Kurtarıcı mı? Cezalandırıcı mı? Yoksa ne?


 
 

Malumun ilanı...

Aylardır ha kuruldu ha kurulacaktı derken en sonunda Özersay dün Halkın Partisi’ni eşittir (equal) logosu ile resmen kurdu. Şimdi siyasette kartlar yeniden dağıtılıyor. Artık, Kıbrıs Türk Siyaseti’nin divaları, her adımlarını iki kere düşünerek atmak zorunda kalacaklardır kanaatini taaşıyorum... Bu, Kıbrıs Türk Siyaseti’nin dönüşmesi ve gelişmesi adına iyi bir şey. Rekabet her zaman kalite getirir...

Biraz da bundan olacaktır ki;  geleneksel partilerin ağır toplarından Özersay’a ve partisine karşı önemli eleştiriler de hemen gelmeye başladı... Önceleri partinin kurulabilme ihtimalini dahi çok zayıf görenlerin son günlerdeki bu çıkışları adeta “paçalar tutuştu” sözünü hatırlatır cinsten.

Cumhurbaşkanlığı seçim sandığına atılan pusulaların üzerindeki mühürlerin mürekkepleri dahi kurumamışken, Nisan’da bazı adaylar için “cezalandırma aracı” olarak kullanılan Özersay’ın bugün aynı çevrelerce kötü çocuk ilan edilmesi “tabii ki” tuhaf duruyor...

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Özersay’a tek kelime etmeyen, destek veren, kapılarını açan bu çevrelerin bir anda Özersay celladı kesilmesi, kendileri adına ortada ciddi bir sıkıntının var olduğunun da açık bir göstergesi aslında...

****

Konumuz Halkın Partisi ve kurucusu Kudret Özersay... Ancak bir analiz yapacaksak siyasetin, yüzyıllardır değişmeyen temel kurallarını biraz hatırlamanın olayı çok daha net bir şekilde algılanabilmesini sağlayacağını düşünüyorum...

Nur içinde yatsın, Taner Kışlalı’nın, siyaset bilimi adlı eşsiz eseri öğrencilik yıllarımızda elimizden düşmeyen kitaplardan biriydi... Seçmen davranışları konusunda, yani bizlerin hangi mantıkla oy kullandığımız konusunda Kışlalı bakın neler söylemişti;

“Oyunu kullanmak için sandık başına giden seçmen, şu dört unsurun biri veya birkaçını göz önüne alarak oyunu kullanmaktadır: “Güvenlik isteği”, “saygınlık isteği”, “duygusal bağlılık” veya “dinsel/siyasal inançlar”

- Güvenlik isteği kişileri “istikrar arayışına” itmektedir.  Düşük ama düzenli bir gelire sahip kişiler, mevcut siyasal iktidarın devamı yönünde oy kullanmaktadırlar. Bu tür seçmen grupları, gelirini artıracak, daha iyi koşullar sağlayabilecek partilere seçimlerde pek itibar etmemektedir. Onlar risk almak yerine, ellerindekini koruma yönünde hareket etmektedir.

- Toplumda yeterince saygı görmediğine, kendilerine ayrım uygulandığına inanan kesimler ise oy verirken, “güvenlik isteği” ile hareket eden seçmenlerin aksine, “değişimden” yana oy kullanmayı tercih etmektedirler. Çünkü onların mevcut siyasal iktidardan bir memnuniyetsizliği bulunmakta ve belki alternatif bir siyasal partinin iktidarında ikinci sınıf insan muamelesi görmekten kurtulma şansları olduğunu düşünmektedirler.

- Bir partiye veya onun liderine duyulan “duygusal bağlılık” da oy verme davranışı üzerinde etkili olmaktadır. Zaman içinde duygusal olarak bağlanılan siyasal parti, kişinin görüşlerine aykırı tutumlar sergilese de duygusal bağlılığın derinliği kişiyi yine bu partiye oy vermeye sevk edebilmektedir.

- Dini veya siyasi inançlar da, tıpkı duygusal bağlılık gibi, kişilerin oy verme davranışı üzerinde etkili olabilmektedir. Kişiler, maddi çıkarlarının ötesinde bir partiye yakınlık duyabilmektedirler. Aynı inancı paylaştığı, aynı düşünceyi savunduğu insanlarla birlikte olmayı isteyen kişiler, seçimlerde de oy verirken bu duyguyla hareket etmektedirler.”

Şimdi yukarıdaki saptamaları bir de bizim penceremizden bakarak bir yorumlayalım...

-Güvenlik isteği dediğimiz şeyin karşılığı nedir ülkemizde? Mevcut düzenin devamı mıdır? 13. Maaşın ödenmeye devam etmesi midir? Kıbrıs konusunda maceraya atılmamak mıdır? Yoksa Kuzeyden gelen pastayı olabildiğince eşit üleşmeye devam etmek midir?

Peki pasta artık yoksa... 13. Maaşlar ödenmemeye başlamışsa, dağıtacak istihdam, tarla, arsa yoksa, kim gelirse gelsin çözümde Türkiye’nin dediği olur inancı alıp da başını gitmişse ortada güven esasına dayalı oy kullanacak bir seçmen kalabilir mi? Kalamaz... Kalmadı da zaten... Korumaya değer hiçbir şey kalmadığında güvenlik içgüdüsü ne işe yarar... Hiçbir işe...

-Peki siyasal inançların karşılığı nedir? Siyasal inançların karşılığı kalmış mıdır ülkemizde? Karmacı oy sisteminin allak bullak ettiği, ideolojilerin adeta yerle bir olduğu, tüm fikirlerle hemfikiriz olma noktasında hareket eden, bir grubunu tenzih ederek konuşuyorum, omurgasız siyasetçilerin hüküm sürdüğü bir yerde, emek en yüce değerdir diyenlerin özelleştirmeci, TMT ruhunu taşıyoruz diyenlerin Annanist kesildiği, kendini sosyalist ilan edenlerin Range Rover makam araçlarında seyrü sefer ettiği günümüzde o bilindik siyasal inanç sistemine gerçek anlamda bağlılıktan söz etmemiz mümkün mü? Mümkün değildir...

-Liderlere bağlılığa ne dersiniz? Arayın ki bulasınız... Ülke siyasetinin belki de en büyük açmazlarından biri de yaşanan lider sıkıntısından kaynaklanmaktadır. Tüm partilerin başına adeta musallat olan yüzbaşılar içinde kıdemli yüzbaşı olma durumları nasıl bir lider üretecek de o lidere bir de bağlılık yaratacak. Lider koltuğuna oturtulanların milletvekilliği seçimlerinde partilerinin birinci sırasından milletvekili seçilemediği bir dönemden geçiyoruz... Bağlılığın da çok fazla alıcısı kalmadı özetle...

-Gelelim sihirli sözcüğe... Saygınlık isteği... Kim saygı görmek istemez ki? Kim saygın bir hayat yaşamak istemez ki? Kim adam yerine konmak istemez ki? Hepimiz istiyoruz...

Toplumun genelinde “saygınlık talebinin” ciddi anlamda yükselişte olduğu böylesi bir dönemde, demek ki olayın rengini belli edecek grup, saygınlık isteği ile yola çıkacak, değişimi talep edecek grubun üyelerinin yüzdesi olacak...

Gelin bu saygınlık isteğini biraz daha açalım... Nedir bu saygınlık isteği?

İnsana değer midir? Topluma değer midir? Kişilikli duruş mudur?

Onların dönemi kapandı biraz da bizim dönemimiz başlasın talebi midir?

Eski saygınların ait oldukları yerlerde yerle bir edilen saygınlıklarının intikamı mıdır?

Yönetimden menuniyetsizliğin bir tezahürü müdür?

Bir yenilik, bir değişim talebi midir?

İdealistlerin pembe dünyalarının en güzel ruyası mıdır?

Temiz sokaklar, temiz kaldırımlar, güzel caddeler, düzen nizam intizam... Çağdaş bir yaşam mıdır...

Yıllarca torpilsiz yaşayanların torpilli olma kavgası mıdır?

Yoksa aydınların kendilerinden daha vasat insanlar tarafından yönetilmeye başkaldırışı mıdır?

Belki de hepsidir?

Şimdi, aykırı duruş , kişilikli duruş propagandalarının son dönemlerde neden sıkça yapıldığını daha da net anlayabildiniz mi?  Durum böyle olduğu için, saygınlık isteğini karşılayan kampanyaların son dönemlerde neden bu kadar çok başarıya ulaştığını daha net algılayabildiniz mi?

 

Kıbrıs Türk Siyaseti’nde 15 yıllık evrim süreci....

Gelelim bir diğer önemli saptamaya... 1990’lı yıllarda yapılan kamuoyu araştırmalarında partisel aidiyet oranı yaklaşık %70’ler civarındaydı... Buna ister ideoloji bağı deyin, ister gönül bağı, ister takım tutar gibi parti tutma... Özetel ne isterseniz deyin ama 90’lı yıllarda toplumda kendine seçmen deyen her 10 kişiden 7 tanesi bir partiye tüm benliği ile bağlıydı.

Ancak Avrupada 80’li ve 90’lı yıllarda gerçek anlamda yaşanan ülkemizde ise 2000’li yıllarla birlikte yaşanmaya başlanan Annan Planı atmosferinin tetiklediği “seçmen çözülmesi”  süreci, siyasetteki tüm dengeleri de altüst etti.

“İnsanları iki şekilde kendinize bağlarsınız... Ya ceplerine para koyarsınız ki bu bir çıkar ilişkisidir, ya da akıllarına fikir sokarsınız. Bu da ideolojik bir ilişkidir. Her ikisi de tükenirse ne olur? Olan oldu işte!”

Artık seçmen hangi seçimde kime oy verir, hangi oranda oy verir kestirmek çok da kolay değil... Araştırma şirketlerinin anketlerinin bir bir patlamasının sebebi de bu yeni durumdur zaten... "Free wheel" bir seçmen grubu artık kar topu gibi yokuş aşağıya sürükleniyor... Giderek de büyüyor... Altında kim kalır bilinmez...

Toplum değiştirebilme gücünü eline aldı...

Yaşanan süreçler sayesinde halkın belli bir istenç etrafında birleşince karşısında hiçbir gücün duramayacağını yeniden görmesi, uğruna mücadele edilecek fikir ve ideoloji yoksunlaşması, bir evrim sürecini de beraberinde getirdi... 2002-2005 süreci bir devrim süreci de olabilir ancak bu süreç aynı zamanda günümüze kadar uzanan bir evrilme sürecidir de aynı zamanda...

Toplumun devrimle “değiştirebilme erkini” eline alması ile başlayan ve daha sonra evrimle gelen “bunu seçelim”den öte “bunu gönderelim gitsin” dönemi bu süredeki hemen hemen tüm seçimlerde karşımıza çıkmaya başladı...

Dikkatinizi çekerim... 2005’le birlikte hemen hemen yapılan tüm seçimlerde bir gönderme vakası vardır. Peki bunun adı neden kazanma değil de gönderme vakasıdır? Çünkü seçim sonrası seçmenin ağzından “şunu kazandırdık” cümlesi değil, şunu yolladık cümlesi çok daha sıklıkla duyulmaktadır... Motivasyon kazandırmaktan öte, yollatma, gönderme isteği ile sağlanmaktadır. Bu da getirelimden çok, gönderlim mantığının tezahürüdür.

Yani son dönemlerde yapılan hemen hemen tüm seçimlerde seçilen “kurtarıcıdan çok cezalandırıcıdır” ...

Son dönemlerde bu mantıkla hareket eden seçmen, kişilerin yarıştığı, yerel seçim, cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi seçimlerde bambaşka yüzlere, partilerin yarıştığı seçimlerde ise yeni partiler olmayışından bir diğer partiye oy verme güdüsü ile sandık başına gitmiştir.

Halkın Partisi kurulduktan sonra durum biraz değişecek gibi.... Yeni partiler olmayışından son dönemlerde kişileri cezalandırma hazzının doruklarına ulaşmış toplumun şimdi önünde yeni ve potansiyel bir de parti var... Bu gerçek akıllara acaba sorusunu da berberinde getirmektedir... Yoksa şimdi sıra partilerde mi?

 

Bu bölümde önce seçmen davranışları ve ülke koşullarını irdeledikten sonra yarınki yazımızda yeni kurulan partinin bu ihtiyaçların hangilerini karşılamaya namzet olduğuna, liderine, yapılanmasına, eksilerine ve artılarına bakacağız...

 

Devamı var 1/3

 1/3 Yarın devam ediyor...

 
 
7 Ocak 2016 Perşembe 09:13
Okunma: 3335
 

(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
 
Gazete Manşetleri
 
Anket
2017 yılı içerisinde bir erken seçim olmalı mı?
Evet
Hayır
Krarasızım
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
Kuzey’de ‘Rum mülkü’ satın alanların durumuGöbek eriten 10 baharatZayıflamak isteyenlere 5 uzman 5 süper öneriGünde iki fincan kahve içen erkeklerin...Kıbrıs'ta gezilecek yerlerSu geldi Rumlar çıldırdı İşte muhtemel yeni Kıbrıs haritasıTürkiye güzeli bakın kim çıktı!Doğu Akdeniz’de Enerji Stratejileri ve Bölgesel Güvenliğin GeleceğiDoğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları: Yeni bir jeopolitik mücadele sahası mı?
 
TÜRKİYE'DEN GELEN SUYUN DAĞITIMI VE PROJELENDİRİLMESİ ÇALIŞTAYI'NIN SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDIDoğu Akdeniz’de zengin gaz ve petrol rezervleri
 
 
Nöbetçi Eczaneler
LEFKOŞA KADER ECZANESİ  (Tel : (392)223-5499)
SEROL ECZANESI  (Tel : (392)227-2064)
GAZİ MAĞUSA SAKARYA ECZANESI  (Tel : (392)365-2989)
GİRNE SERTAÇ ECZANESI  (Tel : (392)815-9067)
GÜZELYURT İNCİ ECZANESI  (Tel : (392)714-3252)
 
Devlet Piyangosu