Ana Sayfa » Kıbrıs » Türkiye, Maraş önerisine tamamen kapalı değil

Türkiye, Maraş önerisine tamamen kapalı değil

Kıbrıs Rum toplumunun müzakerecisi olarak atanan Andreas Mavroyannis, KIBRIS Gazetesi’ne verdiği özel mülakatta, barış süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu

 
 

Türkiye, Maraş önerisine tamamen kapalı değil
Osman KALFAOĞLU  KIBRIS


Kıbrıs Rum toplumu adına adanın yeniden birleştirilmesi sürecinde müzakereci olarak atanan Andreas Mavroyannis, Türkiye’nin, Maraş’ın iadesi ile ilgili sundukları öneri paketine tamamen kapalı olmadığını hissettiğini söyledi. 
Maraş’ın iadesi ile ilgili önerilerinde dört unsur bulunduğunu anlatan Mavroyannis, Ercan Havaalanı’ndan direk uçuşların gerçekleşebilmesi için uluslararası hukuka uyulması gerektiğini, bunun gerçekleşmesi durumunda direk uçuş konusunun da Maraş öneri paketine eklenebileceğini anlattı. 
KIBRIS Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Mavroyannis, Kıbrıs Rum tarafının müzakerelerin bir an önce başlamasını istediğini ancak müzakerelerin daha süratli ilerleyebilmesi ve sürecin başarıya ulaşabilmesinin garanti altına alınması için iyi ve kapsamlı bir hazırlık sürecinin yapılması gerektiğini kaydetti. 
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in görüşmeleri başlatmak için bir araya geleceği liderler görüşmesi için üzerinde müzakere edilen ortak açıklama metninin içeriği konusunda derin görüş ayrılıkları bulunduğunu, söz konusu metin olmadan da müzakerelere başlamanın anlamsız olduğunun altını çizdi. 
İşte KIBRIS Gazetesi’nin Kıbrıslı Rum Müzakereci Mavroyannis’e yönelttiği sorular ve Mavroyannis’in verdiği cevaplar:

Sayın Mavroyannis, ilk olarak bu röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için size teşekkür etmek istiyoruz. Şunu sorarak başlamak istiyorum… Kıbrıs Rum toplumunun müzakerecisi olarak atandınız. Ancak kuzeydeki medya tarafından Sayın Anastasiadis’in özel temsilci olarak da tanımlanıyorsunuz. Hangisisiniz? Müzakerelerdeki göreviniz tam olarak nedir?
Sizinle görüşme fırsatı elde etmek benim için memnuniyet verici. Kıbrıslı Türk yurttaşlarımıza da en iyi dileklerimi iletmek istiyorum. Evet, biz “müzakereci” terimini kullanıyoruz. Ancak biliyorsunuz bu terimi, Kıbrıs Rum toplumunun lideri olan Cumhurbaşkanı Anastasiadis adına ve onun görevi ve BM Genel Sekreteri’nin İyi Niyet Misyonu çerçevesinde müzakere etmek için atanan kişiye verme kararı aldık. 
Bu unvan, sizden beklenen görevi tanımlamakta, bu da müzakeredir. Bu nedenle bana veya müzakerelerde yer alan herhangi birine vermek istediğiniz unvan ile herhangi bir sorunumuz yok.

Bu sizin herhangi biriyle, örneğin Sayın Eroğlu ile müzakere edeceğiniz anlamına mı geliyor?
Burada anlamlı müzakere etme isteğimiz manasında hiçbir şey dışlanmış değildir. Sanıyorum ki hepimiz için, müzakerecilerin, bu süreçteki paydaşlar veya kararların anahtarını elinde tutanlara rahat erişimi önemlidir. Ana fikir budur. 
Söz konusu kişilerin benimle veya Kıbrıs Türk toplumundaki karşıtımla görüşmekte istekli olup olmadıklarına onlar karar verecek. Ancak, temelde, kişisel olarak herhangi biriyle görüşmek benim için memnuniyet verici olacak.

Kıbrıslı Rum tarafı adına görüşme sürecinde son söz kime ait? Kıbrıs Türk tarafı, Sayın Anastasiadis ile üzerinde anlaşılan konuların, onayının alınması için Ulusal Konsey’e götürüleceğine dair endişe dile getirildi. Bu durum iki tarafın arasında anlaşmaya varılmasını zorlaştırmaz mı?
Daha önce de açıkça dile getirdiğim gibi, BM Genel Sekreteri’nin İyi Niyet Misyonu’nun görevi iki toplumun liderleriyle. Cumhurbaşkanı Anastasiadis de müzakerelerde Kıbrıs Rum toplumunun lideri olarak yer alıyor. 
Bu görevi çerçevesinde danışma organı olarak Ulusal Konsey bulunuyor. Bu nedenle, seçmenlerin %75’inden fazlasını temsil eden Ulusal Konsey kararlarının, kendisi üzerinde bağlayıcı olarak sayılmasına karar verdi. 
Bu kendi kararıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başkanı olarak seçildiği için toplumun lideri olan o. Son sözü söylemek de ona kaldı. Açık sözlü ve dürüst olmak gerekirse, ulusal bir fikir birliğine ihtiyacı olmasının ve tüm siyasi güçleri mümkün olan her düzeyde sürece dahil etmesinin arkasında yatan esas neden, Kıbrıs sorununu çözmek için sürecin sonunda siyasi güçlere ve doğal olarak insanların lehte oy vermesine ihtiyacımız olduğunu hepimiz biliyoruz. 
Bazı şeyleri savunmak yetmez. Siyasi güçlerin ve insanların desteğini aldığınızı bilmeniz gerekir. Bu Cumhurbaşkanı Anastasiadis’i zayıflatan bir faktör olmak yerine aslında onu güçlendiren bir unsurdur. Belki biraz karmaşık olabilir ancak genel anlamda sonuç, beklentileri karşılar vaziyette olacak.

2003 ile 2008 arasında müzakerelerde yer almıştınız. Size göre o günden bu yana Kıbrıs Türk tarafının tutumunda ne gibi değişiklikler oldu? 
BM’nin inisiyatifiyle başlatılan yoğun bir girişim vardı. Bu süreç 2004’te başarısızlığa uğrayan Annan Planı ile sonuçlanmıştı. Başarısız olmuştu çünkü Kıbrıslı Rumlar, eş zamanlı referanduma götürülen planın temel gereksinimlerini karşılamadığını düşünüyordu. 
Bu nedenle planın lehinde oy kullanamazlardı. O günden sonra, genel sekreterin veya herhangi birinin hakemliğinin değil de müzakerelerin sonucu olacak yeni bir çözüm için, yeni bir girişim başlatılmasını talep ettik. Sürecin başlatılmasında bu yüzden ısrarcıydık. 
Dört yıl süren müzakerelerin ve 8 Temmuz 2006’da imzalanan anlaşmanın ardından, 2008’de, Cumhurbaşkanı Hristofias ve Sayın Talat yeni bir süreç başlattı. Bu süreç, birkaç yıl ilerledi ve sorunun bazı kısımlarında sonuç elde edildi. Daha sonra Sayın Eroğlu’nun seçilmesiyle Kıbrıs Türk toplumunda değişim yaşandı.

“Son üç yılda ilerleme olmadı”
Müzakereler sürdü ancak son üç yılda herhangi bir ilerleme elde edildiğini söyleyemem. Şimdi sürecin yeniden başlaması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in seçilmesinin ardından da sürecin hızlandığını görebiliyoruz çünkü unutmayalım ki son 18 ayda müzakere olmadı. 
Bu üzücü bir durum. Ancak şimdi, her iki taraftan da en kısa zamanda çözüme ulaşmak için süreklilik arz eden bir çabanın yeniden başlatılması konusunda iyi niyet belirtisi olduğundan, bunu gerçekleştirmek ve daha fazla zaman kaybetmemek adına bu fırsattan faydalanmamız gerekiyor. 
Bu sürecin başarıya ulaşabilmesi için kapsamlı hazırlıklara ve iyi bir temelde yola çıkmaya ihtiyacımız var. Aksi takdirde, geçmişe baktığımızda yıllarca sonuç üretemeyen bir süreç görmüş oluruz. Bu nedenle şu an, hepimizin umut ettiği çözüm için genişletilmiş ve sonuç almayı hedefleyen müzakereleri başlatacak olan liderlerin ilk görüşmesindeki ortak açıklama metninde yer alan temel unsurlarla ilgili zorlu bir süreç geçiriyoruz.

Farklı etkenlerin varlığına vurgu
Bunun dışında birtakım farklı etkenler de var. Bunlardan biri “oyun değiştirici” olarak adlandırdığımız ortamı değiştirecek olan girişim veya önlemlerin varlığı. Örneğin kapalı Maraş bölgesinin BM’ye devredilmesi karşılığında Mağusa Limanı’nın AB içerisinde mal dolaşımı için kullanılması, Ankara Protokolü’nün uygulanması ve Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinde bazı başlıkların açılması ile ilgili önerimiz. 
Tüm bunlar sürecin dinamiğini değiştirebilir. Umarım ki herkes bu sefer, doğru olanı yapabilmek için gereken siyasi iradeye ve kararlılığa sahip olur. Zaman geçtikçe çözümün kolaylaşmadığını kabul etmemiz gerekiyor.

Maraş konusu ve ortak açıklamaya geleceğiz ancak Kıbrıs Türk ve Türkiye tarafından her düzeyde Kıbrıs konusunda acil biz çözüme ulaşılma isteği ile ilgili açıklamalar yapılıyor. Bu açıklamaları samimi buluyor musunuz?
Yapılan tüm açıklamaların motivasyonunu sorgulamak istemiyorum ancak bunu uygulamada görmek lazım. Size söyleyebileceğim, Kıbrıs Rum tarafında ve hatta daha geniş çevrelerde, çok yakın olan bir tarihe kadar çözüme ulaşılamaması durumunda bir giyotin görevi görecek olan kesin takvimler ve son tarihler üzerinde çok fazla ısrar ettiğiniz zaman, söz konusu ısrarı yapan insanların kuşkuda olabileceğini veya akıllarında “B Planı” olabileceğini düşünürsünüz. 
Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili bir “B Planı” olabileceğine inanmıyoruz. Sorunu müzakereler yoluyla çözme konusunda ısrarcı olmamız lazım. Fakat aynı zamanda, bu tür açıklamalar, şu anda önümüzde duran fırsat penceresinin sonsuza kadar açık kalmayacağını ima etmek veya Türkiye, Kıbrıs Türk toplumu ve genel anlamda bölgede yaşanacak olan siyasi gelişmelerin çaba sürdürmek adına olumlu olmayacağını belirtmek için yapılıyorsa, bu anlaşılabilir bir şeydir.

“Çözümü bir an önce elde etmek istediğimizi söyleyecek ilk taraf biziz”
Çözüme çok daha önce elde etmek istediğimizi, bir an önce elde etmek istediğimizi ilk söyleyecek taraf biziz. Siyasi sınırlamalar olduğunu elbette anlıyoruz. Ancak bunun kağıt üzerinde bir son tarih belirlenmesine dönüşmesini kabul edemeyiz. 
Ancak benim inandığım, aciliyet teşkil eden ve zaman kaybedilmemesi gereken bir durumun var olduğudur. İşte bu nedenledir ki bu sefer Kıbrıs sorununu oluşturan tüm ana unsurları, birbirleriyle bağlantılarını ve bağımlılıklarını ortaya çıkarmak için ve bir sonuç sağlayacak yaklaşımı elde edebilmek için bir arada tartışmamız gerektiğini öneriyoruz.

Bu, Kıbrıs Rum tarafının konuları kaldığı yerden müzakere etmek istediği anlamına mı geliyor yoksa en başından mı?
Bu, “baştan” derken ne demek istediğinize bağlı.

Yani sil baştan.
Kesinlikle hayır. Ancak elimizde sayısız BM kararı ve yüksek seviyede birçok anlaşma tarafından belirlenen çok sağlam bir zemin var. Tüm bunlar mevcut ve sonuna kadar saygı duyulması gerekiyor. Tabi ki doğru yönde yapılanlar göz önünde bulundurulmalı. Çözüm ve çözüm konusundaki isteğimiz açısından göz önünde bulundurulmalı.

“Çözümün güncellenmesi gerekiyor”
Kıbrıs’ın AB’ye katılımının ardından geçen 9 yıldan sonra bu çok önemli gerçekleri görmezden gelemeyiz. Herhangi bir çözümün, yeni koşullara uydurulması gerekiyor. Yani güncellenmesi gerekiyor, zaman gerekiyor. Ancak yapılan yararlı işleri kestirip atmayacağız. Düşüncemiz bu değil. Tam tersine bugüne kadar hale hazırda elde edilen anlaşmaların üzerine kurmamız gerekiyor. Bu nedenle süreç oldukça hızlı ilerleyebilir. 
Buradaki ana fikir, AB üyesi olmamız dolayısıyla oluşan yeni fırsatları da değerlendirmektir. Buna da kimse karşı çıkmıyor. Tüm Kıbrıslıların özgürlük ve haklarına saygı alanını genişletmek adına, bu sadece Kıbrıslı Rumlar veya Kıbrıslı Türkler ile ilgili değil. 
Ancak düşünce, Avrupalı bir toplum, her şeyden çok herkesin haklarını güvence altına alma garantisi sunuyor bu nedenle bu fırsatı değerlendirelim. Bu, üzerinde anlaşma sağlanan konuların sorgulanması ile ilgili değil. Kesinlikle değil. Ancak güncel olmalıyız ve geçmiş yerine geleceğe bakan bir yaklaşıma sahip olmamız gerekmekte.

Bir “son tarih”in kabul edilmez olduğunu söylediniz. Kıbrıslı Rumlar daha ne kadar müzakere etme niyetinde? Örneğin 2020 yılına kadar Kıbrıs sorununu çözmek istiyoruz şeklinde bir zaman çizelgesi veya son tarih belirlediniz mi yoksa müzakereler sonsuza kadar devam edebilir mi?
Bu söyleyeceğimi sakın yanlış anlamayın ama problemi çözene kadar müzakere etmemiz gerektiğini söylüyorum. Yani ne kadar erken olursa o kadar iyi. Ancak aynı zamanda, siyasi koşulların her zaman müzakerelerin faydasına olmayacağını anlıyorum. Bu nedenle bizim düşüncemiz nihai bir çaba göstermek. Bu birkaç ay, bir sene veya daha fazla sürebilir ancak bir ihtimal olup olmadığını göreceğiz. 
Eğer sorunu önümüzdeki aylar içerisinde çözmeyi başaramazsak, en azından gerçek bir olasılık olduğunu, kararlı bir ilerleme olduğunu ve çözümün dinamiklerinin geri döndürülemez bir noktaya geldiğimizi belirleyeceğiz. Bu son derece önemli. 
Ancak tabi ki, ne kadar sürerse sürsün, sorunu çözene kadar oturup, gece gündüz çalışmamız gerektiğini söylemekten başka bir seçeneğim yok. Çözümsüzlüğün çözüm olduğuna inanmıyoruz. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesini istiyoruz. Bu nedenle tabi ki ne kadar erken olursa o kadar iyi.

Peki, Türk tarafınca dile getirilen Mart 2014 tarihinde anlaşmanın referanduma götürülebileceğine inanıyor musunuz?
Kesin tarihlerle ilgili konuşmak istemiyorum. Eğer mümkünse neden olmasın. Neden olmasın diyorum. Ancak gerçekçi olmalıyız. Sadece tarih belirlendiğini gördüğümde biraz şüpheye düşüyorum. Sorun, çözümü görüşmeye başlayacağımız seviyeye ulaşmak, referandum ondan sonra geliyor. Eğer dün bir çözüme ulaşmak mümkün olsaydı ve gelecek ay için referandum planı yapmış olsaydık, buna itiraz etmezdim. 
Ancak sorun konuları ele almakla ilgili. Bir çözüme ihtiyacımız var dolayısıyla konu nihai tarihler belirlemek değil, konuların tümünde bir anlaşmaya varmak. Ortak açıklama metni üzerinde anlaşma ile ilgili yaşadığımız muazzam zorlukları biliyorsunuz.

“Her iki tarafta da siyasi irade varsa mümkün”
O kadar da kolay olmadığı anlaşılabilir bir şeydir. Ancak tabi ki eğer her iki tarafta da siyasi irade varsa, bu mümkün olabilir. Hatta daha da ileri giderek şunu söyleyebilirim ki, belki de onca zorluk ve gerginliklerle şimdi karşı karşıya olmamız gerçeği iyi bir şey olabilir. Çünkü bunları aşabilirsek sonraki süreçte çok daha hızlı ilerleme sağlayabiliriz. 
Bilmiyorum. İdeal olarak, sonuçta amaç gelecek yılın başında Kıbrıs sorununu çözmekse temelde buna bir itirazım yok. Ancak bunu sadece pratikte olacak olanlar ve gerçekler gösterebilir. Ancak “bu olacak ve referanduma gideceğiz” diyemem. Eğer gerçekleşirse, çok daha iyi olur.

Ortak açıklama metniyle ilgili Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında en büyük ayrılık hangi konu üzerinde? Sayın Anastasiadis’in parti liderlerine, ortak açıklama metininde federasyonun iki ayrı kurucu devlet tarafından oluşacağının yer alması nedeniyle bunun kabul edilemez olduğunu söylediğini duyduk. Mevcut sorunlar arasında en büyüğü bu mudur?
Sanıyorum ki Cumhurbaşkanı Anastasiadis tam olarak bunu söylemedi. Neden böyle aktarıldığını bilmiyorum. Hem içerik hem süreçle ilgili üzerinde anlaşmadığımız konular var. Şunu söylemem gerekiyor ki, liderlerin ilk görüşmesinin gerçekleşebilmesi için, özlü bir sonucun çıkması gerektiği Cumhurbaşkanı Anastasiadis için çok açık. 
Sadece törensel bir buluşma istemiyoruz. Bu görüşmenin, müzakerelerin temeli ile ilgili bir anlaşma ve sonuca ulaşmak için kullanılacak yöntemin belirlenmesi ile sonuçlanması gerekiyor. Bu nedenle, BM’nin mevcudiyetinde Kıbrıslı Türk karşıtlarımızla buna nasıl ulaşacağımızı tartışıyoruz. Aramızda hem esasa dair hem de yöntem konusunda farklı görüşler mevcut. Bunların ortasını bulmaya çalışıyoruz. Bir aydan fazla süren bu çabanın ardından BM, sürecin ileriye taşınabilmesi için bazı köprü kurma önerileri yaptı. Bunları tartışıyoruz.

“Çıkmaz içerisinde değiliz”
Bir çıkmazın içinde bulunduğumuzu söyleyemem. Zor ama görüşmelerimizi sürdürüyoruz ve tabi ki engeller ve daha önce söylediğim gibi hem esasa hem de yönteme dair farklı görüşler mevcut ancak ilerleyebilmenin yollarını arıyoruz ve her iki tarafça kabul edilebilecek bir şeyle bitmesini istiyoruz. 
Ancak çok açık bir şekilde söylemeliyim ki, elimizde liderlerin ilk toplantılarında açıklanmak üzere tatmin edici bir şey bulunmaması halinde, Cumhurbaşkanı Anastasiadis bu görüşmenin yer alması için herhangi bir neden olmadığıyla ilgili çok açık bir düşünceye sahip. 
Sadece törensel bir görüşme istemiyoruz. Mayısta bir yemek yenmişti, geçmişte birçok görüşme olmuştu, şimdi ise niyetimizi ortaya koymalıyız. Eğer niyetimizi ortaya koymazsak sorunu hiçbir zaman çözemeyeceğiz. Bu nedenle hedeflenen noktaya gelmek için çalışmaya devam edelim.

Yani bu durum müzakere sürecini daha kolay bir hale getirecek diyorsunuz.
Kesinlikle. İleriye gidilecek yolu çizecek.

Birçok kez bir nihai tarih veya takvimden hoşlanmadığınızı söylediniz ancak Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, liderler görüşmesi için kasımın dördünü telaffuz etti. Bu görüşme gerçekleşecek mi?
Az önce de belirttiğim gibi, bu görüşmenin içeriği ve ortak açıklama metni konusunda aramızda bir anlayışın olması halinde, görüşmeyle ilgili bir tarih belirlemek için karar alırız. Bu aynı zamanda Sayın Downer’in de söylediği. Tarihle ilgili karar almazdan önce anlaşmaya ihtiyacımız var. 
Sayın Davutoğlu tarafından bahsedilen 4 Kasım tarihi, Sayın Downer tarafından, tüm gereksinimlerin karşılanması durumunda, dile getirilmişti. Ancak henüz o raddede değiliz. Sayın Downer, Kıbrıs’a yapacağın bundan sonraki ziyaretin sözü edilen tarihte gerçekleşeceği söylemişti. Eğer başarabilirsek, başaracağız ama henüz orada değiliz. Bu yüzden şu anda bir tarih belirleyemeyiz.

Kıbrıs Türk liderliği, ortak açıklama olmadan müzakerelerin başlayabileceğini söyledi. Bu sizin için mümkün mü?          
Fazla bir anlam taşımıyor. Çünkü daha önce de söylediğim gibi liderler arasında gerçekleşecek olan görüşmenin, sürecin kilometre taşı olması gerekir. Sadece görüşme yapmak için görüşme yapılacaksa, bu görüşmenin amacı nedir? Bu görüşme ne tür bir sinyal verecek? İlerlemekte başarısız olduğumuz sinyalini verecek. 
Bir kez daha ilerlemede başarısız olmak istemiyoruz. İlerlemek istiyoruz. Bizim için esasın varlığı oldukça önemli. Müzakerelerde kaydedilecek ilerleme, liderler arasında yer alacak görüşme ile şekillenecek. Liderlerin düzenli aralıklarla bir araya gelmesini ve kaydedilen ilerlemeleri biriktirerek bir sonraki adımlar ile ilgili direktifler vermesini istiyoruz. Elimizde herhangi bir şey olmadan bir görüşme yapmak… Neden? Bunun için herhangi bir neden yok.

Yakında Ankara’yı ziyaret edeceksiniz, ziyaretinizle ilgili herhangi bir tarih belirlendi mi?    
Henüz değil ancak bunun ardında yatan düşünce bir ilk, belki de ikinci bir görüşme yapmak, bakış açınızı iletmek için bir araya gelmek, insanları tanımak, bunlar önemli şeyler. Aynı zamanda görüşeceğiniz insanlarla kendi bakış açınızı paylaşmak, onların bakış açısını kendilerinden dinlemek… Bunun ardından süratli bir şekilde esasa dayalı tartışmalar yapmak gerekiyor. Bu da ancak, söz konusu görüşmenin müzakere çerçevesinin bir parçası olması halinde mümkün olabilir. 
Bu nedenle bu müzakere çerçevesine ihtiyacımız var. Bu iki şey fikirsel olarak paralel bir şekilde işlevsel olmaz. Belirli bir aşamada sürece dahil edilmeleri gerekiyor. Ancak tabi ki Ankara’ya en erken zamanda gitmeyi, oradaki Türk muhataplarımızla görüşlerimizi ve vizyonumuzu paylaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum. 
Umuyorum ki bu da bir çözüm ile ilgili beklentilerin artırılmasına katkı yapar. Bu durum kesinlikle Kıbrıslı Türk liderliğine bir hakaret olarak algılanmamalı. Ancak Ankara’nın en önemli paydaş olduğuna inanıyoruz ve bir çözüme doğru ilerlemek için Türkiye ile tamamen aynı fikirde olmamız gerekiyor.

Bu ziyaret sadece görüş ve fikir alışverişi şeklinde mi olacak yoksa bundan fazlasını elde etmeyi mi umuyorsunuz? 
İlk görüşmede ne kadar ileriye gidileceğini söyleyemem. Esasa dayalı görüşmelerde ilerleme sağlanacaktır. Bizim görüşümüz ve isteğimiz mümkün olduğu kadar fazla ve mümkün olan en erken zamanda esaslar üzerinde tartışmaktır. Bunun ilk görüşmede gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, kısa bir sürenin ardından ikinci kez, üçüncü veya dördüncü kez bir araya geleceğimizi… İlerleme sağlamak adına ne yapmamız gerekiyorsa yapacağız.

Maraş konusuna dönecek olursak. Sizin öneriniz bildiğimiz kadarıyla BM’ye ve AB’ye iletildi.
Genel olarak Türk tarafına ve Türkiye’ye AB Komisyonu aracılığıyla iletildi. Aynı zamanda Sayın Downer tarafından Sayın Davutoğlu’na da iletildi. Bu konu, iki lider arasındaki müzakerelerin yeniden başlaması ile ilgili harcanan çaba çerçevesinde görüşülen bir konu değildir.

Basına yapılan açıklamalarda, önerinin kabul edilmesinin söz konusu olmadığı, Maraş’ın kapsamlı bir çözümün parçası olduğu belirtildi. Kıbrıs Türk tarafının, söz konusu önerinin içeriğiyle ilgili müzakere etmeye hazır olduğu konusunda herhangi bir işaret aldınız mı?
Bu çabanın tam olarak neler içerdiği konusunda açıklama yapacak kadar ileriye gitmemem gerektiğini düşünüyorum. Ancak şunu söyleyebilirim, benim hissettiğim Türkiye’nin bu konuya tamamen kapalı olmadığıdır. Bir başka algıladığımız şey da, belki de ilk kez onların tarafından daha olumlu bir tepkinin varlığıdır. 
Konunun detaylarında değil ancak çözüm sürecine yeni dinamikler katacak yöntemler aramakla ilgili. Bunu ilerde göreceğiz ancak oldukça temkinli bir şekilde. Yapılan açıklamalar üzerinden yorumda bulunmak istemiyoruz. Tüm sinyalleri ve çevremizde olanları kapsayacak bir yaklaşıma sahip olmak istiyoruz. Sonuçta, Türkiye açısından daha olumlu bir tavırla ilgili belirtinin olduğu konusunda algıya sahibiz.

İki toplum, Türkiye ve Güney Kıbrıs’ı birbirine yaklaştırmak için uygulamaya konulabilecek başka güven artırıcı önlem var mıdır?
İnanıyorum vardır. Bunu kısa bir zaman içerisinde göreceğiz. Sorun, bu önlemleri aynı şekilde algılamamamızda yatıyor. Ancak tabi ki insanların günlük yaşamlarını iyileştirmek için yapılabilecek şeyler mevcut. Bunun için teknik komiteler ve onların mevcut çalışmalarını yeniden harekete geçirmek istiyoruz. Yapılan ticaretin artırılması için Yeşil Hat Tüzüğü’nün uygulanmasının daha da kolaylaştırılmasını, daha fazla değişimi kolaylaştırmak istiyoruz ve sinerjinin, itilaftan daha önemli olduğunu göstermek adına, bunun memnuniyetle karşılandığını göstermek için elimizden ne geliyorsak yapmak istiyoruz. 
Bu bağlamda, bizim için, AB’nin daha güçlü varlığı ve ilgisi olarak adlandırdığımız şey, havayı değiştirmek için var olan başka bir faktör. Aynı şey Doğu Akdeniz’deki yeni jeopolitik şartlar ve Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinde ilerlemesi konusunda yenilenen ilgisi için de geçerli. Bunların tümü birbiriyle alakalı. Sonuçta, süreçle birlikte ilerleyecek yeni bir ortam yaratılması ile ilgili alanın mevcut olduğuna inanıyoruz.

Ancak Maraş ile ilgili öneri paketi Kıbrıslı Türklerin talep ettiği direkt uçuşların başlamasını içermiyor.
Havaalanından bahsediyorsanız o başka bir konu. Havaalanı önerimizin bir parçası değil ancak Türk tarafı veya Kıbrıs Türk tarafı havaalanı konusunun da dahil edilmesini istiyorsa, bunu tamamen reddetmiyoruz ancak daha önce de söylediğimiz gibi bizim buradaki temel endişemiz, bir havaalanı çalıştırabilmek yasallılık ve uluslararası hukuk çerçevesiyle ilgili. 
Ancak bunu uluslararası hukuka saygı gösterilmesiyle gerçekleşebileceğinin mümkün olduğunu açıkça söyledik. Ve bunun mümkün olduğuna inanıyoruz. Eğer konuyu masaya koyarlarsa, bunu hangi şartlarda görüşmeye hazır olduğumuzu belirttik ve bunu konuşmaya da hazır olacağız ancak konu henüz masada değil.

Süreç başlamadan önce, müzakerelerin bu kez başarıya ulaşacağına dair yüksek beklentiler vardı. Aynı şekilde hissediyor musunuz? Bunu sormamın sebebi, ortak bir açıklama konusunda görüş birliğine varmanız bir aydan fazla sürüyor. Ortak bir açıklama konusunda anlaşmaya varmanız bu kadar uzun sürüyorsa, müzakerelerin başarıya ulaşacağına neden inanalım? 
Sorunuzu anlıyorum ve bu şekilde düşünmekte de haklısınız. İnsanların görüşü de ortak bir açıklama için bu kadar zaman geçiyorsa çözüm için ne kadar zaman harcanacağıdır. Ancak daha önce de söylediğim gibi, bu kez başarıyı garanti altına almak için şu anda temel konularla ilgili derinlemesine ve esaslı bir şekilde görüştüğümüz gerçeğinin kolaylaştırıcı olacağına inanmak istiyorum ama kesin olan bir şey var o da insanların çözüm ile ilgili güvenini ve umudunu yeniden inşa etmemiz gerekiyor.

“Beklentiler oldukça düşük”
Kabul etmemiz gereken bir şey var ki o da beklentilerin şu anda oldukça düşük olduğudur ve güvenle birlikte inancı da yeniden oluşturmamız gerekiyor. İşte bu nedenle Maraş paketiyle ilgili bu görüşe sahibiz. Eğer bu konuda görüşmelerle paralel olarak ilerleme sağlanırsa, uygulaması da nihai çözümü beklemeden gerçekleşirse, bu da tarafların ciddi olduğuyla ilgili mümkün olan en güçlü mesajı verecek ve bunun da son hamle olduğunu gösterecek.
Bunu yapmanın yollarını ve araçlarını bulmamız gerekmekte. Bunu göstermek için de elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Eğer bana ne ölçüde iyimser veya kötümser olduğumu soruyorsanız, özellikle de geçmiş bir buçuk ay boyunca edindiğim tecrübelere dayanarak, zor bir sınav olduğunu ancak geçmişte olduğum kadar kararlı olduğumu söyleyebilirim.

BM’nin ve ABD’nin mevcut sürecin, Kıbrıs konusunun çözümü için gösterilecek son çaba olduğunu söylediği iddia edildi. Uluslararası desteğin eksikliği halinde ne olacak? İki tarafın kendi başlarına bir araya gelip sorunu çözmek için istekli olduğunu veya iki toplumlu iki kesimli federasyon dışında herhangi bir çözüm şeklinin varlığına inanıyor musunuz?            
Hayır, ülkenin iki kesimli, iki toplumlu bir federasyon altında yeniden birleşmesi dışında başka bir çözüm şeklini düşünmek istemiyoruz. Uluslararası camia tarafından bunun gerçekleşmesi yönünde artan destek nedeniyle de oldukça memnunuz. 
Tabi ki mevcut çabanın başarıya ulaşacağını umuyoruz. Bunun son çaba olduğunu söylemek isteriz ve bunu söyleyebilmek için başarılı olması gerekir. Eğer başarısızlığa uğrarsa, başında da söylediğim gibi, denemek ve denemeye devam etmekten başka seçeneğimiz yok. Ne yapacağız? Umudumuzu kaybedecek miyiz? Belki bireyler olarak, ben, siz, liderler, insanlar, BM genel sekreteri, onun temsilcisi, hayal kırıklıklarımız var. Devam etmek için de güç ve cesaretimiz olmayabilir çünkü yorulduk. 40 yıl süren çabaların ardından hepimiz yorulduk. Ancak kurumsal olarak, kurumlar, BM ve diğer tüm uluslararası kurumlar devamlılık için ordadırlar. 
İnsanlar değişir ve istediğiniz bir sonuç elde edene kadar gayret etmeye devam etmelisiniz. Bu nedenle oldukça fazla kararlılık var bu nedenle şu anda felaket senaryoları konusunda düşünme fikrini sevmiyorum ama yüzleşmemiz gerekirse yüzleşeceğiz ve bunun en iyi tarafını, bu ülke ve insanları özellikle de genç nesiller için elde etmeye çalışacağız. Çocuklarımızın geleceğinin bizim başarısızlığımız yüzünden belirsiz olmasına izin veremeyiz.

Sayın Mavroyannis, KIBRIS Medya Grubu’na konuştuğunuz için bir kez daha teşekkürler.
Benim için bir zevkti. Sizlere en iyi dileklerimi sunuyorum.

 
16 Ekim 2013 Çarşamba 12:29
Okunma: 923
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)