Ana Sayfa » Kıbrıs » Yalandan masada oturmak "Statükoculuktur"

Yalandan masada oturmak "Statükoculuktur"

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'nun Özel Temsilcisi Kudret Özersay, "sonuç getirmeyen müzakereler yine de sürsün" yaklaşımının "statükocu olmak" olduğunu söyleyerek, "Bu statüko Kıbrıs Türkü'nün aleyhinedir. Bu statüko belirsizliği besleyen, Kıbrıs Türkü'nü o belirsizlik içinde yok olmaya iten bir statükodur" dedi.

 
 
Yalandan masada oturmak
Cumhurbaşkanı Eroğlu'nun Özel Temsilcisi Özersay, BRT'de katıldığı "İki Yakın Bir Genel" adlı programda müzakere sürecinin geldiği aşama hakkında açıklamalarda bulundu.

Kıbrıs Türk tarafının olası bir başarısızlık ertesinde müzakerelerin devam etmesine sıcak bakmaması konusunda yapılan bazı eleştirilerin hatırlatılması üzerine Özel Temsilci Özersay, şu değerlendirmeyi yaptı:


"Herkesin şunu anlaması gerekir; eğer 'başarısız olsak da başarısız süreç sürdürülmelidir' derseniz siz statükocusunuz ve bu statüko Kıbrıs Türkü'nün aleyhinedir. Bu statüko belirsizliği besleyen, Kıbrıs Türkünü o belirsizlik içinde yok olmaya iten bir statükodur.


"ÇÖZÜLMEYECEKSE, BAŞARISIZ OLDUYSA, BAŞARISIZ OLDUĞUNUN TESPİTİ GEREKİR"


'Bir an önce çözülebilecekse çözmek için biz gereğini yapmaya hazırız' dedik zaten, sayın Cumhurbaşkanı'nın mektubu öyle bir mektuptur. Eğer bu çözülmeyecekse, başarısız olduysa, başarısız olduğunun tespiti gerekir. Ve bizi başarısız olan bir müzakere süreci içerisinde oturmaya iter ve 'sürdürün' derseniz o zaman sizin bu topluma verebileceğiniz vizyon, bir umut yok demektir.


İnsanlara 'biz bu küvezin içerisinde ara bölgeye başarı üretme şansı olmayan müzakerelere sırf müzakere etmek için gideceğiz, kameraların önüne çıkacağız, hiçbir şey ortaya çıkmasa bile biz buna devam edeceğiz' derseniz, bu halka bir vizyon, bir şey vermiyorsunuz demektir. Bir kere bunu tespit etmek gerekir.


İkincisi bizim söylediğimiz şey şudur; eğer çözüm üretmiyorsa Kıbrıs müzakereleri bizim aleyhimize olan, bizi yok eden, bize zarar veren statükonun muhafaza edilmesinin en temiz, en güzel aracı durumuna dönüşür. Müzakereler aleyhimize kullanılan bir araca dönüşür. Gelin farklı seviyelerde bunun bize nasıl zarar verdiğine, aleyhimize bir bahane olarak nasıl kullanıldığına bir bakalım; uluslararası toplum seviyesinde bakalım.


ULUSLARARASI TOPLUM...


İzolasyonların sona erdirilmesi için talepte bulunuyorsunuz, size 'bir şeyler yaptık ama bu şartlarda izolasyonlar konusunda da elimizden başka birşey gelmiyor, 2004'deki sözümüzü tutamadık ama aslına bakarsanız, Kıbrıs sorunu çözüldüğünde bütün bu sorunlar halledilecek, müzakereler de devam ediyor zaten, dolayısıyla siz de bizi çok sıkıştırmayın' gibi bir cevapla karşı karşıya kalıyoruz. Yani müzakereler izolasyonların kaldırılmaması için bir bahane olarak bize karşı kullanılıyor, sanki müzakereler 44 yıldır herhangi bir noktada somut bir çözüm üretebilmiş gibi ya da referandum aşamasına gelmişiz gibi böyle bir yanıt alıyorsunuz. Bir statü talep ediyorsunuz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınması statüsünden bahsetmiyorum, örneğin çok basit bir sivil toplum örgütünün bir etkinliğe ya da mesleki uluslararası bir sivil toplum örgütüne katılması olayından bahsediyorum, o etkinliğe katılma talebinin ortaya atılması veya bir örgüte katılması talebinin ortaya atılmasında bile o sivil toplum örgütüne şu cevap veriliyor: 'Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm müzakereleri devam ediyor, biz bunu destekliyoruz, sizi belki gözlemci olarak alabiliriz ama oy hakkınız olmayacak, söz hakkınız yok, siz de gelin burada dinleyin, kapsamlı çözüm olunca siz de dahil olacaksınız.'


Sanki kapsamlı çözüm olmak üzereymiş ve referanduma gidiyormuşuz gibi müzakereler bizim aleyhimize kullanılıyor; bu uluslararası toplum seviyesindeki durum.


RUM TARAFI... 


Rum tarafının müzakereleri nasıl kullandığına baktığınız zaman örneğin petrol ve doğalgaz arama meselesinde Rum tarafına diyoruz ki 'sen de bütün uluslararası aktörler de, bu kaynaklar sadece Kıbrıslı Rumlara değil Kıbrıslı Türklere de aittir diyorsun, gel bunu birlikte araştıralım, işbirliği yapalım ve birlikte paylaşalım. Kıbrıs sorununun her boyutunu kapsamlı şekilde çözemiyorsak, sadece bunu çözelim en azından çünkü bunun bir çatışma potansiyeli var'. Aldığımız yanıt ne? 'Müzakereler devam ediyor, doğal zenginlikler konusu bu müzakerelerin bir parçasıdır, dolayısıyla biz bunu yapamayız ve sizinle bunu görüşmeyiz bile'.


Yine Rum tarafı nezdinde baktığınız zaman tek başına hükümet muamelesi görüyor, Kopenhag kriterlerini yerine getirmiyor, temsili bir hükümet yok Rum tarafında, anayasasının nerdeyse yarısı askıda, buna rağmen AB üyesi.


Müzakereler devam ettiği için Rum tarafına ne zaman bu sakatlıkları hatırlatılsa hemen yanıt hazır: 'Müzakereler devam ediyor, zaten Kıbrıs sorununu çözmeye çalışıyoruz'.


Dolayısıyla müzakerelerin devamı Rum tarafının bu garip durumunu gizlemesi için bir araç olarak kullanılıyor.


KIBRIS TÜRK TARAFI...


Gelin bir de Kıbrıslı Türkler seviyesinde ele alalım, biz de sorumluyuz burada, neden? Çünkü müzakereler devam ettiği için çok ciddi bir atalet içerisindeyiz. Bir haşhaş etkisi gösteriyor müzakereler, hepimizde şöyle genel bir hava var; 'Müzakereler devam ediyor, kapsamlı çözüm bulunmadan pek çok ana sorunun halledilmesi mümkün değil'. Yani içerde yapmamız gereken, kendimize çeki düzen vermemiz gereken şeylerde adım atmaktan geri duruyoruz. Bizi bir atalete, bir uyuşukluğa itiyor, süreç bizi uyuşturuyor aslında. Ama daha da önemlisi var, bazı siyasi gruplar Kıbrıs Türk tarafında her durumda müzakerelerin devam etmesi gerektiğini söylüyorlar. Müzakereler statükonun sürdürülmesi için bir araç durumuna dönse dahi devam etmesini isteyenler var. Ama kimse kusura bakmasın; bunu savunanlar, yani çözüm üretmeyecek olsa bile, bu potansiyeli olmasa bile uygun metodolojiyi içermese bile bir ömür gidecek olsa bile 'bu müzakereler sürdürülmelidir' derseniz statükocusunuz. Bu statüko devam etsin demekle eşdeğerdedir ve birileri bunu siyasi anlamda bir ekmek teknesi olarak görmektedir.


"SÜREÇTE İLERLEME ANCAK VE ANCAK BİRLİKTE ELDE EDİLEBİLİR"


Genel Sekreter'in Garantörlerle çok taraflı toplantı çağrısı yapıp yapmayacağı şeklinde soru üzerine Özersay, sözlerini şu şekilde sürdürdü:


"Sadece bize bağlı olmadığı için net bir cevap veremiyorum, çünkü bu Genel Sekreter'in vereceği karar ile doğrudan ilgilidir. Bizim yalnız başımıza yapabileceğimiz bir şey değildir. Ve özellikle ülke içerisindeki siyasi aktörlerin bunu görmemesi ya da görmek istememesi çok ilginçtir aslında. Örneğin süreçte 'şu konuda ilerleme olmadı', 'Kıbrıs Türk tarafı bu konuda ilerleme elde edemedi' gibi sözler arf ediliyor. Sanki ilerleme yalnız başına elde edilebilirmiş gibi. İlerleme birlikte elde edilebilir. Dolayısı ile eğer siz karşı taraftan o rızayı , o isteği almazsanız o anlayışta bir yaklaşım söz konusu olmazsa, ilerleyemezsiniz. Ve ilerleyemediğiniz için de birisi size çıkıp 'ilerleyemediniz maalesef' diye eleştiri yöneltemez. Çünkü bu iki tarafın rızasını gerektiren bir süreçtir. Tek başına yapılan bir şey değil. Bir tangodur bu."


"OLASI BİR BAŞARISIZLIK BİZİM DEVAM ETMEME KARARIMIZLA İLGİLİ OLMAYACAK"


Mesele Kıbrıs Türk tarafının müzakere sürecini devam ettirmesi ya da ettirmemesi kararıyla ilgili değildir. Başarısızlık ya da sürecin çökmesi bizim bu sürece devam edip etmeme kararımızla ilgili bir şey değildir. Bu sürecin başarılı olup olmayacağı ondan çok önce, yani Genel Sekreter bu çok taraflı toplantıyı davet edip etmeyeceği yönünde karar alacağında ya da Genel Sekreter'in Rum tarafı bunu istemedi diye davetten kaçınması, ya da Rum tarafının istememesine rağmen bu daveti yapması ve Rum tarafının bunu reddetmesi noktasında bu sürecin başarılı olup olmadığı ortaya çıkacak zaten. Yani herşey yolunda gitmezse bir noktada sürecin başarısızlığı bizim devam etmeme kararımızla ilgili olmayacak."


B PLANI SÖYLEMLERİ...


Olası bir çözümsüzlük halinde B Planı söylemlerini nasıl karşıladığının sorulması üzerine Özersay, şu yanıtı verdi:


"İRADEMİZ BAŞKALARININ İRADESİNE MAHKUM EDİLMEMELİ"


"Ben geçmişte bu konuda bir şeyi özellikle vurgulamıştım, yine vurgulamak istiyorum ama bunun benim kişisel görüşüm olduğunu söyleyerek vurgulamak istiyorum. O da şu: Kıbrıslı Türklerin iradesi ne Kıbrıslı Rumlara ne de başkasına bağlı olmalıdır, başkalarının iradesine mahkum olmamalıdır. Kıbrıslı Türklerin bir çözüm vizyonu olmalıdır. Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözümü hedefleyen bir çabası, uğraşı olmalıdır ama eğer bu bir türlü bulunamıyorsa ondan ayrı bir başka vizyonu daha olmalıdır, kendi geleceklerine ilişkin olarak. Ancak Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm bağlamında yapılacak herhangi bir şeyin kalıcı olabilmesi için her iki toplumun da rızasına ihtiyaç vardır. Dolayısıyla Kıbrıs'ta çözüm bağlamında ancak ve ancak bence ortak bir B planından bahsedilebilir. Ama buna rağmen Kıbrıslı Türklerin bir başka vizyonu yani uluslararası topluma çözüm olmasa da entegre olmayı hedefleyen bir vizyonu, bir çabası, kendine çeki düzen vermeyi hedefleyen bir çabası, bir vizyonu, bir iradesi olmak zorundadır. Aksi durumda Kıbrıs Türk kimliği tehlike altındadır. Ben kişisel olarak böyle düşünüyorum."


"KIBRIS TÜRKÜ'NE KARŞI YAPILACAK HERHANGİ BİR HAKSIZLIK EGZERSİZİNE ALET OLMAM"


Müzakere sürecinin başarısız olması ertesinde yine de sürdürülmesi yönünde bir yaklaşım ortaya çıkarsa istifa etmeyi düşünüp düşünmediği sorulan Özersay, "Bu benimle ilgili bir şey değil sadece, öncelikle Kıbrıs Türk Halkı ile ilgili bir şeydir. Burada önemli olan bizim bir bir bireyler olarak vereceğimiz kararlar değil, Kıbrıslı Türklerin geleceğidir.


Çok açık bir şey söyleyeyim, çözüm üretmeyecek olsa dahi Kıbrıs Türklerinin aleyhine olacak olsa dahi statükoyu muhafaza eden bir araç durumuna dönüşecek olsa dahi bu müzakereler devam etsin deniliyorsa, buna izin vermemek gerekir. Ben Kıbrıs Türkünü uyuşturacak, belirsizlik içerisinde bırakacak ve bir anlamda bu halk ile alay edecek bir sürecin parçası olmayı kabul etmem diyorum. Bunu siyasi ve ahlaki bir duruş olarak ortaya koyuyorum. Kıbrıs Türkü'ne karşı yapılacak herhangi bir haksızlık egzersizinin parçası olmam diyorum o kadar. Sanırım herkes bunu anlayışla karşılayacaktır."


"OLASI ÇÖZÜMSÜZLÜK DURUMUNDA TÜM TARAFLARIN NE KAYBEDECEĞİ GÖRÜLMELİ, GÖSTERİLMELİDİR"


Müzakerelerin başarısı için bir takvim gereklidir. Eğer bir takvim yoksa eğer taraflar için bir bir teşvik unsuru yoksa, eğer taraflardan biri bu sürecin başarısız olması durumunda kaybedeceği bir şey olduğunu düşünmüyorsa, süreç sonuç getirmez, getiremez. Rum tarafına bakıyorum, birisi bana şunu söylesin; Rum tarafı bu müzakerelerin başarısızlığa uğraması durumunda neyi kaybedecek? Hiçbir şey kaybetmeyecek. Uzun vadede daha detaylı bir analizle bir şey kaybedeceği sonucuna varabilirsiniz ama bugün için baktığınızda Kıbrıs Rum toplumuna 'bakın gelin anlaşalım aksi halde şunu kaybedeceğiz diyebileceğiniz' bir ortam yok. Eskiden Rum göçmenlerle ilgili olarak taşınmaz mülklerini kaybedecekleri, mülklerini geri alamayacakları, tazminatlarını alamayacakları söyleniyordu. Şimdi onun da içi boşalmış durumdadır farkında mısınız? Taşınmaz Mal Komisyonu ile birlikte binlerce Rum bu komisyona başvurmuş durumdadır ve çözüm olmamasına rağmen taşınmaz malları ile ilgili tazminatlarını alabileceklerini görüyorlar. Bu İnsan Hakları Mahkemesi'nin talebi üzerine kurulmuş olan bir komisyondur. İşlevi doğrudur tabii ki ve Kıbrıs Türk tarafının lehine olan bir şeydir Taşınmaz Mal Komisyonu. O çalışmanın içinde geçmişte yer aldığım bir kişi olarak söylemiyorum."


"SİYASİ İRADENİN TEST EDİLECEĞİ YER ÇOK TARAFLI TOPLANTIDIR"


Özel Temsilci Özersay, müzakere sürecinin başarılı olup olmayacağının test edileceği yerin çok taraflı toplantı olduğunu söyleyerek "Uzlaşılmayan konuları masaya koyup, hepsinin arasında al - ver yapabileceğiniz, tarafların iradelerini gerçek anlamda test edebileceğiniz yer çok taraflı toplantıdır" dedi ve şunları söyledi:


"Ara bölgede, adeta gerçek şartlardan uzak sanal bir ortamda, küvezdeymiş gibi, binlerce alt başlığı olan Kıbrıs müzakerelerini bir ömür daha devam ettirebilirsiniz, ama o zaman tarafların iradesini gerçek anlamda test edemezsiniz. Taraflar, birbirlerini suçlama oyunu oynama şansına sahip olurlar. Ara bölgede devam eden müzakereler, bir noktadan sonra buna dönüşür ve bunu kimse engelleyemez. Üstelik bir takvim olmazsa bu iş bir değil birkaç ömür sürer gider. Bunu durdurmanın yolu, sürecin başarılı olup olmayacağını test etmenin yolu son aşamanın son unsuru olan çok taraflı toplantıda al-ver yapmaktır".


"... SÜREÇ BAŞARISIZ OLUR"


Son aşamanın en son unsuru olan çok taraflı toplantıya geçilmemesi halinde sürecin başarısız olacağını da vurgulayan Özersay, Kıbrıs Rum tarafının yerine getirilmesi mümkün olmayan şartlar koyarak al-ver yapılacak noktaya gelmekten kaçtığını söyledi.


"BM'NİN ŞARTLARI RUM TARAFININ ŞARTLARINDAN DAHA ESNEK"


Çok taraflı toplantı konusunda Rum tarafının tutumunun ne olduğunun sorulması üzerine Özel Temsilci Özersay, "Rum tarafının şu andaki resmi pozisyonu 'çok taraflı toplantının yapılabilmesi için  bütün iç meselelerin halledilmesi gerekir' şeklindedir" dedi ve şöyle devam etti:


"Halbuki zaten bu şartlar yerine gelse Kıbrıs sorunu çözülür. Altı başlıktan geriye tek bir başlık kalır ki o da Güvenlik ve Garantiledir. Rum tarafının bu pozisyonu 'Kıbrıs sorununu çözeceğiz ve sonra o toplantıya gideceğiz' demekle eşdeğerdedir. Rum tarafının şu anda çok taraflı toplantının yapılması ile ilgili ortaya koymuş olduğu şartlar aaslında BM'nin söyledikleriyle örtüşmemektedir. BM'nin çizmiş olduğu resim ve şartlar daha esnektir. Dolayısı ile çok taraflı toplantının yapılma ihtimali hala vardır. Zaten Kıbrıs Türk tarafı da kısa bir süre önce bunu daha da mümkün kılabilecek olan ve BM'nin aslında eline somut bir enstürman anlamına gelebilecek olan bir adım atmıştır. Bu da bir diğer unsurdur. Dolayısı ile ben o anlamda umudumu yitirmiş değilim".


"YENİ TOPLANTI YOK, TOP ARTIK BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'DE"


Nisan ayı sonuna dek yeni bir görüşme olup olmayacağının sorulması üzerine Özersay ne tarafların ne de BM'nin böyle bir talep ortaya koyduğunu vurgulayarak şunları söyledi:


"Bir kere şu iki şeyi birbirinden ayırmamız gerekir. Geçtiğimiz gün yapılan son liderler görüşmesi ile sayın Downer'ın yapacağı değerlendirme ve ardından da Genel Sekreter'in 19 Nisan'da alacağı karar arasındaki dönemde toplantı yapılması bir şeydir, Genel Sekreter'in alacağı karar ertesinde müzakerelere devam edilecek mi edilmeyecek mi kararı ise başka bir şeydir.


Aslında bu ara dönemle ilgili olarak son liderler görüşmesinde sadece Kıbrıs Türk tarafı değil Kıbrıs Rum tarafı da bir toplantı talebinde bulunmamıştır. Ve BM'nin de bir toplantı önerisi olmamıştır.


Dolayısıyla 19 Nisan tarihine dek yeni bir görüşme yapılmaması konusunda aslında bir konsensus söz konusuydu.


Genel Sekreter kararını verinceye dek tekrar bir araya gelmenin artık bir manası yoktur, çünkü verilecek karar, sürecin nereye gideceğiyle ilgili bir karar olacaktır.


Dikkatinizi çekerim, sayın Hristofyas da son liderler görüşmesinden çıktıktan sonra ne demiştir: 'Top artık Birleşmiş Milletler'dedir' demiştir.


Aynı ifade görüşme sırasında Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından da kullanılmıştır. Gerçekten de artık top Birleşmiş Milletler'dedir.


Kıbrıslı Rum muhataplarımız 'ucu açık bir biçimde başarılı olmayacak olsa dahi bu müzakereler devam etsin, biz de bunu sürdürmeye hazırız' şeklinde bir yaklaşıma sahiptirler.


Bizim pozisyonumuz ise, Kıbrıs sorununda eğer Kıbrıs müzakereleri bir çözüm üretme potansiyeline sahipse, çözüm üretebilecek bir niteliğe sahipse, metodoloji olarak bunu yapmak mümkün görünüyorsa biz bunu yaparız ve biz buna hazırız. Hazır olduğumuzu da gösteriyoruz zaten son Cumhurbaşkanı'nın mektubuyla. Ama değilse biz sırf müzakere etmek için müzakere etmeyi ciddi anlamda anlamsız buluyoruz ve bunun Kıbrıs Türkü'ne zarar verdiğini düşünüyoruz."

 
1 Nisan 2012 Pazar 19:55
Okunma: 398
 
(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Bu Kategorideki Diğer Haberler
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak 2016 sonuna kadar bir çözüme ulaşılabileceğine inanıyor musunuz?
Evet İnanıyorum
Hayır İanmıyorum
Kararsızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)