun bitsin’ dedi Hıristofyas... Ben de birlikte geldiğim arkadaşlarımın hepsinin ya eşinin, ya damadı veya gelininin Türkiyeli olduğunu tek tek göstererek anlattım. Sonra da, ‘Benim kızımın eşi de oradan’ deyiverdim...”


Karşı tarafta da bayağı kalabalık bir Rus ve Yunanistan kökenli nüfus varmış. Ne zaman sorsalar, “40 bin kadar” cevabı veriliyormuş... “Bir gün, ‘Bu rakamın içinde eşler var mı?’ diye sorunca anlamsız ifadelerle yüzüme bakakaldılar. Muhtemelen her aileden bir kişiyi sayıp onunla birlikte gelip adaya yerleşeni hesaba katmıyorlar” dedi Cumhurbaşkanı Eroğlu.


Görüşmelerin birinde güven artırıcı jestler söz konusu edilirken o anda aklına gelen “Bizde Karadeniz’den gelme vatandaşlar da bulunuyor. Önümüzdeki hafta önemli bir dini gece yaşanacak: Kadir Gecesi... Birkaç otobüsle gelip Hala Sultan türbesini ziyaret etmelerine izin ver...” teklifini seslendirmiş Derviş Bey muhatabı Hıristofyas’a: “Yüzüme şaşkınlıkla bakakaldı. Sonra, ‘Beni burada öldürürler’ dedi.”



Ölümden söz açılınca bir başka anekdot hatırlandı: “Ne zaman birlik-te olsak ağzından en çok işittiğim sözcük ‘işgal’ oluyor. Tabii kastı, 1974 ve sonrasında yaşananlar... Bir gün dayanamayıp ‘İlk işgalci sizlersiniz’ dedim. Sonra da ekledim: 1960’da eşit ortaklık ilkesi üzerine kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni elimizden aldınız. İlk işgal o. 1974’e gelince... O olaya ben ne kadar müteşekkirsem, senin de en az benim kadar müteşekkir olman gerekir. Unuttun mu? 15 Temmuz’da EOKA terör örgütünün ‘öldürülecekler listesi’nin ilk sırasında senin ismin vardı; Kıbrıs harekâtı olmasaydı belki de ölmüştün.”



“Rum’un uzlaşma niyeti yoktur” görüşü aklımda, tam ayrılacakken “Gelecekten umutlu musunuz?” diye sormadan edemediğim Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun son mesajı şu oldu: “Rumlar’ın tavrı yüzünden Kıbrıs sorununun çözülebileceğine dair pek bir umudum yoktur; ancak Kıbrıs Türk halkının geleceğinin parlak olacağına yürekten inanıyorum.”




Murat Aksoy


Kıbrıs'ta çözüm neden zor?

YANİ ŞAFAK

Bu satırları Kıbrıs'tan yazıyorum. 1 Temmuz'dan itibaren Rum Yönetimi, AB Dönem Başkanı oluyor. Türkiye Rum Yönetimi'ni tanımadığı için adada Derviş Eroğlu ile Dimitri Hristofyas arasında sürmekte olan müzakereler (8 Temmuz 2006'da Mehmet Ali Talat ve Tasos Papadapulos arasında başladı) altı aylığına duracak.

Müzakerelerin altı yıldır sürdüğünü, birer lider eskittiğini ve henüz somut bir sonuç alınmadığını düşündüğünüzde, altı aylık ara çok şey ifade etmiyor. Ancak 2013 yılı başında Rum kesiminde devlet başkanı seçimleri olduğunu ve seçilecek liderin pozisyonunun bilinmezliğini dikkate aldığınızda, bu, müzakerelerin en az bir yıllığına durması demek.

Ancak altı yıldır sonuç alınamayan müzakerelerden yeni dönemde de sonuç alınması çok kolay görünmüyor. Çünkü mevcut durum, başta Rum kesimi olmak üzere AB, Fransa, Almanya, İngiltere, ABD ve Rusya'nın hatta son dönemde İsrail'in işine geliyor.

Kabul edelim ki, çözümsüzlük halinin özellikle son iki yıldaki gelişmeler yüzünden Türkiye için de kayıp olduğunu iddia etmek güç. AK Parti'nin, izlediği Kıbrıs politikasından beklentisi bugünkü durum değildi ama bugünkü durum şu anda çok rahatsız edici değil.

Kıbrıs konusunda Türk siyasetinde büyük kırılma AK Parti dönemi ile başladı. O tarihe kadar 'devlet politikası' olan Kıbrıs konusunda AK Parti inisiyatif alarak Erdoğan'ın deyimiyle 'daima bir adım ileri olma' politikasına geçti.

Bu politikanın ilk sonucu, Nisan 2004'te yapılan Annan Planı'nda ortaya çıktı. Türk tarafı yüzde 66 ile 'evet' derken, Rum tarafı yüzde 76 ile 'hayır' dedi. Bu sonuç, uluslararası alanda rollerin değişmesine yol açtı. O tarihe kadar 'çözüm istemeyen' taraf Türkler olarak algılanırken artık bu rolü Rumlar üstlenmiş oldu. Eğer Türkiye çözüm isteyen taraf olduğunu daha önce, mesela Denktaş zamanında gösterebilseydi süreç daha farklı işleyebilirdi.

Ancak Türkiye bu politikasında geç kalmıştı. Çünkü Rum tarafı 1 Mayıs 2004'te AB üyesi oldu. Bu üyeliğin maliyeti AB için her gün ağırlaşmaktadır. Çünkü AB Kıbrıs konusunda üstlendiği rolü yerine getirmediği gibi, bugün Rum kesiminin yarattığı siyasi maliyetleri de üstlenmek zorunda kaldı.

AB, 26 Nisan 2004'te Türk tarafının Annan Planı'na 'evet' demesinden sonra Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyonların kaldırılması kararını aldı. Ancak aradan geçen 8 yılı aşkın süreye rağmen bu konuda bir adım atıl/a/madı.

Yine 2010 yılında kabul edilen Lizbon Anlaşması ile doğrudan ticaret konusunda 'veto' yetkisini kaldıran Kuzey Kıbrıs'a, izolasyonların kaldırılması için fırsat olan 'Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü de ne yazık ki hayata geçir/e/medi.

Rum tarafının 'veto' kozu bu süreçte Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonların kaldırılması konusunda engel oldu. Rum tarafının veto kozu sadece Kuzey Kıbrıs konusunda değil Türkiye'nin AB üyeliği konusunda da sürekli bir sorun kaynağı oldu. 2006 yılında Rumların veto ettiği 8 müzakere faslı bugün halen açılabilmiş değildir.

Burada AB açısından dikkat çeken nokta şudur; 27 üyeli AB, kurulmakta olan yeni dünyada alması gereken rolü Rumlara esir düştüğü için oynayamamaktadır. AB'nin son yıllarda yaşadığı ekonomik kriz bu süreci ne kadar sürdürülebilir kılacaktır o da ayrı bir tartışma konusudur. Ancak bugünlerde Rum tarafının yaşayacağı bir ekonomik krizin maliyetinin AB'ye ağır olacağı açıktır.

Ancak şunu da unutmamak gerekiyor: Bugün AB'nin Kıbrıs konusundaki bu tavrı da siyasidir. Ve bu siyasetin arkasında Türkiye'nin bölgesel yükselişini durdurma/kontrol etme kaygısı vardır. Türkiye yükseldikçe, etki alanı genişledikçe uluslararası güçlerin çözümsüzlük isteği artacaktır.

Bugün gelinen noktada şu tespiti yapmak çok yanlış olmayacaktır: Şu anda var olan çözümsüzlük haline başta Rum tarafı olmak üzere AB, Fransa, Almanya, İngiltere, ABD ve Rusya, hatta İsrail razı görünmektedir. Şunu da ekleyelim Türkiye de bu fotoğrafta çözümü istemesine rağmen rahatsız değildir.

Çünkü Kıbrıs, son iki yıl içinde yaşanan uluslararası değişimler, Arap Uyanışı, Suriye krizi gibi gelişmeler yüzünden bir adadan çok şey ifade etmektedir. Çok klasik olacak ama hem jeostratejik konumu hem de var olan siyasi yapısıyla Kıbrıs, Kıbrıs'tan çok şey ifade etmektedir.

Müzakerelerin 1 Temmuz'dan itibaren fiili olarak altı ay durması Kıbrıs için çok şey ifade etmeyebilir ama şunu da kaydetmek gerekiyor ki, Türkiye ve Kıbrıs Türk yönetiminin adanın Kuzeyi'ne uygulanan izolasyonların kaldırılması için başta İslam dünyası nezdinde olmak üzere diplomatik çabalara ağırlık vermesi de gerekiyor.



 
29 Haziran 2012 Cuma 19:51
Okunma: 975
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)