Son dönemlerde muhalefet, mecliste üst üste yasa geri çektirme rekorları kırıyor. Bunu yasa tasarısının ivediliğinin geri çekilmesine üzüldüğümden söylemiyorum. Bir yasa tasarısı hatalı, eksik, yarım geçeceğine, geri çekilmesi bu halk için faydalıdır. Bu noktada muhalefeti dün gösterdiği performansından dolayı kutluyorum.

Benim takıldığım nokta başkadır...

Yasaların geri çekilmelerinin bir gerekçesi elbette muhalefetin dik duruşudur. Ancak bir diğer neden UBP’nin son dönemlerde, özellikle meclise sunduğu yasa tasarılarını ya hazırlanmadan sunması ya da içselleştirmeden, inanmadan sunmasıdır.

Örneğin, Yerel Yönetimler Reformunun geçmesiyle bu halkın ne kazanacağını kimse hala bilmemektedir. Konu belediye sayılarının azaltılması mıdır, yoksa yapısal bir reform mudur, halkın bu işten kazanacağı nedir? Bu sorular hala açıktadır örneğin.

Reformun takılıp kalmasının nedeni de budur kanımca. Yoksa halk kendine hizmet olarak dönecek bir reforma neden karşı duruş sergiler ki? Konu meselenin topluma anlatılamaması ile alakalıdır.

Örneğin dün meclis gündemine getirilen yasaya "hoşnutsuzluk" kelimesi basit bir tercüme hatası olarak mı girmiştir? Yoksa bilinçli mi? Ne işe yarayacaktır? Yasada bulunan "şeyler" ifadesi neyi anlatmaktadır? Kendi Cumhurbaşkanımızın yabancı ülke misyonunlarını koruma maddesinin içinde yer almasının nedeni nedir? Bu yasa anayasa ile uyumlu mudur? Anayasa mahkemesinden geri dönecek midir? Bu konuda örnek bir mahkeme karar var mıdır? Yasaklınyayın ne demektir. Elde bulunan telefonun dört bir yanından yayın fışkırırken yayın yasaklamak bu çağda mümkün müdür?

Muhalefet bunlara hazır şekilde meclise giderken yasa sahipleri neden bu soruların cevaplarına hazırlıklı değildir? Kimse bunlara neden yanıt verememiş ve neden yasalar savunulamamıştır. Bu yasa neden gereklidir, ne işe yarayacaktır. Hangi konudaki yasal açığı kapatacaktır neden ortaya konamamıştır örneğin.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Sayın Arıklı yasadan 2007'den zaten çıkarılmış "hoşnutsuzluk" teriminin hükümet tarafından yeniden yasaya eklendiği konusunda sanırım bilgilendirilmediğinden, çıkarırız o kelimeyi dahi diyebilmiştir mesela. İnsan çıkaracağı şeyi daha yeni sunduğu yasaya neden yazmaktadır?

İşin Özü şudur;

Bir adım atarsanız, düşünmeden atmayacaksınız. O adımın sağlamlığına güveniyorsanız o zaman geri adım atmayacaksınız. İnanmadığınızı savunamazsınız. O zaman savunamadığınızı ortaya koymayacaksınız. Bilmediğinizi savunamazsınız. O zaman bilmediğinizi tartışmaya açmayacaksınız. Sadece inandığınızı, bildiğinizi ve ülkeye fayda sağlayacağından emin olduğunuzu savunacaksınız. Dolayısı ile UBP, mecliste bulunan kendi vekillerinin dahi savunamayacağı, arkasında duramayacağı yasaları meclise taşımamalıdır.

Duruş bellidir. UBP'nin duruşu, o övündüğü 15 Kasım 1983'te yayınlanan bağımsızlık bildirisinin ilk cümlesinde yazdığı gibi "Kıbrıs Türk halkının istenç ve iradesine tercüman olmak" olmalıdır. UBP, gücünü Kıbrıs Türk Halkının istenç ve iradesinden almayan, Kıbrıs Türk Halkının büyük çoğunluğunun rızasına dayanmayan, kendinin içselleştiremediği, hazırlığını yapmadığı, gerekçelerini saptamadığı, hukukçularının görüşünü almadığı, kimselere danışmadığı ve o kürsüden savunamayacağı hiç bir öneriyi meclise getirmemelidir. Aksi UBP'ye ve halka kaybettirir, kazandırmaz.

Bir diğer konu. UBP kurulduğu günden bugüne bir kitle partisidir, kütle partisi değildir. Kapladığı yer büyük ancak işlevsiz hale getirilemez!!! UBP tabanına bu büyük kitleye yazıktır günahtır.

Bir başka konu, bir kitle partisi olan UBP kendi toplumuna yabancılaşmaya başlarsa, kendi toplumundan koparsa, seçmenini gidecek yerleri yok diye görmeye başlarsa ciddi bir hata yapmış olur. Bu ülkeyi ve UBP'yi sevdiğini iddia eden herkes, UBP'yi partisi gören, UBP'yi evi gören herkes buna azami özen göstermelidir.

Ülkede tüm siyasi partiler, UBP tabanına gıpta ile bakarken, UBP'nin güçlü örgütsel yapısını kendine örnek alırken tavan da bu tabana layık olmak için gerekli çabayı ortaya koymalıdır.

Ve son olarak bir önemli konu daha var.

UBP'nin doğasında Türkiye ile uyum içerisinde yürümek kurulduğu günden beridir vardır. Bu gayet normaldir. Çünkü Türkiye ilişkileri önemlidir ve yaşamsaldır. Bu düşünce UBP’nin mayasıdır. Kimsenin bundan rahatsız olmaya hakkı da yoktur.

Ne var ki UBP'nin uyum içerisinde olması gereken bir diğer unsur yani hamuru da Kıbrıslı Türklerdir.

Her ne kadar iki tarafın genel çıkarları ortak olsa da, hamurla maya gibi birbirleri ile yoğrulmuş olsalar da, nevi şahsına münhasır bir kimliği, kültürü ve yaşam tarzı olan Kıbrıslı Türklerlerin kurduğu UBP kendi özgün yapısını da korumalıdır.

UBP, kendi hamurunun doğasını, bir eksiklik ya da bir ayrışma noktası değil bir zenginlik olarak görmelidir.

Bu denge hangi yöne doğru bozulursa bozulsun hem ülkeye, hem Türkiye ilişkilerine hem de UBP'ye zarar verir. Yaşam dengedir. Dengesizlik öldürür.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.